BİR ANTİK KENTTEN FAZLASI: ANİ

Ani, Kars şehir merkezine 42 km uzaklıkta, günümüzde Ocaklı köyü sınırlarında olan bir antik kenttir. Belki de çoğumuzun duymadığı duymuş olsa da hakkında pek bir şey bilmediği bu antik kent, hayatımda beni en çok etkileyen yerlerden biri oldu. Bakmayın siz başkalarının harabe dediğine ki ben örenyeri kelimesini kullanmaktan yanayım. Gidin, görün. Ne demek istediğimi anlayacaksınız. Tavsiyem Mayıs, Haziran aylarında gitmenizdir. Fakat siz kış ve sonbahar aylarında da gidebilirsiniz. Her mevsimin ayrı güzelliği olacağı kanısındayım. Mayıs ve haziran’ı tavsiye etmemin nedeni: bu aylarda etrafın yemyeşil ve havanın sıcaklığının ideal olacağıdır. Kışın donan Çıldır Gölü’nü de görmek isteyebilirsiniz. Tırmanmayı, yürümeyi, aksiyonu seviyorsanız bahar ve yaz ayları daha uygun.

Kars’a trenle geldikten, konaklamak için bir yer bulduktan sonra ertesi günün hazırlıklarına başladım. Kars’tan Ani’ye gitmek için şahsi aracınız yoksa 3 şekilde ulaşabilirsiniz. Otostop: havanın güzel olduğu zamanlarda çok uygun. Kars- Ani yoluna giden arabalar yanından geçecektir, köyün yakınında inip 2–3 km yürümeniz gerekebilir veya direk Ani’ye giden bir arabaya denk gelebilirsiniz. Şahsi arabalarıyla gelenler fazla sayıda çünkü. İkinci olarak belediye otobüsü: Her gün, saat 09.00 ve 13.00’da olmak üzere iki otobüs Kars şehir merkezindeki Gazi Ahmet Muhtar Paşa Konağı önünden kalkmaktadır. İsterseniz birinci otobüsle isterseniz ikinci otobüsle dönebilirsiniz. Ani’den dönüş saatleri de 11.30 ve 15.15. Son olarak: taksi. Zaten çok paranız varsa tavsiye vermeme gerek yok :) Onun içün gerekli açıklama yapmayacağım. Git gel 80–90 liraya anlaşabilirsiniz. Kimseye bağlı kalmadan istediğiniz zaman gelip gidebilirsiniz.

Ani’ye giden otobüs ve Arkadaki bina Gazi Ahmet Muhtar Paşa Konağı.

Seyahate daha yeni başladığım için otostop aklıma gelmemişti sonradan alıştım otostopa. Saat 09.00’daki otobüse bindim. Otobüste Ani’ye giden tek kişiydim, şaşırmıştım buna. Yaklaşık 40 dakika sonra bir köyün içinden (Ocaklı Köyü) geçerek Ani’ye geldim. Kaç saat duracağım konusunda kararsızlık yaşamıştım. Otobüs şoförü: “Seni bekleyeyim mi, gideyim mi?” deyince, bilemedim. Sonraİçeride bir şey yok zaten, sıkılırsın.” dedi. “E iyi madem 11’de burada olurum.” dedim. Ne bileyim ben Ani’nin Çankırı kadar büyük olduğunu. Gezerken burasının 2 saatte bitmeyeceğini, gezeceksen adam gibi gez düsturuyla koşa koşa geri döndüm adamı gönderdim. Tabi bu sıcakta 2’ye kadar gezince yürüyecek halim kalmadı. Şu ana kadar en dolu dolu gezdiğim yer Ani oldu diyebilirim. Güldüm, eğlendim, korkum, bol bol aksiyon yaşadım, yeni insanlarla tanışıp konuştum.

Ani gezimde ayrı olarak yaşadığım diğer bir olay ise üç farklı meslek erbabına benzetilmem oldu. Tripodla çekim yaparken bir dayı yanındakilere: “Bu adam arkeolog gibi bir şey, boş değil bu adam.”, Manuçer Cami’deki amcaların bana “Sen tarihçi misin?”, ve köyde çantamla yürürken bir abinin: “Sen sağlık bakanlığından mı geldin, hayvanlara küpe takmaya mı geldin?” demeleri hoşuma gitmişti.

