Yakınlık

Reddedilme Korkusu
Nov 6 · 3 min read

Yakınlık denince ebeveynlerin çocuklarına olan yakınlığı geliyor benim aklıma ilk olarak, özellikle de anneyle olan yakınlık. Neden baba değil derseniz o baba hiç gelmemişti çünkü.

Bazı geceler babamın eve dönmesini balkonda oturup beklerdim. Onun eve gelmesini isterdim, elinde acaba bir poşet var mı yok mu merak ederdim. Eve geldiği zamanlar aslında yoktu o benim için evde; ya uyku saatim gelirdi o geldiğinde ya da futbol maçı seyrederdi ve iş arkadaşlarıyla yüksek sesle telefonla konuşurdu. Bu durumda annemle babamın yakınlığı ne olacaktı? Annem fiziksel olarak hep vardı; evde yemek yapar, evi temizler ve benim de derslerime elinden geldiğince destek olmaya çalışırdı.Eğitimin gücüne inanan bir kadındı benim annem. Bu kadın okuyamamıştı. O okumak istemişti fakat kız çocuklarının okutulmadığı, çocuk yaşta evlendirilmelerin olduğu bir ailede dünyaya gelmişti. Sabahları okula gidebilmem için erkenden uyanır beni uyandırır ve kahvaltımı hazırlayıp beni okula gönderirdi.Fakat aklıma takılan bir soru vardı, bana bu kadar bakım veren bir anne neden bana sarılmayı reddederdi? Anneme sarıla sarıla ağlamak isterdim, onun dizlerine yatıp uyumak isterdim. Anneme en son ağlayarak sarıldığım, hıçkıra hıçkıra ağlayıp dizine uzandığım zaman babamın vefat ettiği gündü. O da bana sarılmıştı, ağlamıştı ve ayak parmaklarının ucuyla benim ayak parmaklarımın ucuna basmıştı. Bilinçliydi bu hareketini yaparken bence belki desteğe, temasa, yakınlığa ihtiyacı vardı. Belki de hayatında nadiren birine ağlayarak sarılıyordu. Babasını kaybettiğinde çok küçük yaştaydı, hiç bir şeyin farkında olmadığını söylüyordu.Erken yaşında evlendirildiğinden ötürü annesinden ayrılmak zorunda kalmıştı. Ebeveyniyle yeteri kadar vakit geçiremeyen annem pek de yakın olmadığı eşinin kaybını yaşamıştı. Kim bilir belki de benimle bu yüzden vakit geçirmeyi reddediyordur. Annem dindar bir kadın. Benden de beklentisi dindar olmam yönünde. Son zamanlarda bana “eski seni istiyorum” diyor. Eski ben dindardı çünkü. Dindarlığın içini dolduramayacağım şuan siz nasıl tanımlarsanız. Annem “dindar ben” i istiyordu ama “dindar ben” kimliğimin neden oluştuğunu bilmiyordu.

Ben söyleyeyim anne dindardım çünkü eşcinseldim. Dindardım çünkü senin-sizin tarafınızdan kabullenmek istiyordum. Dindardım çünkü reddedilmekten korkuyordum, ebeveynim tarafından reddedilmekten korkuyordum. Büyüdüğüm yakın çevrem sık sık “erkek” gibi davranan kızların ve “kız” gibi davranan erkeklerin tanrı tarafından cezalandırılacağı bir dinden bahsediyordu. Tanrı kadınları erkekler, erkekleri de kadınlar için yaratmış öyle söylüyordu “YAKIN” çevrem. Bir erkeğin bir erkeği cinsel anlamda arzulaması helak a yol açarmış çünkü tarihte böyle olmuş öyle söylüyordu “YAKIN” çevrem. Kısacası, bütün bu bahsettiğim “YAKIN” çevremin bana söylediği ya da benim duyduğum din kokulu cümlelere aykırı hareket edersem hem tanrı tarafından hem de “YAKIN” çevrem tarafından reddedileceğimi gözlemlemiştim ve bir çocuk olarak reddedilmekten çok korkmuştum.

Bu çocuk hiç konuşmazsa hep sessiz kalırsa cennete gideceğini düşünürdü. Hiç konuşmazsa yaramazlık yapmaz, kimseyle kavga etmez ve bu sayede ahlaklı bir çocuk olacağını düşünürdü. E hiç konuşmazsa annesi, babası ya da diğerleri onu hiç anlamayacaktı, sırrını saklayabilecekti ve ebevenini hiç rahatsız etmeyecekti. Böyle planları vardı bu küçük çocuğun. Bu küçük çocuk “dindar” olmayı seçmemişti buna mecbur bırakılmıştı. Bu çocuğa sırrını saklayabilmesini veya bu sırdan kurtulabilmesini dinin sağlayabileceği mesajı verilmişti. Bu sır neydi biliyor musunuz? Bu sır bir hırsızlık değildi, bu sır bir taciz değildi, bu sır bir saygısızlık değildi, bu sır yalan söylemek değildi ve bu sıf küfür etmek değildi. Bu sır neydi biliyor musunuz, bu sır sadece çocuğun eşcinsel doğmasıydı. Bu sır sadece annenin çocuğu eşcinsel doğurmasıydı. Adına sır diyorum ama bir anne bilmez miydi doğurduğu çocuğu, anlamaz mıydı bedeninin içinde büyüyen gelişen bebeğini. Bal gibi de anlardı! Fakat anne çocuğunu bilmeyi de anlamayı da reddetmişti tıpkı ona sarılmayı reddettiği gibi. Reddediyordu çünkü sarılırsa kalp atışını duyacaktı çocuğunun, çocuğunun masum bedeninin anlayacaktı ama o anlamayı reddetti. Bu anne eşcinsel oğlunu anlamayı reddetmesini bile tek başına üstlenmişti çünkü ortada baba yoktu hep uzaktaydı, yakın olunca da göç gerçekleşti.

*Bir sonraki yazımda yazımda ebeveynlere önerilerimi paylaşacağım.

    Reddedilme Korkusu

    Written by

    Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
    Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
    Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade