İKİ İRAN


1979’da İmam Humeyni ve sol muhalefetin birlikte yaptığı ‘İslamcı’ devrimle Batı’dan kopan, son birkaç yılda ise gerçekleştirdiği nükleer programı ile bütün dünyayı karşısına alan İran bugünlerde derin bir nefes almış durumda. 5+1 ülkelerle yapılan anlaşmanın ardından ambargo ve yaptırımlarla geçen yılları telafi etme telaşında.


Geçen yüzyılın ikinci yarısında (1848–1896) hüküm süren reformcu lider Nasıreddin Şah belki de bugünlere bakıyor. Şah, ilk yıllarında Batı ile kurduğu sıcak ilişkilerle ülkesinin umudu olmuştu. Fakat sonrasında uyguladığı tutucu politikalar halkı hayal kırıklığına uğrattı. Tahran’daki Moghadam Müzesi’nin şömineli odasının duvarında asılı olan Muhammed Hasan Afşar imzalı 240’a 142 cm yağlıboya tabloda Nasıreddin Şah uzun sarkık bıyıkları, Batı tarzı ceket pantolonu ve süslü nişanlarıyla ülkesinin hâlâ devam eden içine kapanma-dünyaya entegre olma çelişkisini temsil ediyor sanki. Modern Tahran’ın keşmekeşinin tam ortasında havuzlu bahçesi, zengin koleksiyonu ile özel bir yere sahip olan müzede yüzünü Batı’ya ve Doğu’ya dönen iki İran’ı bir arada görmek mümkün.

Moghadam Müzesi’nde bulunan Muhammed Hasan Afşar imzalı 240’a 142 cm yağlıboya tabloda Nasıreddin Şah resmi

1979’da İmam Humeyni ve sol muhalefetin birlikte yaptığı ‘İslamcı’ devrimle Batı’dan kopan, son birkaç yılda ise gerçekleştirdiği nükleer programı ile bütün dünyayı karşısına alan İran bugünlerde derin bir nefes almış durumda. 5+1 olarak bilinen (BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesi ABD, Çin, Rusya, İngiltere, Fransa ve Almanya) ülkelerle anlaşmaya varan komşumuz şimdi ambargolarla ve yaptırımlarla geçen yılları telafi etme telaşında. Eski Cumhurbaşkanı Ahmedinejad döneminde yürürlükte olan kara para ekonomisine son vermesi beklenen anlaşma geleneksel İran diplomasisinin ürünü olsa da iyimserlik sokaklara yansımış durumda. Şimdi herkesin gözü dışarıda.

Tahran sokaklarında Amerikan karşıtı slogan ve duvar resimleri

Tecriş Meydanı’ndaki tarihî cami avlusundan kuzeydeki yeni Tahran’ın sokaklarına, kafelerine kadar her yerde anlaşma konuşuluyor. Çarşı esnafı “Önceden dolambaçlı ve sıkıntılı bir ticaret yapıyorduk. Babek Zencani ve Reza Zarrab’a bakın. Artık onlara ihtiyacımız yok.” diyor.
Sabah saat 6 buçukta bastonunu bir kenara bırakıp çalıların arasına sakladığı iki tuğlayı eline alarak jimnastik yapan Ahmet Muayyedi (70) “Şah ve Atatürk iki dosttu, biz niye olmayalım?” diyor. Dünyaya açılan yolun Türkiye’den geçtiğini söylüyor. Sıkı bir Aziz Nesin okuru olan Muayyedi Türk edebiyatı hayranı. Farsçaya çevrilen bütün eserleri okumuş.
Yeni Tahran’ın simgelerinden Planetaryum’da moda çekiminde rastladığımız Mina Taeei ülkenin ilk aylık moda dergisinden söz ediyor. Barış olursa alışveriş, ticaret artacak diyen Taeei, Rus bir anne ve Tebrizli bir babanın kızı. Model olarak İran’da hayatını kazanıyor. Modada gözümüz İstanbul’da diyor.

Mina Taeei ülkenin ilk aylık moda dergisinde model olarak çalışıyor. Rus bir anne ve Tebrizli bir babanın kızı.
Tahran Üniversitesi’nde son sınavdan sonra fotoğraf çektirme vakti. Sonrasında ise kutlamak için gençler nargile kafelerin yolunu tutuyor.

Eski İran’da önemli bir merkez olan, bugün ise Tahran Metrosu’nun uzandığı güney kasabalarından biri olan Rey şehri, 40 derecenin üzerinde sıcaklığı ile bunaltıyor. Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’in mezarının bulunduğu şehri geride bırakıp Tahran’ın en kuzeyine, Ferahzad’a ve Derbend’e vardığımızda ise Batılı gazetecileri ‘Nükleer Anlaşma Sonrası İran’ röportajları ile görmek mümkün oluyor.
Uzun söyleşiler yapılıyor, fotoğraflar çekiliyor. Hafta sonunu fırsat bilen genç Tahranlılar sırtlarında kamp çadırları gözlerden ırak doğada birkaç gün geçirmek için arabalarını park edip tırmanışa geçmişler bile…

Başta LC Waikiki olmak üzere birçok Türk markası Tahran’da alış veriş merkezlerinde yerini almış durumda.

Söze Nasıreddin Şah ile başladık, onunla bitirelim. Batı’yı ilk ziyaret eden İran Şahı olan Nasıreddin, tüm merak ve ilgisine rağmen onunla rekabet edecek zekâvette inceliğe, ferasete sahip görünmez. Hatta zamanın Londra gazetelerinin yazdığına göre İngiltere’de bir resim müzesini ziyaret eder. Buradaki tablolar arasında her nedense en çok bir merkep tablosu ilgisini çeker ve fiyatını sorar. Aldığı işte şu kadar yüz altın cevabı karşısında, şaşkınlığını gizlemez, soğuk İngilizlere kendince çok zekice bir espri yapar ve der ki: “Yahu neden bu kadar pahalı? Bu eşek yük taşıyamaz. Üstüne semer de vuramazsın. Bu paraya gider onlarca eşek alırım.” Rivayet odur ki, orada bulunan İngilizler de altında kalmaz Şah’ın imasının. Birisi çıkar ve şöyle der: “Evet haklısınız. Bu eşeğe semer vurulamaz, yük de taşıyamaz. Pahalı olması şundandır. Bu eşek yem de istemez, bakım da. Gerçek bir eşeğe harcamanız gereken masrafların hiçbirine gerek kalmaz. O nedenle pahalıdır bu eşek…” Dönemin gazeteleri Şah’ı uzun uzun hicvederler bu naifliğinden dolayı… Kim bilir belki de Picasso olsaydı orada, “Bu nasıl horoz?” diyen resimsevere “O horoz değil, resim” dediği gibi; “O eşek değil, resim” derdi. Şahın tepkisi ne olurdu bilinmez.

Ve bugün. Köprünün altından çok sular, Tahran’ın yeni simgelerinden Tabiat Köprüsü’nün iki katlı yolunun üzerinden umutlu çok İranlı aktı şüphesiz. Bugünlerde şah yok. Nükleer anlaşmaya imza atan Vekâlet-i Hariciye Reisi Zarif, Ankara’yı es geçerek başkentleri dolaşıyor. İngiliz gazeteleri her geçen gün Şah’ın ülkesinin bölgede nüfuzunu artırdığından söz ediyor.

Like what you read? Give Selahattin Sevi a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.