Aman ALLAHIM, Neydi o tırmanış! Bostanlar Deresi Mağaralarını gezmeye gitmiştim. İşin doğrusu eczaneye benzeyen delikler dışında hepsi birbirine benziyordu. Daha sonra oranın ECZANE DEĞİL KUŞ EVİ OLDUĞUNU öğrendim. O zamanlar tabi Ptt olmayınca kuşlarla iletişim kuruyorlarmış sanırsam. E haliyle konaklama önemli. Gezdikten sonra yoldan dönmeye üşendim ve Selçuklu Sarayı’nın yamacından çıkmaya başladım. Bakın tırmanmaya demiyorum çıkmaya diyorum. Tırmanmayı seviyorum iki elini kullanarak, ayaklarını sağlam basarsın olur biter. Ama bu kez iki elim dolu (bir elimde tripod bir elimde büyük su şişesi vardı), bir yerden tutamıyordum ve toprak kayıyordu . Önce tripod ve suyu bir elime aldım ama bitmiyordu yokuş. Korktum, sonu yok diye. Sonra şişeyi fırlattım yukarı, iyi düzlük varmış geri gelmedi şişe diye sevindim. Yoksa geri dönecektim çıktığım yolu. Ve çıkmaya karar verdim.

Selçuklu Sarayı ve canım yamacı.
Yukarı çıkınca avazım çıktığı kadar bağırdım. Hayatımda o kadar rahatladığımı, hiç çekinmeden dağa taşa bağırdığımı hatırlamıyorum. Çok rahatlamıştım sesten gelen yankı da hoştu.

Ermenistan- Türkiye sınırındaydım. Arpaçay Nehri’nin ayırdığı o sınırdan çıkmıştım yukarı. Sınırda Ermeni çobanlar hayvanlarını otlatıyorlardı. Birbirleriyle uzaktan bağıra bağıra konuşuyor sesleri bize kadar geliyordu. Telefona gerek yok bağırsan karşı köy duyuyor öyle bir yankı. Dedim ya bir antik kentten fazlası ANİ diye. Oraya kadar gelip de şöyle bir bağırmadan dönmek olmaz. O kadar insan vardı hiç birinin bağırdığını görmedim. Çünkü hiç biri deli değildi, herkes akıllı bir tek ben deliydim. Olsun güzel delilik.

Oradan benim güzide eserime geçtim. Güzide diyorum çünkü yapı sağlam bir şekilde duruyor ve en çok oranın fotoğrafını gördüm. En çok vakit te burada geçirdim. Abughamrents (Poladoğlu) Kilisesi. Kiliseye girince bir Allah dedim, akustiğine bayıldım. Sonra Allahü Ekber Allahü Ekber dedim. Yine hoşuma gitti. Sonuçta metrûk kilise. Dayanamadım kilisenin içinde sonuna kadar bağıra bağıra Ezan-ı Muhammedî’yi okudum. Bu da böyle bir anımdır işte.

Abughamrents (Poladoğlu) Kilisesi.

Bu kilisenin çıkışında fotoğraf çekerken bir aile geldi yanıma. Çocukları susamış, bende suyu görünce rica ettiler (çünkü sadece girişte su satıyorlar) ben de bitmesini bekliyordum zaten verdim, çok teşekkür ettiler. Biraz ayaküstü muhabbet ettik. (Sanki oturacak yer varmış gibi de. Evet böyle bir sıkıntı vardı dağ taş her yer, oturacak yer yok.) Yanımdan uzaklaşınca annesi, çocuğa (daha 8–9 yaşlarında): “Sen de böyle bir üniversite öğrencisi olabilirsin.” demesine bayıldım.

Oradan yine çoğu insanın kısa tur yaptığı için uğramadığı iç kaleye gittim, yürürken aklıma Kekova bölgesindeki Simena Kalesi geldi. Yorgunduk, arkadaşım çıkmadı ben çıktım Simena Kalesine, değdi mi, fazlasıyla değdi. Burada da yorgundum ama çıktım, değdi. Kentin en uç noktasındaki Genç Kızlar Kilise’sini gördüm. “Gitsem mi?” diye düşünmeden daha “Bu kadar macera yeter” dedim. Tek başıma oralarda başıma bir şey gelse kimse bulamazdı beni. Kaleden şöyle Ani’ye Selçuklu Köprüsü’ne, Bakireler Manastırı’na baktım. Panoramik fotoğraflar çektim ve gelmediğim yoldan yıkılmış eserleri ziyaret ede ede tekrar kentin merkezine indim.

