‘Yazmadan geçirdiğim tek bir gün yok’

Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Nobel Edebiyat Ödüllü İtalyan Yazar Dario Fo ile önemli röportajlardan birini şair ve yazar Can Bahadır Yüce yapmış ve Kitap Zamanı’nda yayımlanmıştı. (Fotoğraf: moret.it)

-Dario Fo anısına-

Dünyanın en önemli oyun yazarlarından, Nobel Edebiyat Ödülü (1997) sahibi Dario Fo ilk kez bir roman kaleme aldı. 90. yaşını kutlamaya hazırlanan İtalyan yazar, Papa’nın Kızı adlı tarihî romanını “sürpriz” diye tanımlıyor. Fo ülkemizde tiyatro oyunlarının yanı sıra siyasi kimliğiyle de tanınıyor. Nobel konuşmasında Madımak olaylarına değinen yazar, Türkiye’de son dönemde olup bitenleri yakından izlediğini söylüyor. Dario Fo ile romanını ve yazı yaşamını konuştuk.

Röportaj | Can Bahadır Yüce (Kitap Zamanı 118, Kasım 2015)

Uzun yıllar drama ile uğraştıktan sonra ilk kez bir roman yazdınız: Papa’nın Kızı. Neden roman türünü seçtiniz? Bunun sebebi, edebiyata dair farklı bir deneyim yaşama arzusu mu?

Başlangıçtaki tasarım gerçek bir şey yazmaktı, belgelenmiş bir şey. Araştırmalar yaptım ve tam da Lucrezia Borgia hakkında gördüğüm ve okuduğum her şeyin uydurma olduğunu fark ettim, çünkü bütün yazılanlarda verilmek istenen açgözlü, eğri, doyumsuz bir kadın düşüncesiydi. O zaman daha ilk satırlardan itibaren bir roman yazmakta olduğumun farkına vardım ve bu benim için de bir sürpriz oldu.

Metnin yapısını kurmak bakımından roman yazma deneyimini farklı kılan nedir?

Benim açımdan bir romanın yazımında sürdürdüğüm yaklaşım komedyada sergilediğim ile aynı: Soruşturma her zaman yola çıkış noktası. Papa’nın Kızı’nda resmî kaynakları okuyarak başladım ve bunların hepsinin Lucrezia’ya dair sahte bir imge biçimlendirdiklerinin farkına vardım. Düpedüz kendi kardeşleri tarafından ayartılmış, erkek düşkünü, kahpe gibi… Oysa resmi olmayan haber ve söylentilere yönelir yönelmez, hakiki Lucrezia açığa çıktı: İkinci kocasına suikastın doğrudan azmettiricisi olan asker kardeşi Cesare ve Papa olan babası arasındaki iktidar oyunlarının kurbanı, kültürlü bir kadın. Yaşamının son yıllarında fakirlere yardım amacıyla bir hayır kurumu açmış ve masum oldukları halde cezalandırılmış insanlara yardım etmekle meşgul, üstün bir medeni bilince sahip kişilik.

Son yıllarda tarihî roman tüm dünyada popüler oldu. Bir kurmaca metinde tarihî kişilikleri betimlerken karşınıza çıkan zorluklar nedir? Tarihî doğrulara ne ölçüde sadık kalmak gerekiyor?

Bugün artık tarihteki önemli kişilikleri betimlerken onlara şiddetli davranış belirsizlikleri, uygunsuz eğilimler, çarpık cinsel yönelimler yüklemenin moda haline geldiğinin farkındayım. Eğilim, tarihi hakikate dair her tür araştırmayı karartarak kamusal imge ve özel yaşamdaki davranış arasında bir çatışma sergilemek yönünde. Lucrezia Borgia’nın durumunun önemli bir gösterge oluşunun nedeni, kendi olumsuz imgesinin doruğuna zaten dört yüz yıl önce Elisabeth döneminin en büyük yazarlarından John Ford’un eserine şu başlığı koyduğunda erişmiş olmasıdır: “Ne yazık ki, bir fahişe”.

Sizin edebiyatınızın kökleri sözlü geleneğin içinde aranabilir. Aynı zamanda bir ressamsınız. Edebiyatın hangi boyutu sizde daha ağır basıyor: Sözlü mü yoksa görsel mi?

Sanatı durağan bölgelere ayrılmış bir alan olarak görmüyorum. Benim eserim hem ressamın sanatının hem de yazılı sözün izlerini taşır. Ne zaman bir komedya yazsam, yaratıcılığımın içine düştüğü çıkmazlarda kendime çizim taslaklarıyla yardımcı oluyorum.

1997'deki Nobel konuşmanızda Türkiye’ye ve ülkenin 37 sanatçı ve aydının ölümüyle sonuçlanan Sivas Katliamı’na değindiniz. Bu trajediden sonra Türkiye’deki siyaset ve edebiyat alanındaki gelişmeleri takip ettiniz mi?

Türkiye’yi ve her şeyden önce son günlerde beni derinden sarsan olup bitenleri büyük bir ilgiyle takip ediyorum. Barış içinde yürürken katledilen şu gençlerin görüntüleri beni çok öfkelendirdi ve 68 yılına, burada, İtalya’da devletin işlediği toplu cinayetlere geri götürdü.

