Sahte Sahip Olma
Sabah uyandığımda onun yanımda olduğunu görmek garip bir his verdi bana. Uyanmıştım ama sanki hala bir düşün içindeydim. Dün gece onunla uyuduğumu düşündükçe yatağın içindeki sıcaklık artıyordu. Kalp atışlarım göğüs kafesimi delice yumrukluyordu. Gözlerimi ondan alamıyordum. Bakışlarım sanki benimle konuşuyordu ve ona aşıksın sen deyip duruyordu. Evet ona aşıktım. Üzüm buğusu gözlerini örten göz kapaklarına, kalemle çizilmiş gibi olan kaşlarına, öpsem fırtınalar kopacakmış gibi duran dudaklarına uzun uzun baktım. Boynuna hem bakıyor hem de öpmek istiyordum. Öpsem mi diye düşünürken birden kıvranarak yanıma doğru yanaştı. Artık aramızda üç beş santim yoktu. Teni tenime değiyordu. Dün gece de sarılmış, koklamış, hatta dudaklarımı sürmüştüm bedenine ama sanki her şey sıfırlanmış da yeniden bu tada bu sıcaklığa varıyor gibiydim. Dakikalarca yutkundum. Yutkunma seslerime uyanır diye de korktum ama mani olamıyordum kendime. Korktum çünkü uyanıp düşü bitirebilir, neden orada olduğunu sorgulayabilirdi. Bunu düşünerek kestim yutkunmayı. Bir gerçekle yüzleştim o anda. Ya uyanıp giderse, ya bir daha sarılamazsam, ya bir daha beni görmek istemezse. Ne de olsa gece alkolün ve hüznünün etkisi vardı. Korktum ve o anda korkuma zıt bir karar verdim. Uyansın, gitsin ama son bir kez sarılayım, öpeyim, koklayayım dedim. Uyansın pişman olsun, isterse onun dün geceki halinden faydanlandım diye bana kızsın. Razıydım buna. Bunları da düşünerek yanaşmaya karar verdim. Dudaklarımı boynuna götürdüm. Aramızda mesafe yoktu ama o kısacık uzaklıkta bile uzun bir yol tüketiyordum gibi. Dudaklarım boynuna doğru giderken, bedenimi yukarı doğru kaldırdım. Nefes alışverişimdeki düzensizlik yaramaz bir çocuğun oyuncaklarını etrafa saçması gibiydi. Dudaklarım boynuna kavuşunca kendimi başka bir düşe teslim edercesine gözlerimi kapattım. Ellerimi beline attım, yavaş yavaş kendime çektim. Dudaklarım daha çok değdi boynuna, sıcaklığımız karıştı. Daha çok çektim kendime. Artık aramızdan ışık sızmayacak haldeydik. Korkuyor ama korkumla daha çok şey yapmak istiyordum. Gidecekse de ardında bana daha çok iz bıraksın istiyordum. Dayanamadım ve ellerimi bacaklarına götürdüm. Bacaklarına dokunarak kasıklarına vardım ve kendime çektim. Aramıza tutkuların en sahicisini koydum. Artık benim olmuş gibiydi. Halbuki bütün gece zaten beraber olmuştuk. Daha fazlasını yapmıştık, daha fazla dokunmuş, delice öpmüştüm, öpüşmüştük. Fakat şimdi uyanıp yaptığından pişman olacak ve gidecek diye korkuyordum. Bu da beni ürkekleştiriyordu. Nasıl bir duyguydu bu böyle anlam veremiyordum. Sanırım bunun adını sahte sahip olma. Sahte bir sahip olma ama sahici bir hisle. Bir süre o şekilde durdum. Dudaklarım boynunda hafif hafif gezinmeye başladı, kasıklarından kendime daha çok çektim. Şimdi sahte sahip olma daha da belirginleşti. Kıvrandı bir anda. Kıvranınca eksik kalan parçalar oturdu gibi. Dudaklarım boynuna emanet değil daha güçlü değiyordu. Göğüs kafesi göğüs kafesime saplandı ama dünyanın en yumuşak saplanması. Kendime bir nebze daha çekmiştim. Ve artık yek bir hal almıştık. İki beden yek vücut. Her şey benim için güzel giderken gözlerini açtı. Boynundaydım ama hissettim gözlerini açtığını. Etrafa bakışını hissettim. Kapadı gözlerini. Onu da hissettim. Ne olacak derken. Birden kollarıyla sardı beni. Tebessüm ederek, uykulu bir sesle “günaydın” dedi. Saçlarıma dokunarak yüzümü yüzüne çevirdi ve “koala mısın sen” diyerek kesilmeyen tebessümünü büyüttü. Bir şey demedim, demek istemedim. O anı bozmak değil, o anı bitse bile öylece tüketmek istiyordum. Sarıldım, daha çok sarıldım, daha çok kokusunu içime çektim. O da bana eşlik etti. Gitmedi, kaldı. Umarım hiç gitmez dedim. Hiç gitme!