Panoramik Ani.
Bir aksiyon daha!

Çok yorulmakla birlikte Selçuklu Köprüsü ve Bakireler Manastırı’na gelmeden yakınlarında bir taş kaya bulmuştum. Bu taş kaya Türkiye ile Ermenistan sınırını ayıran Arpaçay Nehri’nin hemen üstünde. Yorulmuştum taşın üzerine oturdum. Ayaklarım boşlukta, düşsem sizlere ömür. Ama oturmasam içimde kalacaktı. Taş sağlam mı değil mi korkusu ile oturdum taşa. İki elimle tutunuyorum kayaya, fotoğraf çekmesem içimde kalırdı. Bir elim telefonda diğer elim taşta, taş yerinden çıkar mı çıkmaz mı diye korkarken kalbim atıyor başım dönüyor bir yandan da açlık fotoğrafı çektiğim gibi fazla sınırlarımı zorlamadan yerimden kalktım. Gidip şükür namazı kılacaktım neredeyse yaşıyorum diye. Çıkarken de otlayan keçiler gördüm ve Ani gezimi bitirdim.

Ani’ye Arslanlı kapıdan girerseniz karşınıza 3 yol çıkacaktır. Ben ilk girişimde ortadan ilerledim sonra geriye dönüp şoförü yolladıktan sonra sağdan başladım gezmeye bu yol Mağara Evlerine ve Selçuklu Sarayı’nın olduğu tarafa çıkıyor. Gezimi bitirdiğimde Küçük Hamam ve Tigran Honents Resimli Kilise’nin olduğu taraftan yani girişin sol tarafından bitirdim. Velhasıl kelam Ani’de adım atmadığım yol kalmadı. :)

Buraya kadar gelmişken Ocaklı Köyü’ne de uğramak lazım. Servis’in dönüşüne daha 1 saat vardı. Yürürken bir evin bahçesinde kazlar gördüm. Malum Kars’ın meşhur olan simgelerinden biri. Onları fotoğraflarken bir çocuk çıktı bahçeden bisikletiyle. Muhabbete girmek için: Kazların fotoğrafını çekebilir miyim?” dedim. Çocuk da: Tabi, içeriden de çekebilirsin. İstersen su da var içebilirsin.” dedi. Doğu’nun güzellikleri işte. Her yerde çay ikram ettiler, su ikram ettiler. Bunu, bu olaya dayandırarak söylemiyorum. 12 günlük seyahatimde gittiğim 4 şehire bakarak söylüyorum. Küçücük çocuk; ama düşünceli. Fotoğraf çektirmek istedim kabul etti. Hiç gülmüyordu ama. Dedim: “Olumm bu surat ne gülsene biraz.” deyince biraz tebessüm etti ama sonra yine aynı. Doğu’nun sertliğinden, hayatın gerçekliğinden olsa gerek. Benim gibi vıcık vıcık gülmedi yani. Şımarmıyor, kocaman adam ciddiyetiyle karşımda duruyordu. Adam gibi adam Yusuf EMİR dedim içimden.

Yusuf Emir ile.
Ocaklı Köyü’nden kareler.

Ani, 15 Temmuz 2016 tarihinde Unesco Kültür Mirası Listesi’ne alınmasıyla artık sadece Türkiye’nin değil tüm Dünya’nın en önemli kültür mirasları arasındaki yerini aldı. Ancak buna rağmen maalesef henüz hak ettiği ilgiyi bulmuş değil. Tabi Unesco Kültür Mirası Listesi’ne girmiş olmakla oradaki yaşayan insanları zor günler bekliyor. Sit alanındaki evlerin boşaltılması istenmiş ve bir çok aile mallarıyla, hayvanlarıyla yeni yaşamlarına ayak uydurmaları gerekiyor. Yusuf Emir’in ailesi de bunlardan biri. Ev’den bir teyze geldi, durumu anlatırken gözleri doldu. Allah yardımcıları olsun diyerek yola koyuldum. İstanbul’dan Kars’a gidince haliyle etraftaki tezek kokusu bile insana başka geliyor.

Ani’yi o kadar beğendim ki, günün sonunda: “Eğer Karslı biri ile evlenirsem düğün fotoğraflarımı Ani’de çektireceğim.” dedim. Bu olur mu, olmaz mı hayat ne gösterir bilmiyorum; ama ANİ, her mevsim görmek isteyeceğim, herkese tavsiye edeceğim bir şehir oBİR ANTİK KENTTEN FAZLASI: ANİ yazımı burada bitiriyorum. Daha çok yaşadığım olay ve gezdiğim yerler olsa da bu kadar kelam yeter deyip sözü burada kesiyorum.

Soldaki fotoğraf Manuçer Cami’den arkada Arpaçay ve İpek yolu’nun geçtiği Selçuklu Köprüsü. Sağdaki fotoğraf ise gezinin sonunda pertimin çıktığı an. :)
Buradan sonra antik kent ve kentteki eserler hakkında kendi çektiğim fotoğraflar ile bilgi vereceğim. Yazıları tek tek yazmak yerine http://www.gezibo.com/ani-harabeleri-kars/ adresinden aldığım bilgileri ekleyeceğim.
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.
Ani antik kentin genel görünümü.

Ani Antik Kenti Tarihi

Ani Antik Kenti M.Ö. 3000’den M.S. 16. Yüzyıla kadar yaklaşık 3600 yıl boyunca Anadolu’nun en zengin, en kalabalık ve en üstün nitelikte mimari eserlerle donatılmış yerleşim yerlerinden biri. 6400 km’lik İpek yolu üzerinde yer aldığı için özellikle 9. Ve 14. Yüzyıllar arasında Orta Çağ’ın en önemli ticaret merkezlerinden biri olmuş. Ani’de az ya da çok hüküm süren devletler sırasıyla Bargatlı, Bizans, Selçuklu, Gürcü, Harzemşah, Moğol, İlhanlı, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Afşar Türkleri ve son olarak da Osmanlılardır. Ani 1534–1878 yılları arasındaki Osmanlı döneminde pek tercih edilen bir şehir olmadığı için gözden düşüyor. 1878–1918 dönemindeki 40 yıllık egemenliklerinde Ruslar da Ani yerine Kars şehir merkezini tercih edince, bir dönemin gözdesi ve 100 bin nüfusluk kenti Ani tamamen kaderine terk edilmiş oluyor. Şehirdeki ilk kazı çalışmalarıysa 19. Yüzyıl sonlarında şehir Rus egemenliğindeyken başlatılıyor. Günümüzdeyse Ani Antik Kenti Arpaçay’ın yanı başındaki Kızlar Manastırı, İpek Yolu Köprüsü, Meryem Ana Katedrali, Selçuklu Camisi, Selçuklu Medresesi, Hamamları, M.Ö. 3000’li yıllardan mağara yerleşimleri ve en önemlisi de iyi korunmuş şehir surları ile Türkiye’nin en iyi kültür miraslarından biri olmaya devam etmekte ve ziyaretçilerini beklemektedir.


Ani Antik Kenti Surları

Ani’de ilk dikkatleri çeken şehri çevreleyen surlar. Tek gibi gözükse de bu surlar aslında 3 kademelidir: İlk surları 964 yılında Bargatlı Kralı 3. Aşot yaptırır. 977’de Aşot ölünce yerine oğlu 2. Sembat geçer. Sembat’ın krallığı 12 yıl sürse de şehri en çok geliştirenlerden biridir. Öyle ki şehir nüfusu 100 bini bulur ve bu nedenle Sembat şehri genişletip ikinci surları ekletir. 3. Surlar ise Selçuklu sultanı Alparslan şehri 1064 yılında fethedip kontrolünü bir Türk beyliği olan Şeddadilere verince, Şeddadiler beyi Ebul Menucehr tarafından yapılır. Görkemini halen koruyan Ani’nin surları üzerinde 7 tane kapı vardır ve bunların en önemlisiyse bugün hala şehre girerken kullanılan Arslanlı kapıdır.

