Uzun zamandır yazı yazmamışım. Hasta olup, bir haftadan uzun süre evde yatmış olanlar bilir, insan sokağa çıkınca kendisini bir garip hisseder. Sanki daha önce hiç sokağa çıkmamış, ya da yürümemiş gibi.

Hah işte kendimi şimdi öyle hissediyorum. Ama sanırım yazdıkça açılacağım.

Başlığın nereden türediğini hemen söyleyeyim de, konu bağlamsız kalmasın:

Bir deli kuyuya bir taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış!

Geçen gün Watts S. Humphrey’in “Reflections on Management” kitabını okuyordum. Baş tarafına yakın, şöyle bir paragraf geçiyor:

“Listen,” I explained, “management doesn’t know how long this project will take, and neither do you. As long as you are both guessing, the…


[Orijinal yayın: http://www.safkan.org/baslatmayin-erken-kalkmanizdan/]

Gördüğünüz yazı başlığı, ilk düşündüğüm başlığın, üç kademe efendileştirilmiş hali. İnsanlar bir şeyden bıkmışlıklarını anlatırken, elleriyle bir seviye gösterip, “ha burama kadar geldi” derler ya… Benim elim, artık göstermek istediğim seviyeye zıplasam bile erişmiyor.

Neden mi? Bu bir tanıma göre “erken kalkan” tayfa var ya… Bunlar hayat döngüsü faşisti. İşte bundan.

Nasıl mı? Anlatayım. Bin kere sözlü anlattım, artık yazılı veriyorum. Halka mâlolsun.

“Erken kalkmak” neden marifet? Nedendir ki, erken kalkan tayfa, kendisini “geç kalkan” insanlara göre, daha “disiplinli” ya da daha “marifetli” sayar? Bir kere, erken nedir?

Mesela, anlayabildiğim kadarıyla, gecenin kör karanlığı olan 04:30’da kalkmak…


Yine kendimi aforoz ettirecek bir yazı ile karşınızdayım.

İlk önce başlığı açıklamak lazım: Lise zamanında biyoloji dersinde öğrenmiştim. Hücre zarında, soydum-potasyum pompası denen bir özellik vardır. Sodyumu sürekli olarak hücreden dışarıya, potasyumu da içeriye taşımaya yarar. Bu, hücrenin yaşamaya devam edebilmesi için mutlak gerekli bir şeydir; çünkü hayat ancak hücre içinde potasyum, hücre dışında sodyum konsantrasyonlarının denge değerinden fazla olması durumunda mümkündür. (Elbette bu tersine akışı sağlamak için hücre enerji harcar — bunu da söylemeden geçmeyelim.)

Güzel. Peki, maddi-manevi değer pompası nedir?

Maddi-manevi değer pompası, yıllar içinde çok farklı şekillerde gözlemlediğim bir iş alemi fenomeni. Ortada bir değer paylaşımı olduğu…


Acil!!

Acil Servis.

[Yazının orijinali blogumda yayınlanmıştı: safkan.org]

Bu IT işinde bu lafı o kadar çok duydum ki, artık midem bulandı diyebilirim. Sıklıkla, “Acil parantezine alalım da öyle konuşalım” dediğim duyulmuştur.

Acil ne demektir? TDK sözlük şöyle diyor:

Hemen yapılması gereken, ivedi, ivedili, evgin, müstacel.

Sanırım burada, “hemen yapılması gereken” anahtar ifade. Kelimenin kökünde bir de “acele” lafı saklanıyor ki, bu da bir diğer tehlike işareti.

Gerçek acil durumlar vardır. Mesela, hastanelerin acil servisi vardır. Kafan yarılır, parmağın kopar, damdan düşersin. Bu gibi durumlarda, gerçekten “hemen müdahale edilmesi” gerekir. Gidersin acil servise, kırtasiye azdır, dikerler, toplarlar, mümkün olanı yaparlar. Soruları sonra sorarlar.


Ağır yazılar yazmaktan ve ağır konular konuşmaktan içim şişti.

Şöyle basit, teknik, ama öte yandan da ütopik kısa bir yazı yazayım dedim. Hem, yazılımcı arkadaşları yine az-çok ilgilendirecek bir yazı…

Yazılımcı arkadaşlar iyi bilir, şu anda kullanmakta olduğumuz Gregorian takvim sistemi, belalı bir sistemdir. Elbette, esas sorun, bir tropik yılın, 365.24219 güne denk gelmesi. Ama, diğer sorunları da kendimiz yaratmış durumdayız. Öyle bir durumdayız ki, şöyle problemlerimiz var:

  • Şu ayın şu günü haftanın hangi gününe geliyor başımızın derdi. Tatil günleri falan gezip duruyor. Sürekli “şuraya-buraya denk gelme” durumları peşindeyiz.
  • Her ayın farklı sayıda günü var. Dolayısıyla mesela, “bir ay eklemek”…

[Yazı orijinal olarak blogumda yayınlanmıştır (safkan.org)]

Hoooşt!

Size, sadece kan, zahmet, gözyaşı ve ter vaad ediyorum.Winston Churchill (13 Mayıs 1940, İngiliz Parlamentosu)

Size, planlama, ölçme, tahminleme, risk yönetimi ve bilgi çalışanı yönetimi vaad ediyorum. — Yaşar Safkan (12 Mart 2016, Şişli’deki evinde)

Sanırım yazılarımın bir grup müdavimi oluştu artık. Yazıların okunma sayısı 5000’i geçiyor — epey bir insana ulaşıyor yani. Yazıları yazılım ve yazılım yönetimi üzerine yazıyorum; ancak yazılımla ilgili söylediklerim çoğu bilgi çalışanını (hatta diğer insanları), yönetimle ilgili söylediklerim de epey bir kitleyi ilgilendiriyor. …


Savunmanız geçersiz bulundu!

La yeter la.

İşim gücüm var, başka yazılar yazıp, yazılım alemini kendimce aydınlatmaya çalışmam gerekiyor. Ama gün geçmiyor ki benzer ayrımcı olaylar olmasın ve her birinde gerek olayın faili, gerek onu savunan insanlar aynı türden ve aynı geçersizlikte argümanlarla yaptıkları ayrımcılığı savunmasınlar…

Bundan sonra benzer şeyler olunca, sadece buraya link vereceğim.

MADDE 1: İyi hal savunması, geçersizdir.

“Aslında” ne kadar X grubunu destekleyen bir adam olduğunuz, “aslında” şirketinizde ne kadar X grubundan insan bulunduğu, hiç bir işe yaramaz. Yaptığınız ayrımcı davranış, yaptığınız şekliyle, aynen durmaktadır. Kamuya ve sosyal medyaya yansıyan davranışınızdan yine de sorumlusunuz. Bu davranışınızı gözlemleyen insanların, sizin “aslında…


[Yazıyı ilk safkan.org’da yayınladım. Şurada.]

Böyle yazı başlığı mı olur? Başlıkları vurucu yapınca daha çok okuyucu geliyor dediler. Ben de “vurucu” olsun diye zorladım biraz. Tam olarak neye vuruyor bilmiyorum; yazıyı yayına alınca anlayacağız o kadarını.

Beş yıl kadar önce bir Orta Kararlık Kültürü diye yazı yazmışım. Çok da suya-sabuna dokunmamışım; geride söyleyecek çok şey kalmış. Nedense, sanırım bugünlerde daha bir cesurum.

Yazılımcı dediğimiz mahlûk, bilgi çalışanının en bilgi çalışanıdır. Mesela bir mimar da bilgi çalışanıdır, ancak yaptığı şey sonuç olarak fiziksel bir yapıya karşılık gelir. Yazılımcının “en bilgi çalışanı” olması durumu da, ortaya çıkarılan ürünün de tamamen bilgiden oluşması…

Yaşar Safkan

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store