GİTTİLER…

Uzaktan seslerini iştirdim hep… Sarıydı, kızıldı ve en çok da gece gibi karaydı yaşama bağlılıkları… Çocuklukluktan kalma heveslerimi kıranlara duyduğum saf öfkeler gibi tepişirlerdi orda bir yerlerde… Ve hep orada kalacaklar sanırdım… Terli vücutlarının sıcağını korktuğum gecelerde yanımda hissederdim de, kalplerinden gözlerine giden o yoldan ne geçerdi hiç sezemezdim… Bir bir düştüler yola… Önce en gözü karası, ardından en korkağı ve en sona kaldı bir aşkı bu topraklarda bırakmaktan gönlü yananı.. Ve gittiler… O güzel atlar, o güzel yüreklerini sırtlanıp gitiler… Yaşar Kemal de demişti oysa; “Ben miyim, gece mi yaşam karası”. Onlar sandı ki, daha iş görmez sevdaları… Yılkı ya çıkan atlardı en sevdalı yaşayanları…

Anadolu’da pek çok çiflik sahibi; belli bir yaştan sonra iş göremez olduğunu düşündükleri atlarını doğaya salarak, kaderlerine terk ederler. Doğaya salınan bu atların halk arasında ismi ise; “yılkı atları”… Bu atların pek çoğu; zekaları ve yaşama azmiyle hayata tutunmayı başararak, zaman içinde kendi kolonilerini kurup çoğalmaya başlamışlar. Yeni nesilleri ile güçlenen bu yılkı atlarını zaptetmek ve artık gem altına vurmaksa oldukça zor… Yılkı diyerek küçümsenen atların doğadaki hayatta kalma mücadelesi ve azımsanmayacak güçleri oldukça etkileyici ve bir o kadar da görsel şölen havasında… “Gittiler…” isimli bu sergide tamamen doğal yaşama uyum sağlamış bu atların hikayesini, anda asılı kalan karelerle anlatmaya çalıştım… Günlerce gözlemleyip, aldığım binlerce kareden sonra, çocukluğumdan beri duyduğum hikayeleriyle, kaplerinden geçene belki erişirim umuduyla…