Surlarla ilgili dikkatinizi çekmek istediğim iki ilginç bilgi var. Birincisi surlar üzerinde yer alan hayvan figürleri, gamalı haç ve Bargatlı hanedanının armalarıdır. Yılan, Kartal ve Arslan şeklindeki motifler gökyüzü ile yeryüzünün sihir ve gücünü temsil ederken surların şehre dönk tarafına yapılan gamalı haç ise sonsuz bir sürekliliği ifade eder ve Bargatlılara göre şehrin sonsuza kadar ayakta kalacağının işaretidir. İkinci ilginç bilgiyse iç ve dış sur kapılarının karşılıklı olmamasıdır. Bu da aslında önemli bir detayın göstergesi. Zira olası bir istila sırasında dış surdan girmeyi başaran düşman kendisini iç sur ile kapalı bir alanda bulur. Ayrıca iç sur ile dış sur arasındaki mesafe de kısa olduğundan düşman hem manevra yapamaz hem de koçbaşı kullanamayarak iç surların kapısını zorlayamaz ve zor bir duruma düşer. Son ilginç bilgiyse şehri uzun süreli kuşatmalara karşı korumak için surlar arasına inşa edilen destekleme kulelerinin erzak ve tahıl deposu olarak kullanılması.


Tigran Honents (Resimli) Kilisesi

Antik Kent’in Kuzeydoğusunda Arpaçay’a bakan tepede, Gürcülerin Ani’ye hakim olduğu dönemde, Ani’li zengin tüccar Tigran Honents tarafından 1215 yılında inşa edilmiştir. Kilisenin dış cephesindeki rölyef hayvan figürleri ve iç mekanda Hz. İsa’nın ve Ermenilere Hristiyanlığı getiren Aziz Gregory/Krikor Lusavoriç’in hayatından sahneler sunan freskler gerçekten de görülmeye değerdir.


Genç Kızlar Kilisesi (Bakireler Manastırı)

Tigran Honents Kilisesi’ne göre biraz daha aşağıda ve İpek Yolu Köprüsü’ne daha yakın bir yerde, eğimli bir arazide yer aldığı için özellikle kışın inilmesi zor bir yerdedir. Kilise 13. Yüzyılda Antik Kent’e ulaşan kervan yolunun başlangıç noktasında inşa edilmiştir. Etrafı surlarla çevrilmiş olan kilisenin kuzey istikametteki sarp kayalıklara uzanan Kervan yoluyla bağlantısını sağlamak için bir de galeri inşa edilmiştir. Galerinin önemli bir kısmı yıkılmış olsa da Kilisenin ana gövdesi ayaktadır ve cephe duvarlarındaki kabartma geometrik süslemeler görülmeye değerdir.


Rahibeler Manastırı (Kız Kalesi)

Bu manastır Türkiye Ermenistan sınırının en uç noktasındaki derin vadide, sarp kayalıklar üzerine inşa edildiği için günümüzde ulaşılması en zor eserlerden biridir. 13. Yüzyılda inşa edilen kilise ulaşılması zor bir yerde yer aldığı için günümüze kadar kısmen de olsa bütünlüğünü koruyabilmiştir.


Abughamrents (Poladoğlu) Kilisesi

Antik Kent’in Kuzeybatısında M.S. 980 yılında Prens Pahlavuni tarafından inşa ettirilmiştir. Dikkat ederseniz kilise silindirik bir yapıda sekizgen kubbeli olarak yapılmıştır ve sekizgen köşesinin her birinde bir pencere vardır. Ayrıca Kilise’de apsisi bulunmayışı bunun bir aile mezarlığı anısına anıt mezar binası olarak kullanıldığı sonucunu doğurmaktadır. Abughamrents Kilise’sindeki bir diğer ilginç detay da güney cephesi duvarında oyma tekniği ile bir güneş saatinin yapılmış olmasıdır. Bu kilisenin sonraki dönemlerde Selçuklu mimarisine örnek olduğu da söylenir.


Ebu’l Manuçehr Camii

Bu camii, planı bilinen ve günümüze kadar sağlam bir şekilde ulaşabilen en eski Selçuklu eseridir. Selçuklular Ani’yi 1064 yılında fethettikten sonra şehrin kontrolünü bir Türk beyliği olan Şeddadilere verir. Camii de 1072 yılında Şeddadiler beyi Ebu’l Manuçehr tarafından inşa edilir. Camiyle ilgili bir diğer önemli husus da Sivas Divriği Ulu Camii’nden daha önce inşa edildiği için Anadolu’daki ilk Türk camisi olmaz özelliği vardır. Camiye bitişik 99 basamaklı inşa edilen sekizgen köşeli minareyse Orta Asya Türk minare geleneğinin işaretidir. 4 odalı alt kısmı medrese olarak kullanılmıştır. Camiinin pencereleri muhteşem bir Arpaçay ve İpek Yolu Köprüsü manzarası sunar.


