
NEDEN ALLAH’A İNANİYORUM ?
1
KOZMOLOJİNİN DAYANAKLARI: BİR PATLAMAYLA GELEN VAROLUŞ
Kelam Argümanı ,Imam Gazali’nin ortaya koyduğu şekliyle aşağıda belirteceğim üç basit adımdan oluşmaktadır: ‘Varlığı başlayan her şey bir nedene dayanır. Evrenin varlığı başlamıştır. Öyleyse o da bir nedene dayanır.’ Bu görüşün üzerine evrenin nedeninin ne olduğuna dair pek çok kavramsal analiz yapılabilir ve çok sayıda ilahi nitelik tanımlanabilir. Yazımı Gazalinin bin yıllık görüşlerini ihtiva eden üç aşamaya bağlı olarak yürütmeye karar verdim. Öncelikle ;
Birinci Bölüm: Başlangıcı Olan Her Şeyin Bir Nedeni Vardır
Kelam görüşü genel itibariyle iki kısımdan oluşmaktadır. İlk kısmı -varlığı başlayan her şey bir nedene dayanır- herkesin kabul edeceği gibi. Fakat ikinci kısmı ise -evrenin de bir başlangıcı olması- biraz daha karışık bir mesele. Oysa şimdi, bilimsel kanıtlar nedeniyle ateistler de evrenin bir başlangıcı olduğunu reddetmekte zorlanıyorlar. O yüzden ateistler görüşün ilk kısmına yüklenmek zorunda kaldılar ve halen kalmaktadırlar. Hayrete düşülen nokta ise metafiziksel olarak var olan bir şeyin var olmasını sağlayan bir nedeni olması gerektiği açık. Maddeler yokluktan birdenbire, sebepsiz yere, ortaya çıkmaz. Yine de Ateist Quentin Smith kitabında şöyle diyor ‘Akla en yatkın olan şey, bizim yokluktan, nedensiz ve amaçsız olarak var olduğumuzdur.’ Bu, ateizmin tabutuna çakılan fiyakalı bir çivi gibi duruyor! Bir insanın böyle bir şeyi en mantıklı açıklama olarak ileri sürebilmesi beni hayrete düşürüyor.
Genelde bu konumdaki insanlar, yapamayacaklarını bildikleri için görüşleri çürütmeye çalışmazlar. Onun yerine ‘bunun doğru olduğunu ispat edemezsin’ diyerek şüpheci bir yola başvururlar. Bu şüpheleri öyle bir seviyeye ulaşır ki artık hiçbir şey onları ikna edemez. Fakat diğer taraftan şüpheciyi oynamakta hakları var mı derseniz elbette. Evet ama istenilen deliller mantık sınırları içerisinde olmalıdır. Peki sunulabilecek deliller nelerdir ? Haydi onlara bakalım:
Eğer mutlak hiçliğin ne olduğunu kavramışsanız zaten görüşün birinci bölümü kendiliğinden anlaşılacaktır. Maddenin hiçlikten nedensiz bir şekilde ortaya çıktığı düşüncesi yanında sihir bile hafif kalır. Çünkü sihirbaz şapkadan tavşan çıkardığında ortada hem sihirbaz hem şapka zaten vardır!
Fakat ateizmde kainat hiçlikten öylesine var olur ve bunun hiçbir açıklaması yoktur. Kanaatimce insanlar mutlak yokluğun ne olduğunu kavradıklarında buna bağlı olarak eğer bir şeyin başlangıcı varsa onun hiçlikten ortaya çıkamayacağını anlayacaklardır. Bu görüşü doğrulamak için ampirik kanıtlara da sahibiz. Bu sürekli olarak doğrulanan ve hiç yalanlanmamış bir ilkedir. Biz hiçbir şeyin nedensiz yere birden ortaya çıktığına şahit olmadık.
Hiç kimse oturma odasında birdenbire bir atın belirerek halısını kirleteceğinden endişe etmez. Dolayısıyla bu bilimsel olarak sürekli doğrulanan bir kanıttır. En azından insan bunun doğruluğunun yanlışlığından daha mantıklı olduğunu anlayabilir.

İkinci Bölüm: Evrenin Bir Başlangıcı Vardı
Kelam görüşünün ikinci kısmına dönersek yüzyıllar öncesinde bu yazıyı yazıyor olsaydım evrenin belirgin bir noktadan var olmaya başladığı düşüncesi fazlasıyla tartışmalı bir görüş olacaktı. Hiç süphesiz evet. Antik Yunan’dan beri materyal dünyanın sonsuz olduğu düşünülmüş. Dindarlar ayetlere dayanarak bunu reddettiler, ama seküler bilim her zaman evrenin sonsuz olduğunu savundu. Dindarlar şunu söylüyorlardı, evren her ne kadar statik olsa da Tanrı onu yarattığından dolayı bir başlangıcı vardır. Dolayısıyla yirmi yüzyılda kainatın değişmeyen ve sonsuz bir yapı olmadığının anlaşılması seküler zihinler için tamamen bir yıkım oldu. Bunu hiç beklemiyorlardı.
Peki evrenin geçmişte bir noktadan var olmaya başladığını nereden biliyoruz ? Kanıtımız nedir ?
Temelde bunu ortaya koymanın iki yolu vardır. Biri matematiksel yada felsefi, diğeri ise bilimsel yol. Önce Philoponus’un ve orta çağ İslam teologlarının görüşlerinden yararlanacağımız matematiksel yolu ele alalım
Matematiğin Yolu ;
Temel olarak Müslümanlar ve Hristiyanlar matematiksel muhakemeyi kullanarak sonsuz bir geçmişin olmasının mümkün olup olmadığını anlamaya çalışmışlardır. Sonuçta evrenin yaşının sınırlı olduğu görüşüne vardılar. Yani onun bir başlangıcı olmalıydı.
Elinizde sonsuz sayıda şeyin olmasının ortaya çıkaracağı absürtlük üzerine durdular. Sonsuz bir geçmişte sonsuz sayıda şey olacağından dolayı geçmişin sonsuz olması mümkün değil. (İlk okuduğunuzda anlamadıysanız bendensiniz) Biraz daha açıklayıcı olmak gerekirse, size sonsuz sayıda misket vermeye çalıştığımı farz edelim. Bunun yolu tüm misketleri size vermektir ve böylece bana hiç misket kalmayacaktır.

Bunun diğer yolu da size sadece çift sayılı misketleri vermektir. Böyle yaparsam hem bende hem sizde sonsuz sayıda misket olur. Böylece her ikimizin elindeki misket sayısı eşit olduğu gibi bu sayı misketleri bölmeye başladığımız sayıyla da eşit olacaktır. Bunun diğer bir yolu da size dört ve üzeri misketleri vermem olacaktır ki bunun sonucunda da sizde sonsuz sayıda misket olurken bende üç tane misket kalacaktır.
Bu örneklerde de görüldüğü gibi sonsuz sayılarla yapılan işlemlerin sonuçları çelişkilidir. İlk örnekte size tüm misketleri verdim, sonsuz eksi sonsuz eşittir sıfır. İkinci örnekte size tüm çift sayılı misketleri verdim, sonsuz eksi sonsuz eşittir sonsuz; üçüncü örnekte de dört ve üzeri misketleri size verdim. sonsuz eksi sonsuz eşittir üç. Her bir örnekte de benzer rakamlar benzer rakamlardan çıkarıldı ama elde ettiğimiz sonuç hep farklı oldu.