Nobel komitesi sizi ortaçağ soytarılarının geleneğinin takipçisi, iktidar tarafından ezilmişlere saygınlık kazandırarak iktidarın kendisini alaya alan bir yazar olarak niteledi. İktidarı eleştirme eğilimi birçok edebiyatçıda gittikçe kayboluyor. Siz bu tavrın İtalyan edebiyatında gelecekte süreceğine inanıyor musunuz?

Kesinlikle, ülkemizde edebiyat ve belki de öteki yollar aracılığıyla iktidarın şiddetli eleştirisinin yapılmasının devam edeceği düşüncesindeyim. Çok daha hızlı ve bağımsız şekilde gezinen ve iktidarların maskesini kolaylıkla düşürme olanağı taşıyan enformasyonu, şu internet dünyasını büyük merakla izliyorum. Tabii ki, bu enformasyon yetmiyor, bununla birlikte okuyucuların siyasi konularda eğitimli olması, kendi ülkelerinde ve dünyada olup bitenlerden haberdar olmaları gerekiyor.

Nobel ödülü hayatınızı değiştirdi mi?

Bunu yadsıyamam, kazandığım haberini aldığımda bunu hayretle karşıladım. Gerçi ödülü aldığımda komedyalarım zaten Avrupa, Asya ve Amerika’da görücüye çıkmış ve büyük yankı uyandırmış durumdaydı. Paradoksal olan, bu tekrar tanınmanın bana ve Franca’ya olan ilgiyi burada, İtalya’da artırmış olması. Bugün hâlâ sıkça başıma gelen, Nobel ödülü sahibi olduğumu benimle yapılan söyleşilerde bu soru bana yöneltildiğinde hatırlıyor olmam.

Fotoğraf: paeseitaliapress

Faşizm, yolsuzluk, fakirlik, adaletsizlik… Bunlar okurların aşina olduğu konular. Edebiyat bu toplumsal ve siyasi sorunlara karşı direnmekte bize nasıl yardım edebilir? Edebiyat bir şeyleri değiştirmek için neyi başarabilir?

Bütün sanatlar tarihe iz bırakmış anlara, olgulara ve olaylara dair kavrayışı uyandırmada önemlidir. Edebiyatçının işi çoktan yapılanmış bulunan iktidarın karşısında eleştirel düşüncenin büyüyüp gelişmesine yardımcı olarak insanları bilinçlenmeye itmektir. Eğer trajik olanı ele alışının yanında grotesk ve satirik konuları işleyebiliyorsa bu daha da iyidir, tıpkı eski çağlardan bir sözün işaret ettiği gibi: “Gülmek, insanın sahip olduğu en etkili ifade biçimidir.”

Son yıllarda hükümetteki yolsuzluklar nedeniyle Türkiye’de rüzgâr farklı yönde esmeye başladı. Bu dönemde Türk medyasında mizahi (satirik) dergiler tekrar görünür oldu. Gülmek siyasetin olumsuzluklarıyla mücadele etmekte en etkili yol mu?

Gülmek en iyi yol mu? Bilemem, ancak size kamusal alanı yönetenleri çok daha fazla korkuttuğunun kesinlikle güvencesini verebilirim. İktidar komedyenlere her zaman korkuyla bakmıştır ve bu nedenle, dönemine göre, kimi zaman onları düpedüz sürgün etmiştir.

Faşizm dönemlerinde moralinizi nasıl yüksek tuttunuz? Türkiye’de birçok sanatçı ve aydın yaşama sevincini yitirdiğini söylüyor. Bize tavsiyeniz nedir?

Faşizm yıllarında bir delikanlıydım. Bu iklimi 17 yaşına kadar soludum ve yaşım nedeniyle çok az anladığım bir durumdu. Tabii ki, sonrasında İtalya’da da aşırı sağın siyasete giderek daha fazla hâkim olduğu dönemler oldu ve bu durumlarda herkes –ötekiyle birlikte– direnmeye mecburdu.

90'ınıza yaklaştınız ve göz alıcı bir edebi kariyeriniz var. Hayal kırıklıklarınız oldu mu? Diğer taraftan sizce en büyük başarınız neydi?

Başarılar söz konusu olduğunda oldukça fazlasını yaşama şansına sahip oldum, her şeyden önce tiyatroda ve aynı zamanda televizyonda, henüz ben ve Franca televizyonu bırakmaya karar vermeden önce. Bu karardan sonra tabii, pek keyifle hatırlamadığım zor zamanlar oldu.

Farklı edebi türlerde başka çalışmalarını var mı? Üzerinde çalıştığınız yeni tasarılar neler?

Bugünlerde Franca ile birlikte yazmış olduğumuz, Maria Callas’a adanmış bir gösterinin sahneleme hazırlığını yeni bitirdim. Resim yapmadan ve yazmadan geçirdiğim tek bir gün yok.

İtalyancadan çeviren: Cem Taylan

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Selahattin Sevi’s story.