Her Başarılı Markanın Arkasında, Bir Girişimcinin, Tatmin Olmamış İhtiyacı Yatar…

İlham veren markalar üzerine methiyeler düzülür ancak başka bir yerden bakalım… Markalar ilhamını nereden alır?

Bir kaç sene önce, belli çevrelerde ünlenmiş iki kardeş ile tanışmıştım. Bu iki kardeş, ailelerinden kalma bir iş hanını alışık olunmadık bir yaklaşımla, parti hanına, yaratıcılar için de kaçış çalışma noktasına dönüştürmüşlerdi.

Çevrelerinde, tüm markaların arayıp bulamayacağı “cool” diye tarif ettiğimiz kişiler, bu kişilere ulaşmak isteyen “cool” diye tarif ettiğimiz markalar dolaşıyordu.

Kendileri ile iş yapmak için tanışmıştık. Tahminimden daha mütevazi ancak oldukça farklıydılar. Kurallarını kendi yazmak üzere mütevazi bir meydan okuma içinde oldukları, giyimleri kuşamlarından, bizi ağırlayış şekillerinden, hatta biz sohbet ederken karşımızda özel berber eşliğinde saç sakal traşı oluşlarından belliydi. Yanlış anlamayın, bunları tamamen doğal bir mütevazilik içinde yaptıklarından enerjileri insana doğal bir rahatlık veriyordu.

Konumuz değildi ancak merakım karşısında, nasıl bu işlere bulaştıklarını samimiyetle anlatmışlardı.

Yıllarca yurtdışında okumuş iki kardeş olarak, bir gün Türkiye’ye döndüklerinde kendilerini çok yalnız hissettiklerini farketmişler. Bunu da şöyle sempatik bir şekilde açıklıyorlardı. “Bir baktık ki, bütün yaz düğünler oluyor ve bizi kimse bu düğünlere çağırmıyor, o zaman bizi içine alan bir çevremiz olmadığını anladık. Ama biz de eğlenmek istiyorduk”.

Bu ihtiyaçtan yola çıkarak, kendi partilerini yapmaya ve eşi dostu çağırmaya başlamışlar. Zaman içinde tekrarlanan partilere herkes başka tanıdıklarını da getirmeye başlamış ve derken “cool” dediğimiz kitle, doğal yollarla çevrelerinde oluşmaya başlamış.

Kış boyu partileyen kardeşler, yaz mevsiminde de devam edelim, açık havaya çıkalım mantığı ile bir de plaj işine el atmışlar ve yine başarılı bir plaj konsepti yaratmışlar.

Kardeşlerin sosyalleşme ihtiyacı, eğlence hayatında onları söz sahibi yapmaya yetecek kadar önemli isimler olmalarının önünü açmış. Kendi iç ihtiyaçlarını tatmin etmek için kendi tarzlarında çıktıkları yol meğerse başka insanların da ihtiyaçları ile kesişiyormuş.

Dışarıdaki insanların ihtiyacını değil, kendi iç dinamiklerini dinleyip, kendilerini anti sosyallikten, sosyal dünyanın merkezine almayı böyle başarmışlar.

Fotoğraf: Sergey Klimkin
“Ürünleri odak gruplarına göre tasarlamak gerçekten zordur. Çoğu zaman insanlar, siz onlara gösterene kadar neye ihtiyaç duyduklarını bilmezler”
-Steve Jobs-

Hersey icimizdedir sadece kesfedilmeyi bekler, disarida olan biten herşey sadece uyarıcıdır.

Bu yüzden diyorum ki; eksikliğin gücündür. Neyin özlemini çekiyorsan dikkatini oraya ver, orada yaratım fırsatı vardır.

Vizyonu senden beslenen bir yaratım yaptığında, dısarıda olanın da ilgisini çekersin. Çünkü çekici olan budur.

Bu inancımı paylaştığım bir tanıdığım; dunyayı keşfe çıkmış bir gezgindir kendisi. “Sana katılıyorum, ben hiçbir zaman talebe göre hareket etmedim. Sadece görmek istediğim yerlere seyahat düzenliyorum. Gezilerime de, benim görmek istediğim yerleri, benimle birlikte görmek isteyenler katılıyor” demişti. Seyahatlerinin kapalı gişe olduğunu ben yakinen biliyorum.

“İnsanlara ne istediklerini sorsaydım daha hızlı giden atlar istediklerini söylerlerdi”
-Henry Ford-

Hedef kitlenden daha hızlı atlar istediğini duyabilirsin. Ancak onlara daha hızlı gidecek at yerine motor vermek ve bunu beygir gücü ile anlatmak, işin sahibinin vizyonudur.

Fotoğraf: Unsplash

Yaratmak, parçaları birleştirmek ve kendini ifade etmek ile alakalıdır. Parçaların bir kısmı dışarıda olabilir ancak senin içindeki parça ile buluşmadan gerçek bir yaratım ortaya çıkamaz. İçerideki parça da muhtemelen çığlık çığlığa ben buradayım beni gör ve tatmin et diyen parçadır.

Mark Zuckerberg’in, teknolojik imkanları kendi kişisel ihtiyaçları ile birleştirmesi nedeni ile bugün Facebook kullanıcısıyız.

Steve Jobs’un yüreğini ve sezgilerini dinlemesi nedeniyle bugün sistemler insanlığın kullanımına ve gelişimine açılmış durumda.

Bugün adını duyduğumuz ve markalarını kullandığımız insanlar, kendi ihtiyaçlarını fark edecek ve iç kaynaklarını harekete geçecek kadar kendilerine karşı tutkuluydular.

Spot ışıklarını kitlelere değil öncelikle kendinize çevirin ve önünde korkusuzca durun:

Fotoğraf: Rudy ve Peter Skitterians

Senin tatmin olmamış ihtiyacın ne?

Hangi girişimi yaratmaya adaysın?

Ruhun neyi özlüyor?

Marka, ilhamını girişimcisinden alır.

Bana göre; ticari bir değer, dışarıdan gelen bir taleple oluşmuşsa “hizmet”, içeriden bir tutkuyla oluşmuşsa “marka” dır.

Konu şu: Sen, derinlerine bakacak kadar kendine tutkulu musun?

Herkesi sevgiyle selamlıyorum,

Found this post useful? Kindly tap the ❤ button below! :)