İpek Yolu Köprüsü

6400 km’lik İpek Yolu’nun Ermenistan Türkiye sınırındaki Arpaçay nehrinin üzerinde, Anadolu’ya ilk giriş noktasında yer almaktadır. Tarihi köprüyle ilgili ilginç bilgi M.S. 9. Yüzyılda ili katlı olarak inşa edilmiş olmasıdır. Köprünün zemin katı kervan geçişleri için, üst katı ise yaya ve asker geçişleri için kullanılmıştır. Köprünün gövdesi maalesef yıkılmış, günümüze sadece nehrin her iki yakasında kalan ayakları ulaşabilmiştir. Nehir kenarına doğru inmeden İpek Yolu Köprüsünü en güzel görebileceğiniz yer Ebu’l Menuçehr Camisinin pencereleridir.


Gagik Kilisesi

Aziz Prkich (Kutsal Kurtarıcı) Kilisesi

Büyük Katedral — Fethiye Camii

Bir diğer ismi de Meryem Ana Kilisesi olan bu güzel yapı Ani’de bütünlüğünü korumayı başarmış en büyük yapılardan biridir. Yazıtlara göre Bargatlı Kralı 2. Sembat tarafından 950 yılında başlanan yapımı eşi Katranide tarafından 1010 yılında tamamlanıyor. Kilisenin mimarı aynı yüzyılda İstanbul Ayasofya Kilisesi’nin kubbesini ikinci kez inşa eden mimar Tiridat’tır. Katedral 1064 yılında Sultan Alparslan’ın Ani’yi fethinden sonra camiye çevrilmiş ve ilk fetih namazı da burada kılınmıştır. Bu nedenle de Fethiye Camii olarak da anılmaktadır.


Selçuklu Sarayı

Ani’nin Kuzeybatı istikametinde sarp bir kayalık üzerine inşa edilmiştir. Saray’ın Selçukluların fethinden sonra Ebu’l Menuçehr tarafından yaptırıldığı düşünülmektedir. Büyük bir salon ve etrafında odalarla inşa edilen sarayın orijinal hali 3 katlıdır ancak 3. Katı ahşap olduğu için yıkılmış ve günümüze ulaşamamıştır. Sarayın girişindeki kapıda yer alan yıldız motifler Selçuklu mimarisinin en güzel taş işçiliğini göstermektedir ve gerçekten de görülmeye değerdir. Sarayla ilgili bir diğer ilgi çekici detay da içerisinde bulunan şadırvandır.


Ebu’l Muammerab Camii

M.S. 11 yüzyılda yine Şeddadlı Beyi Ebu’l Muammeran tarafından yaptırılan bu camii Ebu’l Menuçehr Camii’ne benzemektedir. Ancak onunkinden çok daha yüksek olan minaresi Ani’yi konu alan ilk gravürlerde yüksek ve sekizgen bir kuleymiş. Ancak 20. Yüzyıl başlarında yıkılan camii ve minareden geriye sadece kalıntılar kalmıştır.


Büyük ve Küçük Hamam

Selçuklular döneminde 11. yüzyılda yapılan küçük ve büyük hamamların eyvan, halvet ve yıkanma yerleri yapılan kazılar sonucu ortaya çıkarılmıştır. Günümüze sadece kalıntıları ulaşmış olsa da özellikle yıkanma yerlerinde ortaya çıkarılan ve Selçuklu mimari üslubuyla yapılan mukarnas ve nişler görülmeye değerdir.

Küçük Hamam.

İç Kale

İç Kale Ani’nin güneybatısında, Ebu’l Menuçehr Camisini geçtiken sonra, yüksekçe bir tepe üzerinde M.S. 4. Yüzyılda Kafkasları aşıp buraya gelen Bulgar-Valantur boyunun Karsak oymağı tarafından yapılmıştır. Karsaklar aynı zamanda Kars’a ismini veren topluluktur. Ermenice Midjnaberd diye adlandırılan İç Kale aslında bir komplekstir ve içerisinde saray, kilise ve mozoleler yer almaktadır. Ancak günümüze sadece tapınak ve saray kalıntıları ulaşabilmiştir.

İç Kale’den görüntüler.

