kelime(lendirme) sendromu

okumayı çok erken yaşta öğrenmedim ama yazmayı ve okumayı öğrendiğimde bir tür “gölgelerin gücü adına!” hissiyatı yaşadım. düşündüklerimi, gördüklerimi ve ne hissettiğimi sadece kurşun kalem ve kağıtla anlatabiliyorum yani? birileri de bunu bulup aynı dili biliyorsa okuyabiliyor, e muhteşem bir gücüm var o zaman- birçok şeyi konuşmadan hiç tanımadığım çocuklara, bazen bana sus diyen büyüklere anlatırım o zaman?

yıllar boyu da sürdü bu inancım, kendimi ifade edeceğim diye her seferinde koşarak kelimelere gittim, yeni kelimeler öğrendim, bilmediğim şeyleri ve onlarla ilgili kelimeleri öğretenlere hayranlık duydum. kelimeleri hunharca savuranlara, ilgileniyorum dedikleri konuların kelimeleriyle tanışmak istemeyenlere kızdım. ne yaşadığını, beyninde-kalbinde-belki de ellerinde ne olduğunu belki de sadece bana kendi kelimeleriyle anlatanları sevdim. bir yandan da bazen kelimelerin ne kadar yorulduğunu farkettim, benden medet umma dedikleri anlar vardı. anlatmak istediğimi başka başka kelimelerle inatla ve inançla yazarken kelimelerin bana “boşuna” dediği anlar. bizi sakla dedikleri zamanlar da oldu, bizi böyle bir anda bir coşkuyla ya da bir hezeyanla ortaya döküverme dedikleri. meğer onların da tükenmişlik sendromu varmış da geç farketmiştim. susup bekleyince demleniyorlarmış. zaman geçtiğinde, yavaş yavaş onları özgür bırakmamı istiyorlar artık. zaten birlikte maceramızın en hassas noktası da bu: kendim kendi kelimelerimi seçeyim ve özgür bırakayım, bir başkası benim kelimelerimin hepsini bildiğini sanıp onları kuşatmasın istiyorlar. birşeyler ya da birileri kelimelerimi baştan sona ezbere tahmin edebileceğini sanıyor elbet kimi zaman, ama zor da olsa kelimelerim özgür kalacak: onları olduğu gibi duyanlarla paylaşılarak yankılanacaklar.

elbette yanımda durduğu halde kelimelerimi istemeyenler olacak, bazen anlattıklarım ve yazdıklarım duvarlara çarpıp geri dönecek ya da kuyularda yok olacak. susup yürüyeceğim o zaman, kanatları kapalı duracak kelimelerimin biraz. durmadan birbirinin kelimelerini onaylayan insanların yanından geçeceğim, aynı kelimeleri eğip büken şarkılar duyacağım.

ne de olsa, dinlenince gizli bir şifre gibi birkaç kelime bana ulaşacak kimbilir hangi mekanda, kimbilir hangi zamanda. bundan emin olunca, kelimeleri biriktirmek ve yaşamak gibisi yok.

Like what you read? Give safak erkol a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.