Bak Postacı Geliyor

Hayatı çok hızlı yaşıyoruz ve yoğun geçen bir günü filtrledeğimizde geriye sadece baş ağrılarımız kalıyor. Uzatmayayım, yine böyle bir günün sabahıydı. Postacı kapıyı 2 kere çalar demişlerdi ya, sayamamıştım uykulu halimle ama elinde bir zarfla kapımda postacı “postanız var” diyerek kendi yorgun dünyasına ilerliyordu. Bir gariplik vardı, e ama imza atmamıştım mesela. Bugünlerde böyle yürümüyor muydu bu işler? Ne işgüzardı şu postacı da. Ucundan köşesinden ahbap olmuştuk ya, adımıza imza da atar olmuştu besbelli.

İrice bir zarf içinde anlamsız yazılar…

İrice bir zarf üzerinde adım, adresim ve de kocaman 2 pul…

Sahi, pul mu kalmıştı yahu! Boş yere yapıştırılmış olamazdı. Nostaljik bir hatıra besbelli ama bu çirkin zarfın köşesine motif niyetiyle de konulmuş değildi ya!

Pul ne işe yarar sahiden? Ne anlam ifade eder? Kimileri için pulu, zarfın içindekinden anlamlı kılan nedir?

Başladı anlatmaya kuzen; “Pul, güzel kardeşim…” Tam da başındayken cümlesinin telefonu çalmaya başladı. “♫ Adana merkez.. Adana, adana… ♫” açtığı gibi de kapatıverdi. Ben şaşkın;

“Ödemeli yaaew!” dedi.

“Ne diyordum, ya akşam bi maç mı yapsak?!”.

“Pul diyordun, güzel kardeşim.”

“Ya koleksiyon yapmaya yarıyor. Bi nevi “bak bana Alamanyalardan mektup geldi” demenin ispatı.”

“Diyorsun! Bu mu yani; 200 yıldır Alamanya’daki akraba kıvanç kaynağı olmaya gark olmuş yani. Bravo! Bir tek o işe yarıyor zaten”

“Maç, maç diyorduk…”

O konuşurken ben, “siz gayet bilgili bir abiye(ağabeye) benziyorsunuz” kıvamında birini bulmaya karar verdim. Pul neydi, nasıl yapıldı, ne işe yaradı gibi soruları günümü anlamlandırmak, dost meclislerinde fütursuzca anlatırken yanımdakilerin çaktırmadan Instagram’a kaymalarını göze alarak hem de.

TC Posta Pulu

Niyetimiz ciddi, hedefimiz belli; Ankara.

Bir pulun peşine, bir pul hikayesi bulmak niyetiyle soğuğun başkentinde, tüm tasolarını az önce kaybedip eve dönen çocuk mahcupluğuyla AŞTİ’deyiz. Kuzenim yanımda; o benden daha fazlasını yitirmiş gibi. Taso koleksiyoncusuymuş da, tasoya tövbe etmiş gibi. Yahu süt dökmüş kedi gibi işte, uzatmayalım.

Adres kağıdında “Ulus” yazıyor ve kendimizi AnkaRay’da buluyoruz. Kapalı bir zarfta hamiline yazılmış çek gibi otobüse bindirilmiş, varacağı adresi “sora sora Bağdat bulunur” lakayıtlığında aramaktayız. 20 yıldır okuyabiliyorken ben aslında; hamilini, geçmişini tanımıyorum; bilmiyorum vesselam. Hamili Ulus ve biz artık ordayız, check-in: @PTT_Pul_Müzesi.

“Pul, postayı gönderenin ücretini ödediğini belirtmek için kullanılırdı. İlk olarak 1840'da İngiltere’de kullanıldığı sanılıyor. O döneme kadar gönderilen postalarda ücret karşı ödemeli olarak yapılır ve karşı tarafın bulunamamsı veya ödemeyi kabul etmemesi gibi ihtilaflı durumlarda, posta şirketleri sıkıntı yaşar, posta taşıma hizmeti sağlanmış olmasına rağmen ücret tahsil edilemezdi. Posta pulu temel olarak bu sorunun çözümünü sağlamıştır. Posta gönderiminin sistematiği değişmiş ve ödeme işleminin yapıldığı -postayla birlikte hareket eden pullarca- tescillenir hale gelmişti. Posta pulları devlet idaresinde bulunan ulusal posta servislerince düzenlendiği için tasarımlarında ulusal simgeler, önemli şahsiyetler ve olaylar yer alıyordu. 19. yüzyılın sosyal medyası olarak da nitelendirebileceğimiz posta pulları, dönemin en büyük kültürel faaliyeti sayılabilir.”

“Resmi tatil ve Pazar günleri hariç 09:00–17:00 saatleri arası hizmet veren PTT Pul Müzesi Türkiye, Osmanlı ve Dünya’dan sayısız pulla siz ziyaretçilerini bekliyor.” diyor mekanik bir ses. Nereden geldiği belirsiz, ama nereye gittiği çok açık.

Kuzen telefona sarıldığı gibi müşteri hizmetlerini arıyor. “Bug”ını biliyorum diyerek basıveriyor tüm tuşlara aynı anda, saniyesinde bağlanıyor çağrı merkezine ve “ödemeli arama istemiyorum” diyor. Bir süre cebelleşiyor ahizenin diğer tarafıyla tabi (kolay hizmet yok!). Çünkü o da biliyor; karşı ödemeli arandığında kabul etmek öğrenciye yaraşmıyor!

Benim Kuzen

Originally published at pertevbey.blogspot.com.tr.