Bostanlar Deresi Mağaraları

Bostanlar deresi Ani’nin batısında (Surlardaki ana kapıdan girdikten sonra sağ tarafta) ve dar bir vadi içerisinde yer alıyor. Mağaralar da bu vadi içerisindeki volkanik tüf tabakasından yapılmıştır. Görünümüyle Hasankeyf’teki mağaraları andıran Bostanlar Deresi mağaraları bu bölgedeki yerleşimin eski Tunç çağından beri devam ettiğini göstermektedir. Mağaralar içerisinde kuş evleri ve hayvan barınakları da dikkat çekmektedir

Ani Antik Kenti Kuş Evleri

Ani’de Bostanlar deresi civarlarındaki kayalarda görülen kuş evlerinin temiz ve düzgün dikdörtgen şeklinde yapılmış olması gerçekten de ilginçtir. Bu kuş evleri ayrıca bu bölgede kuşlarla haberleşmenin gerçekleştirildiği fikrini de akıllara getirmektedir.

Kuş Evleri.
Ateşgede Tapınağı

Kitabesi olmadığı için 4. Yüzyılda inşa edildiği düşünülen yapı Ani Antik Kenti’ndeki en eski yapıdır. Birinci Dünya Savaşı’ndan önce 1909 yılında Nikolai Marr’ın kazıları sonucu ortaya çıkarılan eserin bir Zerdüşt Tapınağı ya da Hristiyanlığın ilk dönemine ait bir eser olabileceği ihtimali üzerinde durulmuştur. Üst kısmı yıkılmış olan yapının 4 büyük sütununun arasına 12. Yüzyılda tetrakonchos (dört yapraklı yonca) planlı bir şapel eklenmiştir. Surların kapısından girdikten sonra dümdüz ilerlerseniz tapınağın günümüze ulaşan 4 sütununu görebilirsiniz.

Horomos Kilisesi

Horomos Kilisesi Ani Antik Kenti’nin tam olarak içinde değil, 6 km uzağında bulunan Koşevenk ören yerinde yer almaktadır. 10. Yüzyılda Bargatlı Kralı Abas tarafından yaptırılan kilise, Kars bölgesinde Orta Çağ döneminde yapılmış ve çan kulesi günümüze kadar sağlam ulaşabilmiş olan tek kilisedir.

Ani Antik Kenti — Ani Harabelerindeki kazı çalışmaları kim tarafından, ne zaman başlamıştır?

Ani Antik Kenti’ndeki ilk kazı çalışmaları Rus Dil Bilimler Akademisi’nde görevli olan Nicholas (Nikolay) Marr tarafından başlatılmıştır. Ani’deki tarihi eserlerin keşfi ve korunmasında çok önemli bir rolü olan Nicholas Marr kimdir diye soracak olursanız, kendisi 1864 yılında o dönem Rus İmparatorluğuna bağlı Gürcistan’ın Kutasi şehrinde doğan bir dil bilimcidir. Gürcistan’da doğup büyüyen Nicholas Marr, Saint Petersburg Üniversitesi’nde Arapça, Gürcüce ve Ermenice dilleri üzerine eğitimler alır ve aynı üniversitenin Doğu fakültesine dekan olarak atanır. Marr, özellikle Rus İmparatorluğunun egemenliği altında bulunan Kafkas bölgesinde konuşulan diller üzerine çalışmalar yürütür. Marr, Ani Antik Kenti’ndeki kazı çalışmalarına da 1892 yılında başlar ve 1917 yılına kadar sürdürür. Marr’dan sonra 1944 yılında Prof.Dr. Kılıç Kökten iç kale ve sur dışında çeşitli sondaj çalışmaları yapmıştır. 1965 yılındaysa Kemal Balkan, Büyük ve Küçük Hamam kazılarını gerçekleştirir. Ani’deki kazı çalışmaları 1989–2005 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Beyhan Karamağaralı başkanlığında, 2006 yılından itibaren de Kars Müzesi Müdürlüğü başkanlığında ve Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun danışmanlığıyla sürdürülmektedir.

ÖNEMLİ: Sizlere tavsiyem Ani Antik Kenti’ne gitmeden önce yazıcıdan bu yazının çıktısını almanız, böylelikle orada karşılaşacağınız her eserle ilgili az da olsa fikriniz olur.

Kaynak: http://www.gezibo.com/ani-harabeleri-kars/

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.