Operation Hannibal (Savaş, Alman Faşizmi ve Sanat — 2)

Bu yazı, Savaş, Alman Faşizmi ve Sanat adlı 3 yazılık bir yazının 2. kısmı. Yazının ilk kısmını buradan okuyabilirsiniz.

Alman İşçi Cephesi (German Labour Front-Deutsche Arbeitsfront)’nin bir parçası olan Kraft durch Freude (KdF — Strength through Joy, kötü bir tercümeyle “Neşeyle Gelen Güç”) organizasyonu, Nazi Alman hükümeti tarafından yönetilen, Nasyonel Sosyalizm’in faydalarını insanlara anlatmak için kurulan bir propaganda kuruluşudur.

Kraft durch Freude logosu (Görsel: Wikipedia)

KdF, devlet teşviği sayesinde, 1930'larda dünyanın en büyük turizm operatörü haline gelmiştir. Kuruluşun amacı, orta sınıf eğlence aktivitelerini kitlelere erişebilir kılmaktır. Örneğin, kuruluşun sunduğu tatil gemilerinde, kamaralar zengin-orta sınıf-fakir ayırt etmeksizin kura ile belirlenmektedir. Kuruluş bu sayede sınıf ayrımını ortadan kaldırmayı hedeflediğini vurgulamaya calışıyordu. Kuruluşun çöktüğü tarih olan 1939'a kadar, 25 milyon insanın bu yolculuklara çıktığını biliyoruz.

MV Wilhelm Gustloff gemisi, Kraft durch Freude’a ait, Alman üst düzey subaylarının Akdeniz kıyılarında ya da Baltık Denizi’nde tatil yapmalarına olanak sağlayan lüks bir tatil gemisidir. Bir önceki yazıda, Nazi propaganda çalışmaları sayesinde, sadece Yahudi olduğu için üniversiteden kovulan David Frankfurter’in hikayesinden bahsetmiştim. David, kovulduktan sonra yerleştiği İsviçre’deki antisemitik çalışmalara karşı içinde biriken kini, bu çalışmaları yürüten üst düzey Nazi yöneticisi olan Wilhelm Gustloff’u ofisinde öldürerek açığa çıkarmıştı.

Kraft durch Freude’ın MV Wilhelm Gustloff broşürü (Görsel: Getty Images — Jim Heimann Collection)

Olaydan iki yıl sonra inşa edilen bu gemiye, Nazi Propaganda bakanı Joseph Goebbles tarafindan MV Wilhelm Gustloff ismi verilmiştir. Devlet bir yandan nasyonel sosyalizm propagandası yaparken, bunu Nazi dava şehidi subayların isimlerini lüks gemilere vererek yapmakta, elini güçlendirmektedir. MV Wilhelm Gustloff, KdF filosunun bayrak gemisidir, tüm KdF’nin olduğu gibi, bu geminin de amacı “3. Reich için daha kabul edilebilir bir imaj yaratmak”tır.

Wilhelm Gustloff gemisi ana güverteden bir kare (Görsel: Wilhelm Gustloff Museum)

Öte yandan, savaş patlak vermiştir, işler eskisi kadar iyi gitmemektedir. Parıldayan Alman Devleti işgal ettigi yerlerden geri çekilmektedir. Bugünkü Polonya o gün Alman işgali altındadır. Sovyetler Polonya’yı işgal etmek üzeredir. Tüm cephelerden yaralılar anavatan Almanya’ya dönmeye çalışmaktadır. Almanlar, ellerindeki gemileri seferber ederek, çekildikleri yerlerdeki Alman vatandaşlarını anavatana taşımaya çalışmaktadır, bu şekilde gemilerle kurtarılan insan sayısının 2.5 milyon olduğu tahmin ediliyor.


Savaş başlayınca, MV Wilhelm Gustloff gemisi, 1939 ekiminden 1940 kasımına kadar, beyaza boyanarak ve hastane aletleriyle donatılarak, hastane gemisi olarak hizmet verir. 1940 sonunda, gemi tekrar yeşile boyanır, hastane donanımı sökülür; aslında savaş gemisi olarak kullanılmak istenmektedir. Ancak bu sırada, Alman kıyılarında İngiliz barikatı vardır. Gemi bir süre, 2. Denizaltı Eğitim Bölüğü’ndeki (2. Unterseeboot-Lehrdivision) 1000 kadar U-Boat (Alman denizaltısı) askerini eğitmek için kullanılır. Daha sonra limana demirleyen gemi, 4 yıl boyunca burada kullanılmadan bekletilecektir.