Bu nedenle matematikçiler sınır üstü aritmetikte toplama çıkarma yapamazlar. Gördüğünüz gibi sonsuzluk fikri tümüyle kuramsaldır, o sadece bizim zihinlerimizde mevcuttur. Matematikçiler belli kurallar çerçevesinde çalışarak bu kuramsal dünyada sonsuz nicelik ve rakamları hesaplayabilirler. Fakat bunlar gerçek dünyada olabilecek bir temel teşkil etmez. Böylelikle geçmişte sonsuz sayıda olayın olması imkansızdır. Bu muhakkak bir başlangıcı gerekli kılar.
Konuyu daha da açmaya çalışırsak, gerçekten sonsuz sayıda şeye sahip olsan da bu şeyleri art arda dizerek bir yapı teşkil edilebilmesi mümkün değildir. Bu nedenle ne kadar eklenirse eklensin sonsuza erişebilmek için bir tane daha eklemek zorundalığı oluşacaktır. Buna ‘Sonsuza Geri Dönüş İmkansızlığı’ denir.
Eğer geçmiş sonsuz olsaydı günümüze ulaşmak için sonsuz geçmişi tersine çevirmemiz zorunlu olacaktı. Bu, birinin tüm negatif sayıları sayarak sonunda sıfıra yani günümüze ulaşmayı başarmasına benzemektedir. Bu tümüyle mantık dışıdır. Bu da evrenin bir başlangıcı olmasının zorunlu olduğunu gösteren bir delildir.
Bu delillerimizin ardından bazı arkadaşların kafasına takılma potansiyeli olan sorumuz geliyor ki o da;
‘ Eğer evrenin başlangıcı olmadığı mantık dışıysa Tanrı’nın başlangıcı olmadığı görüşü hakkında ne diyeceksiniz ?’
Şöyle ki değerli arkadaşım, evet haklısın Tanrı’nın da başlangıcı olmadığı fikrini de çürütür. Ama zaten bu klasik Tanrı inancı değildir. Zaman ve mekan Big Bang ile başlamış olan ve Tanrı tarafından yaratılmış şeylerdir. Eğer işte zamanın ötesine gidersek orada sonsuzluk vardır. Sonsuzluk olarak kast ettiğim şey zamansızlıktır. Sonsuz olan Tanrı zamandan ve mekandan münezzehtir. Nitekim Eugenie Scott bu konuyla alakalı şu cümleyi kurmuştur:
“Zamandan ve mekandan münezzeh olanı deney tüpüne sokamazsın”

Bilimin Yolu;
Bu noktada evrenin milyarlarca yıl önce Big Bang’le oluşmasıyla ilgili bilimsel bulgulara yönelelim.
Albert Einstein 1915 yılında izafiyet teorisini ortaya koyup bu teoriyi bir bütün olarak tüm evrenin var olmasının mümkün olmadığını görerek hayrete düştü. Yaptığı hesaplamalara göre evren büyüyor ya da küçülüyor olmak zorundaydı. Evreni hiç değilse kağıt üzerinde durağan yapabilmek için denklemine bir çarpan daha eklemek zorunda kalmıştı.
1920'lerde Rus matematikçi Alexander Freidmen ve Belçikalı gök bilimci George Lemaitre Einstein’ın teorisini temel alarak yeni bir model geliştirdiler. Evrenin genişlemekte olduğunu tahmin ediyorlardı. Şüphesiz bu, zaman içerisinde geriye gitmek demekti, evrenin henüz var olmadan önceki kaynağına dönmek yani. Gökbilimci Fred Hoyle biraz da alaya almak için buna Big Bang adını verdi, sonradan bu hep böyle anıldı.
1920'lerden itibaren bilim adamları bu matematiksel modeli destekleyen ampirik kanıtlar bulmaya başladılar. Örneğin 1929'da Amerikalı gökbilimci Edwin Hubble uzak galaksilerden bize ulaşan ışığın olması gerektiğinden daha kırmızı olduğunu ve bunun evrendeki tüm galaksiler için geçerli olduğunu fark etti. Hubble bu renk değişiminin nedeninin galaksilerin bizden uzaklaşması olduğunu söylemişti. Ona göre evren inanılmaz bir hızla genişliyordu. Hubble’ın astronomik gözlemleri Freidmen ve Lemaitre’nin tahminlerini ilk kez ampirik olarak doğrulamıştır.
Big Bang’i destekleyen üçüncü önemli bulgu ise hafif elementlerin kökenidir. Ağır elementler, karbon ve demir gibi, yıldızların içlerinde sentez olup süpernovalar vasıtasıyla patlayarak tüm evrene dağılırlar. Fakat hafif elementler, deuterium ve helyum gibi, yıldızların içerisinde sentez olamaz çünkü bunları oluşturmak için çok daha yüksek bir ısı gereklidir. Bu elementlerin ortaya çıkmasını sağlayacak yüksek ısıya ancak Big Bang sırasında milyarlarca derecede ulaşılmış olabilir, bunun başka bir açıklaması yoktur.
Gördüğümüz gibi Big Bang kaotik, düzensiz bir yapı değildir. Aksine, zeki canlıların ortaya çıkabilmesi için titizlikle ayarlanmış ve insan aklının sınırlarının ötesinde bir hassasiyete ve kompleksliğe sahip olan bir olaydır. Diğer bir deyişle kainat son derece özel başlangıç koşulları meydana gelerek sanki en başta bugünümüzü -ve bizi- görmüştür. Bu olgu Big Bang’in tesadüfi değil de planlı bir olay olduğunun en net göstergesidir. Bu durumdan rahatsız olan teorisyenler bu başlangıç koşulları bulunmadan tesadüfen kaç tane bizimki gibi bir evrenin var olabileceğini hesaplamaya çalışarak bu sorundan sıyrılmak istemektedirler. Enflasyon da bu girişimlerden biridir.
Üçüncü Adım: Sonuç Olarak Evren Nedensiz Değildir
Temel olarak var olan her şeyin bir nedeni vardır. Günümüzde modern astrofizik ve astronomi, Aquinas’ın kıstaslarıyla meseleyi ele alırsak, Tanrı’nın varlığının inkar edilemez olduğunu söylüyor. Var olan her şeyin bir nedeni vardır, öyleyse evrende var olduğuna göre onun da varoluşunun bir nedeni olmalıdır.
Bazı arkadaşlarımız Big Bang’in de bir tetikleyicisi olması gerektiğini düşünsede bunun nasıl tarif edilebileceğini merak edebilirler. Bu neden hakkında neler söyleyebiliriz bir bakalım. Şöyle ki :
Uzay ve zamanın nedeni nedensiz, zamansız, başlangıçsız, mekansız, elle tutulur olmayan ve kendi iradesi ve sınırsız gücü olan bir varlık olmak zorundadır ki bu Tanrı kavramının özüdür.
Pek çok ateist burada büyük bir çelişki görecektir. Yaratıcının bir nedeni olmadığını söylemenizi onlar asla kabul etmeyecektir. Örneğin ateist George Smith ‘Eğer her şeyin bir nedeni varsa Tanrıyı neden bundan ayrı tutuyoruz ?’ demektedir.
Değerli okuyucu bu soruyu soranlar sadece asıl meseleyi gözden kaçırıyorlar. Onlar kelamın ortaya koyduğu görüşün ilk bölümüne dikkat etmiyorlar. Her şeyin bir nedeni vardır denmiyor. Başlangıcı olan her şeyin bir nedeni vardır, deniyor. Aklı başında hiçbir filozofun her şeyin nedeni olduğunu söyleyeceğini sanmıyorum. Dolayısıyla kelamın ortaya koyduğu görüşü hakkıyla anlamamalarından ileri gelmektedir.
Buraya kadar okumuş olduğunuz kısım bir yaratıcının varlığına dair bilimsel ve felsefik sebepleri içeren yazı dizimin Kozmoloji bölümünü içeriyor. Sabrınızdan dolayı teşekkür eder, diğer bölümlerde görüşmek üzere.
Görüş ve önerilerinizi beklerim.