
Mağarada yaşamanın cahil olmakla, mağaradan çıkmanın ise bilgin olmakla eş tutulduğu bir dünyada cahillik tanımını yapmak konusunda çok zorlandım. Cahil kimdi? Kime cahil denirdi? Bu soruların cevabını veremiyorum. Ama mağarada yaşamanın cahillik olduğu düşüncesine tüm benliğimle karşı çıkmam gerektiğini biliyorum. Mağarada yaşayan ilk insanların tarım aletlerinden tutun da savaş aletlerini icat ettiklerinden, duvarlara çizdikleri resimlerle insanlığa yön gösterdiklerine değinmeye gerek bile duymuyorum ki bu yaptıkları modern insanın yaşama tutunması için ışık görevi görmüştür.
Biraz kendi cahilliğimden, biraz da yine kendi cahilliğimden ve azıcık da cahilliğimden (cahil olduğum için 3 defada ancak anlayabildim) bir şeyler yazmak istiyorum. Ben okudukça cahilliği artan biriyim. Çünkü okudukça yeni şeyler öğrendim, yeni şeyler öğrendikçe bilmediğim bir kamyon dolusu şeyin olduğunu gördüm. Hayatımın son birkaç yılında kitap okumaya başlayan bir cahilim ben. İlginç gelecek ama bu cahillik bana mutluluk veren bir özelliğim. Dediğim gibi okudukça yeni şeyler öğrendim. Herhalde bir insanı mutlu edebilecek en önemli kavramlardan biridir yeni şeyler öğrenmek, yeni kitap kahramanları tanımak, yeni aşklara şahit olmak… Her şeyi bilen insanlar ( İlber Ortaylı hoca alınmasın) yeni şeyleri öğrenmenin verdiği hazzı tadamayacakları için çok şanssızlar gibi geliyor bana.
Kendi cahilliğime parmak bastıktan sonra cahillik konusuna tekrar dönmekte fayda görüyorum. Cahilliğin tanımını yapamayacağımı söylemiştim ama yine de birkaç kelam etmek isterim. Bence cahillik de tıpkı zenginlik gibi gerçek tanımı olmayan bir kavram. Kime göre cahil, kimden daha fazla cahil? Zenginlik de böyle değil midir? Arabası olan biri, arabası olmayan bir kişiden daha zengin olmasına rağmen 2 arabası olan birinden daha fakirdir. Tabii bu bakış, hayatı maddi kavramlar üzerinden değerlendiren biri için geçerlidir. Cahillik de tıpkı bu düzlemdedir. 10'a kadar sayabilen biri 5'e kadar sayabilen birimden bilginken, 15'e kadar sayabilen birinden daha cahildir. Tabii bu bakış açısı da hayata şekilsel kavramlar üzerinden değerlendiren biri için geçerlidir.
Yani işin özü budur ki; cahil de bilgin de zengin de fakir de yoktur. Herkes imkanları, yaşadığı çevre ve karşısındaki insanın ona bakışı ölçüsünde yeteri kadar bilgili ve zengindir.