MV Wilhelm Gustloff hastane gemisi olarak hizmet verirken (Görsel: Wilhelm Gustloff Museum)

Şimdi bir an savaş hayal edelim, çılgın bir ırk ayrımının hüküm sürdüğü bir savaş. Üstün ırka dahil değilseniz, esir edildiğiniz, sürüldüğünüz, öldürüldüğünüz bir savaş. Öte yandan, üstün ırka mensupsanız ve Nazi ordusunun geri çekildiği topraklarda mağlup durumdaysanız, yapacağınız şey, vatanınıza doğru koşarak kaçmak olur. Kızıl Ordu’nun ilerleyişi üzerine, önceleri Naziler tarafından işgal edilmiş topraklardaki insanlar da bunu yapıyordu, kendilerini anavatana götürebilecek bir yol için yürüyorlardı. Bunun için kuzey topraklarının dondurucu soğuğuna rağmen el arabalarıyla, at arabalarıyla, bisikletlerle yola düşmüşlerdi. 15 yaşından büyük her erkek seferberlik emri ile zorunlu olarak asker edildiği için, kar üzerinde yürüyenlerin çoğu çocuklardan ve kadınlardan oluşmaktadır.

Görece daha sıcak havalarda Polonya’dan geri çekilen sivil halk (Görsel: Wikipedia)

Almanlar, Operation Hannibal adında bir operasyon başlatarak, Doğu ve Batı Prusya’da geri çekilmekte olan ordudan kalan yaralı askerleri ve sivil halkı anavatana getirmeyi hedeflediler. 1945'te savaşın sonlarına doğru gelinmişti, eldeki imkanlar kısıtlıydı. 4 yıldır limanda bekleyen dev gemi MV Wilhelm Gustloff’u Operation Hannibal’da görevlendirdiler.

Bugün Gotenhafen’dan (Gdynia) Kiel’e giden rota. Savaş koşullarını, soğuğu ve açlığı gözardı etsek bile günde 20 km yürüyerek 1 aydan fazla sürüyor.

Gemi, o dönem Almanların Gotenhafen dedikleri, bugün Polonya’nın Gdynia limanından yolcuları alıp, Kuzey Almanya’nın büyük kentlerinden biri olan Kiel’e getirecekti. Karadan yaklaşık 800 kilometre sürecek olan bu yolculuk, çoğu çocuk ve kadınlardan oluşan, giysileri bile olmayan kalabalık bir insan grubu için, özellikle de Baltık Denizi hava koşullarında, mümkün değildir. Karadan yolculuk imkansız olunca, bu insanları geri getirebilmek için tek yol, deniz yoludur. MV Wilhelm Gustloff bir akşam üzeri son seferi olacak seferine başlar.

Nazilerin savaş sonunda yaptıkları kurtarma seferlerini gösteren bir harita (Görsel: Kriegsmarine — The Forgotten Service)

Gemi Gotenhafen limanına yanaşır ve yolcularını almaya başlar. Yolcuların çoğu, yürüyerek, sefalet içinde limana varmaya çalışan sivil halktır. Gemiye binmeye çalışan insan sayısı, geminin kapasitesinin çok üzerindedir. Nazi subayları, gemiye yalnızca üstün Alman ırkına mensup insanların binmesine izin verirler. Sefalet kol gezerken, ırkçılık hayaleti halen insanlığın üzerinde dolaşmaktadır. Gemi, trenlerle limana gelmekte olan yaralı askerler varıncaya kadar limanda bekletilir. Zaten aşırı yüklü bu gemi, yaralı askerlerin (ve tahliye edilen yaralı olmayan subayların) gelişiyle birlikte olağanüstü miktarda sayıda insanla birlikte hareket eder. Baltık Denizi’nde sıcaklık -18 derecedir, ancak gemi o kadar kalabalıktır ki, dondurucu soğuğa rağmen içeride sıcak ve nem sorun olur. Birçok yolcu can yeleğini çıkarır. Gemide sürekli olarak can yeleklerinin çıkarılmaması gerektiğine dair anonslar yapılmak zorunda kalınır.

Savaş nedeniyle evlerini terk edip yollara düşen insanlar (Görsel: Wilhelm Gustloff Museum)

Geminin normal seyir kapasitesi 1500 kişidir. 1500 kişilik gemide, Operation Hannibal seferinde kayıtlı yolcu sayısı 6050'dir. Sonradan yapılan detaylı araştırmalarla, gemide bulunanların dökümü şöyledir:

— 173 gemi personeli

— 918 Nazi subayı

— 373 kadın cephe gerisi görevlisi

— 162 yaralı Alman askeri

— 8956 sivil.

Toplamda 10582 kişi. Siviller olmadan, normal kapasitesine ulaşmış olması gereken gemide, kapasitesinin 6 katı daha ek yolcu bulunmaktadır.


Bu tarz askeri operasyonlarda, hantal, büyük gemilere daha küçük ama manevra kabiliyeti yüksek olan, silahlı küçük gemiler eşlik eder. Ancak savaş koşulları gereği MV Wilhelm Gustloff gibi iri kıyım gemiye eskortluk edecek ve koruma görevi üstlenebilecek gemi yoktur. Eldeki alternatifler; kendisi de aşırı yüklü bir yolcu gemisi olan Hansa ve 2 adet torpido botudur. Terslikler bitmez, Hansa ve botlardan biri arızalanır. MV Wilhelm Gustloff, tek bir torpido botu eşliğinde yola çıkar.

Torpido botu Löwe (Görsel: Wikivisually)

Gemide biri asıl kaptan olmak üzere, 4 kaptan bulunmaktadır. Kaptanlar, hava saldırılarından, denizaltılardan ve mayınlardan kaçınmak için nasıl bir rota izlenmesi gerektigi hususunda aralarında anlaşamazlar. Asıl kaptan, diğerleriyle ihtilafa düşerek, gemiyi açık denize çıkarmayı seçer. Baltık Denizi, önceden döşenmiş deniz mayınlarıyla doludur. Telsizden Alman filosuna ait mayın temizleme gemilerinin gelmekte olduğu haberini alan kaptan, gece karanlığında çarpışmayı önlemek için, kırmızı yeşil ışıkları yaktırır. Gemi, gece karanlığında bir parıltı halinde yol almaktadır. Kaptan, art arda hatalar yapmıştır. Olağan şartlarda 15 knot hıza çıkabilecek gemiyi, 4 yıldır çalışmadığı için bu hıza çıkarmaktan çekinir ve 12 knot hızda yol alınması emrini verir. Olması gerekenden yavaş giden, ışıklarını yakmış, mayınlı arazide korunmasız seyreden bir savaş gemisi.


Bu seferde MV Wilhelm Gustloff bir savaş gemisidir çünkü Almanlar, savaş kuralları gereği, asker taşıdığı ve uçaksavar silahlar bulundurduğu için, gemiye hastane gemisi bayrağı çekmezler. Geminin telsiz yayını, bir hastane gemisi olduğunu belli edecek bir yayın yapmaz. Sovyet kaptanı Alexander Marinesko kumandası altındaki S-13 denizaltısı, civarda gezinmektedir. Denizaltı, MV Wilhelm Gustloff’u farkeder. Denizaltıdaki sensörler, geminin torpido botunun ve uçaksavarların donmuş olduğunu ve çalışmayacaklarını tespit eder. Denizaltı, gemiyi 2 saat kadar gizlice takip eder, 2 saatin sonunda 4 adet torpido gemiyi hedef alarak ateşlenir. Torpidolardan ilkine “Anavatan için”, ikincisine “Leningrad için”, üçüncüsüne “Sovyet halkı için” ve sonuncusuna “Stalin için” lakapları takılmıştır. 4. torpido yuvasında sıkışır ve ateş almaz. Diğer torpidolar MV Wilhelm Gustloff’un sırayla baş kısmına, yüzme havuzunun bulunduğu orta kısma ve motorlara isabet eder. Gemide güç kesilir ve gemi batmaya başlar.

Sovyet S-13 denizaltısı (Görsel: Sixtant)

Hava -18 derecedir. Gemidekilerin bazıları doğrudan torpidoların etkisiyle ölür. Bir kısmı, örneğin sonradan yaralı askerler icin revire dönüştürülen yüzme havuzu etrafındaki balo salonundakiler, parçalanan seramik ve karoların yarattığı şarapnel etkisi ile ölür. Çoğu insan, güvertelere çıkıp buzlu Baltık Denizi’ne atlar, dondurucu deniz suyunda donarlar. Bir kısım insan, kargaşa esnasında ezilerek can verir.

