Ben, Irkçıyım
Aşağıdaki yazı geçtiğimiz ay Charleston’da bir klisedeki ırkçı saldırıda 9 kişinin öldürülmesinden sonra John Metta adında siyah bir vaiz tarafından tamamı beyazlardan oluşan bir dinleyici kitlesine verilmiş vaazın tam metnidir. Metnin orjinalini https://thsppl.com/i-racist-538512462265 adresinden bulabilirsiniz. İlk kez bir metin çeviriyorum, çok abuk olabilir ama bu metni çevirmek istedim. Kanımca yazıdaki Siyah kelimesi dünyanın her yerinde gay kelimesiyle değiştirilerek okunabilir. Benzer biçimde ülkemizde Kürt, Ermeni vs kelimesiyle değiştirilerek de okunabilir. Bence o kadar başarılı biçimde deşifre etmiş ayrımcılığın durumdan bağımsız belirtilerini. Çeviriyle ilgili önerilerinizi dikkate alırım elbette.
“
Birkaç hafta önce bu vaazda ne hakkında konuşacağım üzerine düşünürken papaz Kelly Ryan’a hemen her gün üzerine düşündüğüm bir konu olduğunu ama o konuda konuşmakla ilgili çekincelerim olduğunu söylemiştim.
Sonra bir terörist, hala evim olarak gördüğüm bir şehirdeki gittiğim bir kilisede 9 masum insanı katletti. O noktada, bütün kuşkularıma karşın ırkçılık hakkında konuşmam gerektiğini anladım.
Gördüğünüz gibi, BEYAZ insanlarla ırk hakkında konuşmam. Neden konuşmadığımı bir öyküyle açıklayayım:
Yaklaşık 15 yıl önce Beyaz, New York’ta yaşayan yengem ile Siyah, Kuzey Karolayna’da yaşayan kız kardeşim arasında bir konuşma geçmişti. Bu konuşma, Siyah kız kardeşim tarafından söylenmiş tek bir cümleye indirgenebilir:
“Kuzey’de yaşayan insanlarla, burada aşağıda, Güney’de yaşayan insanlar arasında tek fark var, en azından buradakiler ırkçı olmaları konusunda açık sözlüler.”
Elbette o konuşmada bundan çok daha fazlası vardı, ancak bütün konuşma bu tek cümleye indirgenebilir dememin nedeni, Beyaz yengem tarafından öyle yapılmasıdır. Zira on küsur yıldan sonra bu, hala hakkında konuştuğu bir cümle bu. Bu cümle, siyah ailemle ilişkisini belirleyen en önemli veçhe oldu. Yengem, bugün hala New York’ta yaşayan insanların, kuzeyli, özgürlükçü, ailesinde Siyah insanlar olan kendisinin birer ırkçı olduğu ithamından incinmekte.
Bu örnek Beyazlarla, hatta -özellikle- kendi ailemle, neden ırk hakkında konuşmadığımı çok iyi bir biçimde açıklıyor.
Yengemi severim. Hatta kendisi en favori yengemdir, ki bana inanın azımsanamayacak kadar çok sayıda harika yenge arasından seçim yapıyorum.
New York Eyaleti, ülkede ayrımcılığın en yoğun olduğu eyaletlerden birisi. Yengemin yaşadığı Buffalo, ayrımcılığın en çok olduğu 10 okul sisteminden birisine sahip. Yaşadığı yerdeki ırk ayrımcılığı o kadar yüksek ki İnsan Hakları Eylem Ağı (Civil Rights Action Network) ve NAACP (Renkli İnsanları Geliştirme Ulusal Birliği) tarafından hazırlanmış raporlara konu olmuştur.
Gelgelelim, bunlar, yengemin bilmesi gereken gerçekler değil. Onun ırk ayrımcılığı ya da zulüm altında yaşamasına gerek yok. O, Beyaz bir insan olarak sahip olduğu kolay hareket edebilirlikle, kendisini geliştirmeyi sürdürmüştü. Benim büyüdüğüm bölgeden daha iyi okulların olduğu bir bölgeye taşındı. Irkçılığı tatmak zorunda değildi, bu nedenle de ırkçılık onun için gerçek değil.
Siyah nüfusun gittikçe arttığı bir semtten Beyaz bir uydukente taşınmış olması gerçiğinin de ırkçılığın bir göstergesi olabileceği kafasına dank etmez. Onun, “iyi okul”un anlamının “daha beyaz okul” olduğunu fark etmesi gerekmez.
Bir yere varmadığını sıklıkla gördüğüm için Beyaz insanlarla ırkçılık üzerine konuşmam. Gençken bu konuşmaların bir yere varmamasının nedeninin bütün beyazların ırkçı olması olduğunu düşünürdüm. Son zamanlardaysa konunun çok daha incelikli olduğunu anlamaya başladım.
Anlamak için, Siyah insanların, Siyah insanların diliyle düşündüğünü bilmelisiniz. Biz başka bir eyalette vurulan masum bir Siyah çocuğu kendimizden ayrı değerlendirmeyiz, çünkü duygularımızla biliriz ki vurulan kendi çocuğumuz, anne babamız hatta bilakis kendimiz olabilir.
Kuzey Charleston’da Walter Scott’un vurulması kulaklarımda çınlar durur çünkü Walter Scott medyada ipsiz sapsız borç batağında bir suçlu olarak resmedilmişti — oysa onunla ilgili gerçeklere baktığınızda görülen, neredeyse benim kendi babamdan ayırt edilemez birisi olduğuydu.
Irkçılık bizi doğrudan etkiler çünkü ırkçılığın uzak bir coğrafyada yaşanmış olması bizim için rastlantıdır ya da kazara bizim değil de bir başka Siyah’ın başına gelmiştir. Aynı kolaylıkla, tam şu anda, burada bizim de başımıza gelebilir.
Siyan insanlar biz olarak düşünürler çünkü yaşadığımız toplum ve politik yapılar bizimle Siyah insanlar olarak ilişkiye girer.
Beyaz Adam biz olarak düşünmez. Beyaz Adamın toplum ve politik yapılarla birey olarak ilişkiye girme ayrıcalığı vardır. Sen, “sen”sindir, bense “onlardan biri”. Beyaz Adam genelde kendi cemaatleri içinde de ırkçı baskıdan etkilenmezler, haliyle de yerel olarak etkilenmedikleri zulümden bölgesel ya da ulusal olarak etkilenmelerinin olasılığı da pek küçüktür. Beyaz Adamın bir grup olarak düşünmeye ihtiyacı, hatta en ufak bir arzusu dahi yoktur. Beyaz Adam sistem tarafından desteklenir ve doğal olarak ondan genel olarak etkilenmez.
Beyaz Adam’ı etkileyen, doğrudan kendisine olan saldırılardır. Yengem için “Kuzeydeki insanlar ırkçıdır” iması kendisine yapılan ırkçı bir saldırıdır. Yengem kendisinin birey olarak ırkçı olduğu suçlamasıyla ırkçı bir sistemin parçası olması (hareket etme özgürlüğü yüksek, ırksal olarak sınıflandırılmamış, Beyaz uydukentlere taşınabilir vs) arasındaki farkı ayırabilmekten acizdir. Bu ayrımı yapabilmekten aciz olduğu için, Beyaz Adam ya ateşli bir biçimde kendisinin ırkçı olmadığını ya da kendisi görmediği için ırkçılığın olmadığını savunur.
Bunun sonucu da Siyah kişinin “Irkçılık hala var. Irkçılık bir realite” dediği, Beyaz Adam’ın da “Yanılıyorsun, ben kesinlikle ırkçı değilim. Hatta ırkçılığın olduğuna bile tanık olmuyorum” diye yanıt verdiği bitmek bilmez tartışmalardır. Yengemin yanıtı “bu çok kötü, bu durumu iyileştirmeliyiz” olmadı. Hayır, yengemin tepkisi kendisini savunmak oldu: “Bu benim suçum değil, benim hiçbir şey yapmadım. Yanılıyorsun.”
Irk ayrımcılığı kölelik düzeni değildir. Başkan Obama’nın söylediği gibi, Kavruk kelimesinin kullanılmaması da değildir. Irkçılık beyazların kullanımına ayrılmış su sebilleri ya da otobüslerin arka koltuklarına oturmak zorunda bırakılmış siyahlar da değildir. Martin Luther King ırkçılığı bitirmedi. Irkçılık polisin masum bir insanın omurgalarını kırmasıdır. Irkçılık, açık biçimde ateşli silah taşımanın yasal olduğu bir eyalette 12 yaşında bir çocuğun oyuncak bir silahla oynadığı için vurulmasıdır.
Ama yine de ırkçılık bundan da daha niteliklidir ve yüzeyin altında saklıdır. Çok daha derinlerdedir. Irkçılık “Beyaz”ın “normal” ve geriye kalan herşeyin farklı olmasıdır. Irkçılık, tarihsel tutarlılık adı altında tamamiyle kurgulanmış tarihe sahip bir dünyada geçen Yüzüklerin Efendisi filminin bütün oyuncularının beyaz olmasını kabullenişimizdir.
Ödümüz bokumuza karışsa bile bunun beyaz olmasını isteriz.
Ve ırkçılık, hepimizin o’nun beyaz olduğunu kabullenmemizdir. Star Trek’te Khan’ı Benedict Cumberbatch oynuyor. Khan’ı, Hindistanlı Khan’ı. Acaba şu dünyada siktiğimin Benedict Cumberbatch’inden daha beyazı var mıdır? Ne? Siyah Uhura karakterine sahip oldukları için “daha az ırka” sahip bir oyuncu kadrosuna ihtiyaç mı duymuşlardır?
Bu ırkçılıktır. Bir kerecik kendinize görme izni verirseniz, ırkçılığın her zaman orada olduğunu görürsünüz.
Siyah çocuklar bunu ebeveynleri onlarla bütün siyahların bildiği “O Konuşmayı” yaptıklarında öğrenirler. Bir köşeye oturtulup en yakın arkadaşlarının babasının hasta ya da huysuz olmadığı, yalnızca oğlunun onunla oynamasını istemediği söylendiğinde… Matriks’te Siyah çocuklar erken büyürler. Bizlere kırmızı ya da mavi hap seçme şansı verilmemiştir. Sistem Beyaz Adam için yapılmıştır, Beyaz Adam’ın sistem içinde yaşamak için düşünmesine gerek yoktur.
Gelgelelim, biz buna işaret dahi edemeyiz.
Her gün kurumsallaşmış ırkçılıkla birlikte yaşamak ve hala onun varlığı üzerine tartışmak yorucu, üzücü ve kızdırıcı. Olur da bu konuda tatışırken bir duygu emaresi gösterirsek, sesimizin tonu konusunda ders alır, kızgın olduğumuz söylenir. İşin aslı ırkçılıkla ilgili her tür tartışmadaki kilit argüman Sinirli Siyah kişidir ve ırkçılık tartışmaları o kişi konuştuğunda kapanır. “Sinirli Siyah kişi” ırkçılıkla ilgili bütün argümanları çürütür, zira Sinirli Siyah ya “Fazlasıyla hassastır” ya “çok duygusaldır” ya da ırkçılık kartını oynuyordur. Daha da beteri var, bizim ırkçı olduğumuz söylenir. (Zeki herhangi bir insan sistematik biçimde ezilmiş bir kitlenin yönetimdekileri ezebilme yeteneği olduğuna inanır mı?)
İronik olan ve bütün öfkeli Siyahların bildiği, sakince tartışan beyazlarınsa kabul etmek istemediği gerçekse şudur: Amerikada ırkçılık üzerine yapılan tartışmaların tamamı Beyazların duygularını incitmemek ekseninde yapılır.
Herhangi bir Siyah’a sorun, size aynı şeyi söyleyecektir. Irzına geçilmiş, vurulmuş, hapsedilmiş ve hakları elinde alınmış binlerce insanın gerçeği tek bir Beyaz Adam’ın ırkçı bir sistemin suç ortağı olduğunun ima edilmesinden kıymetsizdir.
Bizim yaşadığımız ülke işte budur. Milyonlarca Siyahın hayatlarının tek bir Beyaz Adam’ın incinen duyguları kadar kıymeti yoktur.
Beyazlar ve Siyahlar arasında bir ırkçılık tartışması yoktur. Siyahlar, bir grup olarak, ırkçı bir sistemin içinde yaşadıklarından söz ederler. Beyaz Adam ise, birey olarak, “ırkçılığı” ile ilgili konuşmayı reddeder ve onun yerine kişisel erdemlerini savunur. Ve böyle yaparak aslında ırkçılığın varlığını inkar eder.
Oysa kişisel olarak ırkçı olunmadığının tartışılması asıl noktanın kaçırılmasıdır.
Charleston katliamının yansıttığının aksine, insanlar, tek tek bireyler ırkçı oldukları için öldürümüyorlar, tek tek bireyler kendilerinin ırkçı olmadıklarının savunusu yaparak ırkçı bir sistemin varlığını sürdürmesine destek oldukları için öldürülüyorlar.
Beyazların Siyahları öldürmesini meşrulaştıran ırkçı bir sistemi desteklediğimiz için insanlar ölüyorlar.
Bunu, Müslüman bir katilin İslami terörün göstergesi olmasında görüyoruz; Meksikalı bir hırsızın sınır güvenliğinin önemini işaret etmesinde görüyoruz; masum ve silahsız bir Siyah’ın polis tarafından sırtından vurulup medya tarafından sabıkalı bir haydut olarak lekelenmesinde görüyoruz.
Bunu, beyaz bir ırkçının köleliği savunan konfedarasyon bayrağını dalgalandırmasının “rahatsız edici” ve “sinir bozucu” olarak basitçe değerlendirilmesinde görüyoruz. Irkçılığı, ırkçılığın “Neden böyle yaptığını anlayamıyorum” denerek karşılanmasında görüyoruz.
Ot içen bir beyaz “çiçek çocuktur”, aynısını yapan Siyah ise “sabıkalı”dır. Ayrımcılık okuldan hapishaneye giden boru hattında ve hapishanelerdeki her beyaza karşı 20 beyaz olmayan kişinin yatmasından bellidir.
Bütün bunları çok güzel bir biçimde toparlayan bir manşet vardı: “Charleston saldırısı: Neden Siyah ve Müslüman katiller “terörist” ve “haydut” oluyor da Beyaz vurucular “ruh hastası” oluyor?
Yeniden okuyacağım: “Charleston saldırısı: Neden Siyah ve Müslüman katiller “terörist” ve “haydut” oluyor da Beyaz vurucular“ruh hastası” oluyor?
Çaktınız mı? Çok güzel ve incelikli değil mi? Bu, özel olarak ülkede beyaz olmayan insanlara nasıl farklı davranıldığı üzerine eğilen bir yazı ve buna rağmen manşetinde beyazlar “vurucu”, Siyahlar ve Müslümanlar “katil” olarak geçiyor.
Irkçılık hakkında konuşurken bile beyaz olmayan insanları tehlikeli, Beyaz insanları pek o kadar kötü olmayan biçimde gösteren ırkçı bir dil kullanıyoruz.
Şimdilik bunu bir kenara bırakalım ve kendimize Siyahların ırkçılıkla ilgili konuşurken neden sinirli olduğunu soralım.
Amerikanın gerçeği şudur. Beyazlar özsel olarak iyidirler ve bir beyaz bir suç işlemişse bu, o beyazın birey olarak kötü olduğuna işarettir. Beyazların işlediği suçlar geniş anlamlı sosyal yapılar kurulmasının girdisi olmaz. Beyaz erkeklerden oluşan nefret gruplarının sayısı ne kadar artarsa artsın bu gerçek değişmez. Hemen hemen bütün seri katillerin beyaz erkek olması da beyaz erkeğin özündeki doğruluk ve erdeme gölge düşüremez. İşin aslı, Beyaz seri katilleri haklarında televizyon dizileri çekecek kadar çok severiz.
