özgürlüğümüz bize ne yapıyor?

Bu benim ilk yazım olacak. Sitenin varlığından haberdar olalı bir hafta oldu. Siteyi ilk gördüğümde “ben de yazmalıyım.” diye içimden geçirmedim değil.

Son bir iki yıldır içimde bir yerlerde, zihnimde ve kalbimde oluşan bazı duygular, düşünceler vardı. Bunlar kimi zaman “aşk” a dair, kimi zaman insanların hal ve hareketlerine dair, kimi zaman kendimle yüzleşmeme dair, kimi zaman ise topluma dair oldu.

En basitinden şunu söyleyebilirim, mesela bugün caddede yürürken hafif toplu bir kız ile bir erkeğin yan yana yürüdüklerini ve erkeğin elini kızın omzuna atarak yürüdüğünü gördüm.

İçimden bu çocuk herhalde erkeklerin genelinde olduğu gibi “bu kız benim abicim.” havalarında biri dedim kendi kendime. Hatta bunu düşünürken birden sinirlendiğimi fark ettim. Çünkü birini seviyor olmanız her ne kadar o kişiye bağlılığınızı gösteriyor olsa da, siz onu sahiplendiğiniz anda sevgi söner. Çünkü insan her zaman için kendi özgürlüğünün peşindedir.

Ne olursa olsun; ister bir yönetim sizin özgürlüğünüzü kısıtlasın, ister anneniz babanız sizi baskısı altına alsın, ister sevgiliniz sınırlasın sizi.. siz her şeyden önce bir insansınız ve özgürlüğünüzün kısıtlanmasına bir boyun eğersiniz, iki eğersiniz; sonrasında her şey arap saçına döner.

Çünkü insan böyledir; insan özgürlüğünün kısıtlanmasına bir yere kadar dayanabilir; belli bir süre sonra bu istibdat hali onu kendini sorgulamaya, kendisiyle hesaplaşmaya iter.

Çocukluğumuzda hepimiz kim bilir kaç kez yaşamışızdır bu baskıyı.. Kendi adıma konuşayım; ben çok yaşadım.

Bir yaşam koçuna gidiyorum ve bu baskıyı yaşadığımı artık çok daha net görebiliyorum. Buradan kendisine bana kattığı farkındalıklar için sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum :)

Mesela çocukken oradan oraya koşup zıplıyorsunuz, kendi işinizi -döke saça da olsa- kendiniz halletmeye çalışıyorsunuz, resimdeki güneşi illa sarıya veya turuncuya değil de yeşile, mora boyuyorsunuz..

Aslında bunları yaparken gayet özgürsünüz ama bunların “denetleyicisi” olan büyüklerimiz bize fazla koşarsak terleyeceğimizi, kendi işimizi kendimizin yapamayacağını çünkü sonucunda ortalığın battığını, resimdeki güneşin illa sarı olması gerektiğini, yeşilden mordan güneş asla olmayacağını dikte ederek bizi kısıtlıyor.

Onlara sorsanız bunu bizim iyiliğimiz için yaptıklarını söylerler..

Peh, ne iyilik ne iyilik..!

Ben çocukken koşup zıplamıycam da büyüyünce iş hayatına atıldığımda ofisimde mi ip atlayıp zıplıycam ter atıcam?

Ben kendi işimi çocukken kendim yapmaya kalkmazsam, bir şeyleri deneye yanıla öğrenmezsem ilerde çoluğa çocuğa karışınca mı öğrenicem?!

…. ve bunun gibi daha pek çok karın ağrısı var :/

.. ve tanıştırayım biz bunlara Türkiye’de hayatın gerçekleri diyoruz.

Bizim iyiliğimizi istediklerine gerçekten inanmamız için önce onların kendi özgürlüklerini sorgulamaları gerekir. Çünkü kişinin kendisi özgür değilse, yaratıcılığı sönmüşse, kendi kendine bir şeyleri başarabilme yeterliği düşükse onun öz saygısı da, benlik algısı da her bi şeysi de düşüktür.

İşte maalesef çoğumuz böyle bir çevrede doğup böyle bir çevrede yetişiyoruz.

Şimdilik benden bu kadar.

Hadi kendinize iyi bakın..