Holokost ve Müzik / Brundibar Operası-Hans Krasa

Brundibar: kelime anlamı “yaban arısı”….Modern tarih Doktoru olan bir Çek dostuma acaba bir başka anlamı daha olabilir mi? diye sorduğumda “homurdanmak, gümbürdemek, yakınmak” dedi…”O zaman bu operanın ismi, iki anlama da geliyor olabilir mi? Birisi, ailelerinden ayrılmak zorunda bırakılmış çocukların yetimhanedeki iç yakınmaları ve bir diğeri de “kurt”un yani Hitler’in gürlemeleri için gizli bir anlam?” diye sorduğumda, “ evet, aynen de öyle” diye cevap verdi….

Terezin Toplama Kampı

Adını 1740–80 yılları arasında hüküm sürmüş imparatorun annesi olan Maria Theresa’dan almış olan ve Çekoslovakya’da bulunan Terezin şehri, II. Dünya Savaşı sırasında, 10 Haziran 1940’ta Nazi’ler tarafından işgal edilmiştir. Onlarca, yüzlerce, binlerce sanatçının tutsak edildiği Terezin Toplama Kampı yine Nazi’ler tarafından 24 Kasım 1941 tarihinde oluşturulmuştur.

Yaşam şartlarının çok zor olması dolayısıyla Terezin Toplama Kampında binlerce Yahudi yaşamını yitirdi. 7000 kişinin yaşaması uygun olan yere 50.000 üzerine Yahudi getirildiği için yaşam şartları iyice zorlaşmış, yiyecek kıtlığından dolayı birçok esir zayıf düşerek hayatlarını kaybetti. Hastalıklara karşı da ilaç kullanımı cezası ağır işçilik veya ölüm olmak üzere kesinlikle yasaktı. Bu ağır şartlarda da olsa bazı sanatçılar ve besteciler yaratım gücüyle hayatta kalmayı ve eserler vermeye devam etmeyi başardılar.

Brundibar Operası

Libretist şanslıydı; çünkü Brundibar sayesinde Londra’dan bir davet almış ve Çekoslovakya’ya dönüşü ülkenin bağımsızlaşmasını bulmuştu.

Bir sonraki sene Haziran ayında transfer edilenlerin arasına Freudenfeldler de katılmıştı. R. Franek Freudenfeld bu yayımcının yazarlarından birine yazdığı 65 tarihli mektupların birinde “En değerli hazinem gibi piyano notalarımı kontrol noktalarından kaçırmayı başarabilmiştim” der “ve daha ilk gün bunların hepsini besteciye yeni bir partisyon yazması için vermişti (m)” bile.

Brundibar’ın Terezin’deki o ilk meşhur gecesi, yani 23 Eylül 1943’te, Magdeburg kışlasında gerçekleşmişti. “Çocuklar operayı daha başından çok sevmişlerdi. Hem müziği hem de metni. İkisi de çocukçaydı. Müzik modern ve melodik karakterdeydi.” (R. Franek Terezinska Skola –[The Terezin School- Terezin Okulu], Prag 1965)

Terezin Gettosunda bu opera elli beş kere, “gayri resmi bir şekilde”, yurdun koridorlarında ve avlu köşelerinde, sahnelenmişti. Hatta o denli sıklıkla seslendirildi ki saymak imkansızdı. Bunun önemini Alman Lagerkommandosu bile yadsıyamamıştı, hatta bu eseri 23 Haziran 1944’teki Kızıl Haç teftişlerinde “Terezin tatil köyündeki” “güzel ve mutlu hayatın” bir kanıtı olarak göstermeyi bile düşünmüşlerdi. Goebbels’in emri üzerine film “Terezin Cenneti” isimli bir film yapıldı. “Der Führer schenkt den Juden ein Stadt” (Führer, Yahudilere bir şehir hediye ediyor” başlıklı filmde- ki Kurt Gerron direktörlüğünü yapması için zorlanmıştı- Brundibar da unutulmamıştı. Lakin, bu sahtekar Nazi propagandası bir işe daha yaramıştı: Terezin’in çocuk şehitlerinin sesleri ve finalde söyledikleri zafer şarkıları ebediyete ulaşmak üzere kaydedilebilmişti.

