Suriyelilere Vatandaşlık Meselesinin Düşündürükleri

Suriyelilere vatandaşlık verilmesiyle ilgili tartışmalar bana Lübnan’daki Filistinli mülteci problemini hatırlattı. 1950’lı yıllarda Filistin’den Lübnan’a göç eden mültecilerin nüfus bugünlerde çocukları ve torunlarıyla birlikte 500,000’e ulaşmış durumda. Toplam Lübnan nüfusunun 4.5 milyon olduğunu düşünürsek bunun ne kadar ciddi bir rakam olduğunu farkedebiliriz. İşin acı tarafıysa bu mültecilere Lübnan vatandaşlığı verilmiyor, hatta mülk edinme hakları bile sağlanmıyor. Mülteciler kamplarda yaşıyorlar, yasal olarak ancak kamplarda Filistin toplumuna hizmet edebilecekleri mesleklerde çalışabiliyorlar. Filistinli çocukların çoğu iyi bir eğitim alamıyor, hayallerindeki mesleklere ulaşamıyor. Kamptakilerse oy hakları olmadığı için mevcut durumu ne yazık ki değiştiremiyorlar.

Lübnan’daki siyasilere mültecilerin durumu sorulduğunda mültecilere vatandaşlık vermediklerini, çünkü vatandaşlık vermenin Filistinlilerin topraklarından sökülüp atılabileceği görüşünü savunan Siyonizm’e hizmet edeceğini belirtiyorlar. Ancak konuyu daha da irdelediğinizde siyasilerinin farklı hesaplamaları olduğunu görüyorsunuz. Lübnan’daki mecliste sandalye dağıtımı mezhepler üzerinden yapıldığından, Filistinilere sağlanacak vatandaşlığın Sunni mezhebinin sandalye dağılımını çok güçlendireceğini, bunun da diğer mezheplerin çıkarlarını olumsuz etkileyeceğini, sistemin çıkmaza sürükleneceğini belirtiyorlar.

En büyük temennim Suriye’deki iç savaşın bir an önce bitmesi ve Lübnan’da yaşanan trajedilerin Türkiye’de yaşanmamasıdır. Ancak ülkemize 3 milyona yakın mültecinin gelmesine sebep olan Suriye’deki iç savaş yakın zamanda biteceğe benzemiyor. Suriyelilerin gettolaşmasını ve Suriyeli genç nesilin Lübnan’daki gibi yitip gitmesini istemiyorsak, Suriyelilere belirli haklar tanımamız gerekiyor. Bundan sonra atılacak adımları iki grupta temellendirmek mümkün: Suriyelilere uygulanan ve Almanya’nın Türklere uzun süre uyguladığı üzere “misafir” statüsünü sürdürmek, yada seçme ve seçilme hakkı da dahil olmak üzere Suriyelilere vatandaşlık hakkı sağlamak.

Öncelikle “misafir” statüsü sağlandıysa bile birçok Suriyelinin Türkiye’de kalacağını, bu nedenle de vatandaşlığın gündeme geleceğini, Suriyelilerin kazanımlarını sürdürmeleri için de vatandaşlık hakkının şart olduğunu düşünüyorum. Toplumumuzun Suriyelilere vatandaşlık sağlanmasıyla ilgili görüşleriyse ne yazık ki olması gerekenden farklıdırlar. Donald Trump’ın Müslümanlar hakkında kullandığı ifadeleri her fırsatta eleştiriyoruz, ancak konu Suriyeli mülteciler olunca Trump’tan daha acımasız, daha rencide edici olabiliyoruz. Suriyeliler hakkında medyada “Türkiye’de Hayat Suriyeliye Rahat” başlıklı, Suriyelilerin Türkiye’de sınavsız üniversite okuduklarını iddia eden bilgi ve mantıktan yoksun haberler yapılıyor. Suriyelilerin çocuk istismarı, zor şartlarda işçilik, fahiş fiyata daireler kiralanması gibi problemleri ne hikmetse bu haberi yapan gazetecilerin dikkatini çekmiyor. Öyle bir izlenim ediniyoruz ki sorunlarını çözmek için polise, mahkemeye bile gidemeyen Suriyeliler sanki Türkiye’de kıskanılacak bir yaşama sahipler.

Suriyelilerin vatandaşlık yapılmasına karşı çıkan muhallefetin en temel argümanı Suriyelilerin başkanlık seçiminde AKP’ye oy verecek olması. Toplumun yarısına yakınının istemediği bir rejim değişikliğine zoraki götürülmesi de bu düşünceyi tetikliyor. Bu gidişat bana ne yazık ki Lübnan’daki çıkar çatışmasını, bu çatışmanında Filistinli mültecilerin, özelliklede çocukların hayatını nasıl olumsuz etkilediğini hatırlatıyor ve oldukça endişelendiriyor. Mültecilerin sadece bir meta olarak algılanması, bu sebeple de gelecekleriyle ilgili karar verilmesi çok acıdır. Vatandaş olmuş bütün Suriyelilerin koşa koşa Erdoğan’a oy vereceği de muhallefetin sahadan ne kadar uzakta bulunduğunu, Suriyelileri anlamada ne kadar sıkıntı yaşadığını gösteren, temelsiz bir düşüncedir. Seçim olduğunda muhtemelen birçok Suriyeli çalıştığı yada seçimle ilgilenmediği için oy kullanmayacaktır. Göçmen yurttaşların sandığa doğal (native) yurttaşlardan daha az gittiğini belirten birçok çalışma literatürde mevcuttur. Bununla birlikte en az beş yıldır Türkiye’de bulunan Suriyelilere muhallefete yakın STKların ne gibi destek sağladığını sormak gerekir. Eğer muhallefete yakın STKlar mültecileri desteklememişse ve mültecilere sadece iktidara yakın STKlar destek vermişse, o zaman muhallefet ev ödevini yapmamıştır ve bu nedenle Suriyeli mültecileri kaybetmiştir. Bu çıkmazdan vatandaşlığa izin vermeyerek çıkmak uygun değildir.

Suriyelilerin vatandaşlığına karşı geliştirilen diğer argümanlarsa Suriyelilerin Türkiye’de işsizliğe neden olacağı yada suç oranlarını arttıracağıdır. Suriyelilere vatandaşlık sağlanması muhtemelen bazı meslek gruplarını olumlu, bazılarınıysa olumsuz etkileyecektir. Olumsuz etkilencek grupların zararları zamanında önlem alınırsa minimize edilebilr. Ancak şu aşamada kayıt dışı çalışan Suriyeliler özellikle asgari ücret düzeyinde çalışan işçilere kontrolsüz bir şekilde zarar vermektedirler. Güvenlik konusundaysa geçmişte terör örgütlerleriyle bağlantısı olduğundan şüphelenilen Suriyeliler vatandaş yapılmamalıdır. Örgütle bağlantası olmayan Suriyelilerin vatandaş olarak bulunmalarının koruma statüsünde bulunmalarından daha büyük güvenlik zayiatı vereceği argümanınınsa temeli bulunmamaktadır.

Ünlü filozof Kant, yeni bir ahlak tanımı inşa ederken “Öyle davran ki, bu davranışında insanlığı hem kendinde hem de diğer insanların her birinde her zaman bir amaç olarak göresin; asla bir araç olarak kullanmayasın” demiştir. Bana kalırsa Suriyelilerin vatandaş yapılması bir amaç olmalı, araç olarak kullanılmamalıdır.