“ÇÜNKÜ ZAMAN DEĞİŞİYOR”…

Bir adamın katetmesi gereken ne kadar yol var
Ona erkek demeniz için
Evet, ve kaç deniz aşmalı beyaz bir güvercin
Kumlarda uyumadan önce
Evet, ve top gülleleri kaç kez atılmalı
Sonsuza dek yasaklanmalarından önce
Cevap, dostum, rüzgarla esiyor
Cevap, rüzgarda uçuyor
Bir adam kaç kez yukarı bakmalı
Gökyüzünü görebilmesi için
Evet, ve bir adamın kaç kulağı olmalı
Insanların ağladığını duyabilmesi için
Evet, ve kaç ölüm olmalı onun bilmesi için
Ne kadar çok insanın öldüğünü?
Cevap, dostum, rüzgarda esiyor
Cevap, rüzgarda uçuyor
Kaç yıl geçmeli bir dağın varolabilmesi için
Suyla yıkılmaması için
Evet ve kaç yıl geçmeli bazı insanların yaşayabilmesi için
Özgür olmaları için izin verilmeden önce
Evet ve bir adam kaç kere çevirebilir başını
Sadece görmemek için
Cevap, dostum, rüzgarda esiyor
Cevap, rüzgarda uçuyor”

Blowin’ In The Wind / Bob Dylan

Bu çok anlamlı ve hepimizce çok iyi bilinen şakı sözleri, 2016 Nobel Edebiyat Ödülüne, denilene göre sürpriz bir kararla layık görülmüş, Amerikalı efsane müzisyen ve yazar Bob Dylan’a ait şüphesiz.

Müzik, kendi içinde bir uzay/zaman/mekan barındıran bildiğimiz zamana ait olmayan bir dünya. Bu dünyaya, bir kez kolları sıvayıp, tüm benliğiyle girdi mi insani bir başka hissederi algılar oluyor herşeyi. Tür ve tarz gözetmeksizin, aynı kendi olduğu gibi müziğin, yalınlıkla girildiğinde içine, hiç olmadığı kadar büyük bir saf gerçeklikle görebiliyor insan dünyayı. İyi müzisyenleri çok özel yapan da bu belki de. Zamansız bir yerden kendisini algılamak, belki sonsuz bir varlık olduğunu algılamak, dünyayı algılamak, doğanın mükemmel döngüsünü hissetmek. Belki de, daha korkusuz daha cesur yapan bu algıdır müzisyeni, müzikle öğrendiği daha da ötesi yaşadığı müzikle..

82 yaşında henüz kaybettiğimiz Leonard Cohen, “ Nobel ödülü, Everest Dağı gibi en yükseğe ödülü çakmak gibi” demiş Dylan’nın bu ödüle layık görülmesine. Daha sonra eklemiş Ekim ayında, New Yorker’a verdiği röportajda “artık ölmeye hazırım”. Gerçeği tüm çıplaklığıyla hissetmek, bütün yalınlığı ile dünyayı, yaşamı algılayan müzisyenlere, insanlara özgü birşey…

Cam malzemesi oldum olası dikkatimi çekmiştir, oluşumunu hayranlıkla seyrederim. Tıpkı her yeni müzikle karşılaşıldığı zaman yaşanan şey gibi olduğunu düşünürüm. İnsan, kendisini tüm karşılaştıkları ile birlikte yürüdüğü yolda ister istemez bir forma sokuyor, benliğini oluşturuyor. Benlik ne kadar kırılgan aslında, belki de ne şükür ki bu kadarı saklı fırsatları ile. Sanki yaşamın sunduğu seçeneklerden birisi, sırça benliği, kendimize rağmen ateşe atabilip eritip yeni oluşacak forma hem güvenmek ve hem de her an aldığımız nefesle üfleyip yeni bir form verebilmek, nefes alınan her an yapabilmenin sınırsız imkanı ile. Bir diğeri de, benliği kırıp parçalara ayrılmasını deneyimlemek, nasıl toplanacağını, kimin toplayacağını bilemeden..

İşte, sanatçı olmanın bendeki tanımı, bendeki deneyimi sanırım kendini unutarak ateşe atılabilmek ve sonra formu üfleyerek, nazikçe tekrar oluşturabilmek özgürlüğü. Üfeleme pratiğinden olsa gerek, her seferinde akciğerileri bir açılıyor insanın, önündeki engeller kalkıyor, kalbi genişliyor, büyüyor, daha bir kapsayıcı, gerçek, yalın oluyor. Her yeni şeyde, aynı saf heyecan ile sanki daha evvel hiç birşey yapmamışçasına tekrar ve tekrar aynı ateşin içine yumuşacık. Belki bundandır ki, gerçekten deneyimle bilgeleşmiş insanların tek bir kelimesi bile fersahlarca derindir, her an başka bir tarafı görülür, anlaşılır, hissedilir, düşünülür.

İşte bu her iki müzisyen de , böyleler bana göre. Hem müziğe, hem de yaşama karşı olağanüstü dürüstçe cesaretli yaklaşımları, defalarca kendilerini inandıkları şeye atmış, yanmış, yalınlaşmış iki efsane. Hangi müzik türü veya ne ile ilgilenirlerse ilgilensinler ilham veriyor.

Sadece inandığı şeyi yapmış olmanın verdiği birşey ile gelen bir yalınlıkla olsa gerek ki, Dylan, Nobel 2016 Edebiyat Ödülünü kazandığını ilk duyduğunda, kendi deyimiyle, “Nobel Ödülü hakkındaki haber nedeniyle nutlum tutuldu.”. oldu.

Gerçek ismi Robert Allen Zimmerman, 24 Mayıs 1941 senesinde, Minnesota eyaletinin Duluth şehrinde doğdu. Bolca göçlerin olduğu bir ailenin çocuğu Dylan. Baba tarafından büyükbabası Zigman Zimmerman ve babaannesi Anna Zimmerman Trabzon’dan, önce Odessa’ya, ardından, 1905 senesinde burada yaşadıkları antisemitik hareketlerden dolayı ABD’ye göç etmişler. Anne tarafından ise, dedesi Benjamin Edelstein ve anneannesi Lybba Edelstein Litvanya’lı Yahudiler olup 1902 senesinde ABD’ye göç etmişler. Dylan kendi anılarında, babaannesinin ailesinin, Kağızman yani Karslı olduklarını dile getirmiş. Kağızman, tarihsel geçmişi nedeniyle Rus etkisinin bolca olduğu Kars’ın bir ilçesi. Ne tuhaftır ki, daha bu yaz babaannemin annesinin evini bulmak üzere gittiğim Kastoria’da, sokakta Türkçe konuştuğumuzu duyan Sofia ağlayarak boynumuza sarıldı. Meğer anneannesi Trabzon’dan mübadil olarak Kastoria’ya gelmiş ve hiç Rumca öğrenmemiş, bu yüzden Sofia Türkçe hatırlıyor. Bizi duyduğu anda, kendisi Trabzon’da doğmamış olmasına rağmen toprağım diye sarıldı bize. Ama aynı zamanda ben de Kastoria’da aynı aidiyet hissi ile doldum, sanki toprağımdı orası. Aidiyet duygusunu çok düşündüm daha sonra, İstanbul ile derinden bir aşk yaşıyor olmamıza rağmen, aslında kendimi oraya çok ait hissetmemden dolayı, acaba dedim bu aidiyet hissini hissetmek için neler yaptım bugüne kadar, nerelerden geçirdi beni, nereler vardırttı, diye..

Şimdi, bugün Bob Dylan’a: sözlerine, müziğine ve en önemlisi dünyayı bu kadar kurtarmak istemesine bir de buradan bakınca, yoğun yer değiştirmeler hatta kıta değiştiren bir ailenin torunu olarak bu aidiyet duygusunu ne yüce bir şekilde sanatla dönüştürdüğünü görebiliyorum. Babaannesinin ailesi İstanbullu imiş, ilk gençliğinde söylediği Richie Vales’in “In a Turkish Town” yani “Bir türk Kasabasında” adlı şarkısı ile çok yakın hissettiğini, söylüyor Dylan. İçinde bütün bu yerlerin hazinesinin ışığıyla, sadece dünyaya ait olarak, üstelik dünyada geçici fakat dünyanın kalıcı olduğunun bilinci ile. Herşey bir devinim içerisinde gerçekleşiyor, diyor, birşeye bu kadar tutunmak yersiz, der gibi aşağıdaki şarkı sözleri:

Gelin, toplanın insanlar, her nerede geziyorsanız.
Ve kabullenin çevrenizdeki sular yükseldi artık.
Eğer zamanınız sizce biraz değerli ise
Yüzmeye başlasanız iyi olur.
Yoksa bir taş gibi dibe çökeceksiniz.
Çünkü zaman değişiyor.
Gelin yazarlar, eleştirmenler
Kalemleriyle bilgelesenler,
İyi açin gözlerinizi,
Şans bir daha geri gelmeyecek,
Acele etmeyin konuşmakta,
Çark hala dönmekte
Ve kimse söylemiyor kimde topun duracağını
Şimdi kaybeden
Sonra elbette kazanacak,
Çünkü zaman değişiyor.
Gelin senatörler, kongre üyeleri,
Kulak verin çağrıma.
Durmayın yolda
Tıkamayın koridoru,
Çünkü bugün incinen
Yarın koltukta olacak.
Dışarda bir savaş var,
Ve kızışmakta.
Yakında pencerelerinizi sarsacak,
Ve duvarlarınızı titretecek,
Çünkü zaman değişiyor.
Gelin anneler babalar ulkenin her bir yanından.
Ve eleştirmeyin anlayamadığınızı.
Oğullarınız, kızlarınız kontrolünüzden çıktılar.
Sizin eski yolunuz hızla yıpranıyor.
Lütfen çekilin yeni yoldan
Eğer uzatmayacaksanız ellerinizi.
Çünkü zaman değişiyor
Çizgiler çekildi,
Lanetler okundu
Şimdi yavaş olan sonra hızlanacak,
Şimdi var olan yakında geçmişte kalacak,
Düzeniniz yitmekte alelacele,
Şimdi en önde giden yakında sonuncu olacak
Çünkü zaman değişiyor.”

The Times They Are A-changin’/Bob Dylan

”Huzurevine oranla daha fazla kişinin öldüğü yer” olarak tanımladığı Üniversite’den atıldıktan sonra, “The Freewheelin” Bob Dylan” çalışması ile müzik dünyasında yerini almış. “Blowin’ In the Wind” kısa bir zaman içerisinde hemen herkesin dilinde olmuş.

Her şarkısında, her seferinde farklı bir şeylerden bahsetmiş. Savaşların anlamsızlığından, Tanrı’dan, adaletsizlikten, seksten, aşktan, sevgiden bahsetmiş. Her bir seferinde, kimsenin ne diyeceğini umursamadan değişik kesimlerin tepkisini çekmiş. Hep başka başka şeyler söylediği için, çoğu kişi onun sadece içinden geleni yaptığını düşünmüş. Belki de, kitleler, onu sadece görmek istedikleri gibi gördüler. Gitarı ve armonikasından başka hiçbirşeye ihtiyaç duymadığı için folk müziğini seçmiş. Belki de maddenin sahip olma güdümüne güçlü bir karşı koyuştu. Hiçbirşeye ait olmamak ama bir yandan da herşeye ait olabilmek…

“Knockin’ on Heaven’s Door”, “One more Cup of Coffee”, “Blowin’ in the Wind”, “Like a Rolling Stone”, “All Along the Watchtower” ve daha niceleri gibi, sözleri ve müziğiyle birçok başarılı şarkıya imzasını atmış Bob Dylan’ın, 1962’de çıkarttığı “Bob Dylan” albümünden, 2016’da çıkarttığı “Fallen Angels” albümüne kadar 69 tane albümü, 11 tane Grammy ödülü ve “Things Have Changed” isimli şarkısı ile de bir Oscar ödülü bulunuyor.

Kim bilir kaç tane şarkı ile kendini attığı ateşlerle şekillenmiş 69 albüm / 69 sırça form ile, her ne kadar kendisinin nutku tutulsa da, Nobel ödülüne layık görülmüş olması şaşırtıcı değil asla ve hatta bu ödül, gelecek nesillerin, her nereye ait olurlarsa olsunlar, din / dil / ırk farklarının üzerine çıkıp, kendi özgün seslerini çıkartması için yüreklendirici bir umut…

Renan Koen, 16 Kasım’ 2016

*Şalom Dergi, Aralık 2016 Sayısında yayınlanmıştır.

Tüm hakkı saklıdır.