Kandırılan Kızıl Haç yetkililerinin ziyaretlerinden sonra yaşam eski haline dönmekte gecikmemişti. Ölüm çanlarının haftada 300 kere çalması olağandı artık. Nakledilenlerin sayısı ve nakillerin sıklığı gittikçe artıyordu. Brundibar’ın yazarı Terezin’den 16 Ekim 1944’te yola çıkan Er naklinde 940. sıra sayısıydı! Tren yarı ölü yolcularını iki gün sonra Auschwitz’e getirmişti. Hayatta kalanların tanıklıklarına göre, Krasa’nın hayatı daha o gün gaz odalarından birinde son buldu.

HANS KRASA (1899 Prag — 1944 Aushwitz )

Hans Krasa 30 Kasım 1899 tarihinde Prag’da Çek-Alman bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Bir insan ve sanatçı olarak olgunlaşması zor bir dönem olan İkinci Dünya Savaşına paralel olarak gelişti. Bu aynı zamanda milliyetçi tutkuların ötesinde yeni bir sanat anlayışının doğduğu da bir dönemdi. Krasa’nın Prag çevresine olan bağlılığı sadece ırksal bir yakınlık duymasının ötesinde bir durumdu. Deutsche Akademie für Musik un darstellende Kunst’ta (Alman Müzik ve Sahne Sanatları Akademisi) Alexander von Zemlinsky’nin öğrencisi oldu. Okuldan Morgenstern’in İdam Şarkıları’nın metinleri üzerinde yazdığı Orkestral Groteskler ile mezun oldu ve eser eleştirmenlerden çok olumlu yorumlar aldı. E. Rychnowsky kendisinden doğmakta olan yeni bir yıldız olarak bahsetti. İki yıl sonra Küçük Orkestra için Senfoni başlıklı eseri ve Yaylı Quartet için eseri Paris’te ilk kez seslendirildi. Kısa bir süreliğine Albert Roussel ile bestecilik üzerine çalıştı. Fransız müziğine olduğu kadar Fransız edebiyatına karşı da özel bir ilgisi vardı. Ayrıca Dostoyevski’nin eserlerine kendini de son derece yakın hissederdi. İlk operası Verlobung im Traum (Bethrothal in a Dream/Rüyada Nişan) Dostoyevski’nin kısa romanı “Amcanın Rüyası” üzerine bir kurgulamaydı. Eser 1933 yılı Maifestspiele (Mayıs Festivali) etkinlikleri çerçevesinde Prag’taki Neues Deutsches Theater’de (Yeni Alman Tiyatrosu) izleyenlerin beğenisine sunulduğunda çok sıcak karşılandı ve besteci bu sayede Çek Devlet Nişanı ile ödüllendirildi.

Krasa, günlük gazete Prager Tagblatt’ın sanatçı çevresi, Çek grafik sanatçıları ve Manes adlı derneğin edebiyatçı çevresi ile çok yakın ilişkiler içindeydi. Hatta üylerden biri olan Adolf Hoffmesiter ile iki ortak çalışma da yürütmüştü. Birincisinde Hoffmeister’in Çek Tiyatrosu D 35 ve Alman Tiyatrosu Kleine Bühne’de (Küçük Sahne) (Friedrich Torberg’in çevirisi ile) sahnelenen Mladi ve hre adlı oyunu (Gençlik Oynuyor) eserinin müziklerini bestelemişti. Bu oyundan Ann’in şarkısının gördüğü ilgi üzerine Krasa bundan ilham alan iki oda müziği eseri besteledi: Temaa ve Varyasyonlar yaylı quarteti ve Cembalo ve Yedi Enstrüman için Oda Müziği. İkinci ortak çalışma da özgür iken bitirebildiği son ese olan Brundibar operası üzerine gerçekleşmişti.