Renkli insanlar, özellikle Siyahlar özsel olarak kötü görülürler. Aralarında iyiler olabilir -ki aralarında arkadaşlarımız olduğunu belirtmek konusunda çok hızlıyızdır; onları En İyi Irkçı-Olmayan Beyaz Adam rolündeki Oscar Ödülümüzü alırken sahneye davet ederiz-ama Siyahlar içindeki kötü birisi, geri kalanın bir kural olarak kötü olduğuna delildir.
Bu, bunların hepsi, beklentiler, tutumlar, düşünceler, altta yatan ve Beyaz Adamı Normal ve iyi, Siyahları “diğer” ve “kötü” olarak kodlayan toplumsal sistem; bunların hepsi ırkçılıktır.
Ve Beyaz Adam, hepiniz teker teker bu ırkçı sistemin suç ortağısınız çünkü ondan doğrudan faydalanıyorsunuz.
Bu yüzden de merhametli insan öykülerini de sevmem. Herkes kendisini dayak yemiş kan revan içindeki birisine yardım ettiği bir öyküde hayal etmeyi sever.
Ama bu işin kolay kısmıdır.
Eğer hayal ettiğiniz o öyküyü yeniden yazmam mümkün olsaydı, öyküsünüzü Siyah Amerikanın gözünden yeniden yazabilseydim size “ya karşınızdaki kişi dayak yemiş ya da kan revan içinde değilse ne yapardınız” diye sorardım. Ya her şey o kadar aşikar değilse? Ya karşınızdaki kişi sonuçta sizin için hayatın daha kolay olmasına neden olacak binlerce ufak tefek ve sistematik güçlüklükle karşı karşıya bırakılmışsa?
Yardım etmek konusunda yine aceleci davranırmıydınız yoksa pek çok Beyaz Adam gibi sessiz kalıp sürmesine seyirci mi kalırsınız?
Size şunu söylemek istiyorum: Irkçılığın bu ülkenin kemiklerine işlemesinin nedeni sağcı radikallerin açıkça ırkçılık yapması değil, özgürlükçü Amerika’nın sessizliği ve incinen duygularıdır.
İşte benim söylemek istediğim bu, ama söyleyemem. Çünkü benim bütün ömrüm Beyaz Adama ırkçılıkla ilgili konuşmamakla geçti. Bundaki asıl suçlu benim. Irkçılık, Siyah birisi olarak benim sizi ırkçılığı görmeye zorlamadığım için var.
Irkçılık benim, sizin değil, sessizliğim yüzünden var.
Yine de şimdi konuşarak Catch-22 romanında anlatıldığı gibi ahlaksızca, mantıksızca oluşturulmuş bir düşünüşün kıskacına giriyorum ve Sinirli Siyaha dönüşüyorum; ve tartışma yeniden kapanıyor. Anlayacağınız sıkışmış durumdayım.
Dünyada ırkçılıkla ilgili konuşan Siyahların sesi Beyaz Adamı bu konuda düşünmeye itmiyor — ama bir tanecik Beyaz John Stewart Charleston hakkında konuşmaya görsün, bütün Beyazlar bunun hakkında konuşmaya başlıyor. İşte bizim yaşadığımız dünya bu. Beyaz Adam sessiz kaldıkça ve sağır oldukça Siyahlar hiçbir şeyi değiştiremez.
Beyaz Adam ırkçılık nedeniyle yönetim kademesinde. Soru şu: Kendilerinin orada olmasını sağlayan sitemin aleyhine konuşacak cesaretleri var mı?
Sizden yardım istiyorum. Bunu bir kenara yazın. Sesinizi yükseltin. Akıp gitmesine seyirci kalmayın. Sesiz bir biçimde izlemeyin. İşin merhametli birisinin kan revan içindeki birilerine yardım ettiği hale gelmediği bir dünyanın kurulmasına yardım edin.
Bana gelince, ben bundan sonra sessiz kalmayacağım. Kibarca ve yumuşakca konuşmaya çalışacağım, ama bu zor olacak. Zira Beyaz Adam bir sürü Siyahın hayatını kaybetmesini umursamazken Beyaz Adam’ın kalbinin kırılmasını önlemeye çalışmak benim için gittikçe daha da zor olmaya başlıyor. “
John Metta