Geminin batışını temsil eden bir illüstrasyon (Görsel: Gcaptain)

Olay yerine ulaşan Alman deniz kuvvetleri, bir kısım insanı -996 kişiyi- kurtarmayı başarırlar:

Olay yerine ulaşan gemi-tekne ve botların kurtardıkları insan sayıları şöyledir:

T-36 isimli torpido botu 564 kişiyi

— gemiye eşlik eden torpido botu Löwe 472 kişiyi

— mayın temizleme gemisi M387 98 kişiyi

M375 43 kişiyi

M341 37 kişiyi

Göttingen buharlı gemisi 28 kişiyi

— Torpidosavar TF19 gemisi 7 kişiyi

Gotenland gemisi 2 kişiyi kurtarır.

V1703 adlı bir devriye gemisi, olay yerine ulaşır ve tek bir bebeği sudan canlı çıkarmayı başarırlar. (Gece karanlığında ve -18 derece suda büyük bir başarıdır bu.)


Kaptanların hepsi kazadan sağ salim kurtulur. Kaptanlardan yalnızca Wilhelm Zahn hakkında askeri bir dava açılır, dava 1945'te Nazi Almanyası’nın yıkılmasıyla düşer.

Gemiden kurtulanlardan biri olan Heinz Schön’ün yaptığı detaylı araştırmalar, olayda ölen insan sayısının 9343 kişi olduğunu ortaya çıkarır. Bunların beş bini çocuklardır.

Bugünkü savaşlardan kaçıp mülteci kamplarına sığınmış çocuklar. Görselde 5 çocuk görüyorsunuz. Wilhelm Gustloff’un batışıyla neler olup bittiğinden habersiz 5 bin çocuk denizde boğularak ve donarak öldü. (Görsel: Gofundme)

Buraya kadar okuyup anladıklarımla, savaşın vahşetini içimde hissediyorum. Ek olarak, faşizm ve ırkçılık, savaşın doğrudan asıl nedeniyken, savaş kaybedilirken bile bu uygulamaların kesilmeden devam ettirildiğini görüyoruz. Propaganda için kullanılabilecek enstrümanların, sonuçları düşünülmeden, tek bir amaç uğrunda kullanılmaya devam ettirilmesi, halka ucuz tatil sağlayan gemilere antisemitik dava önderlerinin adının verilmesi, bu gemi bir hastane gemisine dönüştürülürken bile adının korunması, hastane gemisine binerken ırk sorgulaması yapılması, Alman olmayanların (ve hatta Almanlığından şüphe görülenlerin bile) gemiye alınmaması, faşizmin ders alınması gereken yönlerini gösteriyor.


MV Wilhelm Gustloff, Titanik kadar meşhur değil, çünkü bir savaş kaybı olarak görülüyor. Oysa daha bilindik bir çok deniz faciasından çok daha fazla cana mal olan bu olayda ölenlerin neredeyse tamamı savaştan kaçan sivil halk idi.

Wilhelm Gustloff’un batığının bugün bulunduğu nokta

Bu yazı, Savaş, Alman Faşizmi ve Sanat adlı 3 yazılık bir yazının 2. kısmı. Yazının ilk kısmını buradan okuyabilirsiniz. Sonraki yazıda, savaşa, vahşete ve faşizme rağmen, sanatın nasıl yaşadığını anlatmaya çalışacağım.

Dipnot: Birinci yazıda belirttiğim gibi, Ruta Sepetys’in Salt to the Sea kitabından yola çıkarak öğrendiklerimi aktarmaya çalışıyorum. Sepetys, kitabında Polonya’dan kaçan insanların yolda maruz kaldığı sefaleti ve baskıları anlatıyor. Örneğin gemiye sadece sağlıklı insanların ve hafif yaralıların alındığını, ağır yaralıların ise geride bırakıldığını, örneğin gözleri görmeyen bir kadının gemiye ancak görür taklidi yaparak girebildiğinden bahsediyor. Alman olmayanların (hatta Alman olduğundan şüphe duyulanların bile) gemiye alınmadığını söylemeye gerek duymuyorum.

Bence kitabı edinip okuyun. Ufuk açıcı. (Amazon linki)

Kaynaklar:

MV Wilhelm Gustloff, https://en.wikipedia.org/wiki/MV_Wilhelm_Gustloff

Operation Hannibal, https://en.wikipedia.org/wiki/Operation_Hannibal

Wilhelm Gustloff Museum, http://www.wilhelmgustloffmuseum.com

Salt to the Sea, Ruta Sepetys, https://www.goodreads.com/book/show/25614492-salt-to-the-sea