Terezin’de yeni eserler bestelemeye devam etti. Tanz, Passacaglia &Fuga, Bariton için Üç Şarkı, A Rimbaud’un V. Nezval tarafından Çekçeye çevrilen şiirleri üzerine Klarnet, Viyola ve Çello için olmak üzere yaylı trioları ve Küçük Orkestra için Uvertür bu eserler arasında yer alır. Eserleri aralarında önde gelen sanatçıların da bulunduğu getto sakinleri tarafından çok ustalıklı bir şekilde seslendirilmişti. Elde bulunan verilere göre, Uvertür Terezin’de icra edilemeyen yegane eserdi. Bu eserin ilk seslendirilişi elli yıl sonra 2 haziran 1993 tarihinde Kudüs’te gerçekleşti.

Brundibar operasının iki versiyonu birbirlerinden öncelikli olarak enstrümantasyon noktasında ayrılır. Eser aslen flüt, iki klarnet, trompet, piyano, I. ve II keman ve çello ile büyük ve küçük davul ve zil için bestelenmişti. Terezin’de Krasa orada bulabildiği enstrümanlar için eseri yeniden yazdı. Sonuçta eser daha az enstrümanın olduğu bir Oda orkestrası eseri formunu aldı. Yaylılar grubu 4 keman, ve birer çello ve kontrbas ile altı kişilik bir ensemble haline geldi. Flüt piccolo flüt ile dönüşümlü kullanıldı ve bakır nefesliler klarnet ve trompet ile tamamlandı. Vurmalılarda zil olmadığından gitarın ve bazı sahnede akordeon sesiyle canlı bir hava yaratılmaya çalışıldı. Ve tabi ki, piano ana enstrüman olarak bu ensembleda bile yerini aldı.

Terezin versiyonunda enstrümantasyon değişikliklerinden başka farklılıklar da var. Bunların en önemlileri de Perde I 7. Sahne (Çocukların İkinci Şarkısı),II. Perde 6. sahnedeki koro bölümü (Ağaçlar büyür) ve II.Perde 7. Sahnedeki Brundibar’ın takip edilme müziği gibi bölümlerin eserden çıkarılmış olmasıdır. Solo partilerin giriş çıkış kısımlarında yapılan kısaltma ve uzatmalar, kıtaların sayısındaki azalmalar, küçük melodik ve ritmik farklılaşımlar ile tonal transpozisyonlar yapılan diğer ikincil değişikliklerdi.

Öte yandan, Terezin gettosu prodüksiyonu için Krasa I. Perdenin final bölümünden ilham alarak tasarladığı yeni bir interlude –Serenade- bölümü bestelemişti.

Bu edisyon operanın orijinal Prag versiyonu baz alınarak hazırlanmıştır. Hem opera partisyonunda hem de piyano partisyonu tel bir kopya haline Terezin Anıtın’da 7156 envanter numarası ile muhafaza edilmektedir.

Büyük bir vahşet “Holokost”…Her ne kadar Brundibar Operası kabul edilebilmesi güç amaçlar için de kullanıldıysa da, kamptan daha çocukken kurtulabilmiş olanlar anlattığına göre, yine de müzik yapabilmek onlara umut vermiş, defalar ve defalarca….Sanırım aşk ve müzik ya da sanat her ne kadar bastırılsa da, yasaklansa da, bir yerden tekrar ve tekrar usanmadan aynı güçte filiz veriyor, büyümek ve genişlemek üzere… Müziğin gücü ve yarattığı pozitif dirence derin hayranlık ve tüm Holokost şehitlerine saygıyla…

Renan Koen, Aralık’ 2016

*Şalom Dergi, Ocak 2017 Sayısında yayınlanmıştır.

Tüm hakkı saklıdır.

Şalom Dergi Ocak 2017 Sayısı
Show your support

Clapping shows how much you appreciated Renan Koen’s story.