Yol aynı, yöntem aynı…

“Güncelleme” dediğimiz şey benim gibi hem politika hem de iletişim teknolojileriyle ilgili insanların hafızasında sadece yazılımsal bir mesele gibi durmuyor. Güncelleme, güncellenme, yaşadığın konjonktüre göre hareket ederek ya kendini muhafazaya almanı ya da daha geniş kesimlere ulaşma hedefini gerçekleştirmeni sağlıyor. Sayısal teknolojilerde olsun olmasın eğer bir şey işe yaramıyorsa ya güncellenmek ya da yerini başkasıyla değiştirmek zorunda…

Özellikle 2000’li yıllardan itibaren başlayan ülkemizde ve dünyadaki birçok gelişme ivmesini artırarak daha da hızlı ilerlerken bu temaşada her şey birbirine karıştı, zaman çizgisi bozuldu, geçmiş unutuldu gitti. Sürekli Amerika’yı yeniden keşfeden gazeteciler ve politikacılarla doldu ortalık ve sanki geçmişte hiç yaşanmamışcasına yine aynı iktidar söylemleri ve ona aynı şekilde yapılan yetersiz ve eksik muhalefet söylemleriyle doldu ortalık. Sonuç şu ki, 10–15 yılda bir beyinlerimiz, kültürel alanımız, medyamız sanki sıfırlanıyor. Sonra yine ve yeniden aynı şeyler olmaya başlıyor. Lâkin şu var ki, iktidar perspektifi olan ve bunun için örgütlenen siyasal hareketler hedeflerini bir bir gerçekleştirirken bu perspektife ve örgütlülüğü becerememiş muhalefet ağzı açık bir şekilde yaşananları izlemek zorunda bırakıyor kendini.

Fazla uzatmadan yoğunlaşacağımız konuya geliyorum. İslâmi Tarikatlar toplumsallaşma ve siyasallaşma alanında farklı farklı yöntemler denediler Cumhuriyet kurulduktan sonra… Tartışmalı da olsa, Cumhuriyetin laiklik ilkesini toplumsallaştırmak için tüm kurumlarını kullanması ve Takrir-i Sükûn Kanunu’nun verdiği güçle başını kaldırmaya çalışan her İslâmcı grup deyim yerindeyse ezildi. Fakat cumhuriyetin kuruluşunda rol üslenen İslâmcı gruplar, kişiler de hegonomik alanlarının küçültmemesi için mücadele ettiler. Bu zıtlaşma çok partili burjuva demokrasisine geçiş sürecinden günümüze kadar gelen süreçte uzun bir yol aldı. Son yıllarda ülkemiz açık bir şekilde İslâmcı cemaatlerin yönlendirmesi ve kontrölü altında siyasal islâmcılar yönetiyor. Hatta iktidar o kadar kazanıldı ki, gücü paylaşamadılar, birbirlerini boğazlar, kötüler hâle geldiler. İslâmcıların muhalefeti İslâmcılar oldu.

Devir Tarikat devri değil, imanın yeniden ihdas edilmedi devridir

Geçenlerde Ruşen Çakır‘ın “Ayet ve Slogan: Türkiye’de İslâmi Oluşumlar” (2012, 10. Baskı, Metis Yayınları) kitabından “Tarikatlar: Çağla Karşılaşan Tarih” bölmünü okurken şu an yazdıklarımı düşünmeye başlamıştım. Kitabı okumanızı tavsiye ederim. Kitapta özellikle ilgili okuduğum bölümde ortodoks İslâmi hayat ve eğitim çalışmaları yapanların Cumhuriyet öncesinde ulema eliyle geleneksel bir şekilde öğretilebiliyor ve yaşanabiliyorken, Cumhuriyetten sonra İslâm’ın ortodoks yorumları kabul edilemez hâle nasıl geldiğini, Yeni Cumhuriyetin tek parti rejiminin “muasır medeniyetlerin seviyesi”ne engel gördüğü tarikatları, cemaatleri nasıl bastırdığı ve İslâmi Cemaatler’in nasıl yeni arayışlara girdiğini anlatıyor. Bu bölümde ünlü Nakşibendi imamlarından Mehmed Zahid Kotku ve günümüze kadar gelen İskenderpaşa Cemaati‘nin kendi yollarını yayma faaliyetinden bahsediyor.

Kitaptan bir bölüm aktarıyorum size:

Gayet açık değil mi? Peki bu yöntemler size ilk olarak kimin aklını getiriyor? Hepinizin aklını okuyor gibiyim şu an. Devamı da var:

Görüldüğü üzere kitaptaa da sık sık geçen, Said Nursi’nin “Devir Tarikat devri değil, imanın yeniden ihdas edilmedi devridir” sözüne uyan Kotku ve cemaati örgütlenme ve eğitim modelini güncelleyerek ne noktalara gelebilmiş. Ki bir çok tarikat da kendisini güncelleyip, modernleşip bu noktaya geldi. 1980’lerden sonra dönemin en popüler iletişim teknolojisi Dergiciliği de el atan bu cemaat, İSLAM adında çıkardığı dergiyle fikirlerini daha geniş kesimlere yayıyordu.

Bu fikirler ve görüşleri açıkça yazan İslam Dergisi, aynı zamanda toplumsallaşan cemaatin artık bürokrasi içinde kodrolaşmasını da düşünürsek, siyasal baskı aygıtına da dönüşüyordu. İskerderpaşa Cemaatinin dönemin Refah Partisi ve ANAP‘ın da hayli etkin olduğunu hatırlatmamıza gerek var mıdır? Gülen Cemaatikonusuna hiç girmemize gerek yok değil mi? Sanki bunlar hiç olmamış gibi Siyasal İslâm’ın yeni çağa göre yöntemleri değiştirip yenilenmemiş gibi büyük muhalefet partilerinin bu sürece yönelik demokratik, hegomonik ve akılcı bir muhalefet örememeleri ve artık 60–70 yıldır aynı yöntemle çalışan İslâmcı Cemaatlerin yöntem değiştirmek bile zorunda kalmamaları çok enteresan değil midir? Bu halk sanki yeni bir şeymiş gibi, sürekli beş yılda bir dolandırılan ve yine de ona para yatıran “Jet Fadılzedeler” gibi cemaatlerin yükselişini, siyasal ve sosyal alanı kaplayışlarını görmek zorunda mıdır?

Sadece soruyorum.


Ayrıca merak edenler için Ruşen Çakır tarafından Ayet ve Slogan kitabının 25. yılı anısına Medyascope üzerinden yaptığı yayın: