Elma ile Armut “hala” toplanmıyor…

Türkiye’de verilen eğitim sisteminden hepimiz şikayetçiyiz. Türkiye dışında bir eğitim almadan, oralarda verilen eğitimin buralarda verilenden hep daha iyi olduğuna inandık. Haklı mıydık? Haklıydık! Peki, oralarda da kötü eğitim var mıydı? Vardı! Eğitim genel olarak bir ülke stratejisi olsa da, asıl önemli noktanın eğitimi veren kişiler olduğuna inandım. Hatta bunu tıpkı hepimiz gibi tecrübe ettim. Size eğitimi veren öğretmen, yaptığı işi gerçekten seviyorsa, okula her gün sanki ilk gün geliyormuşcasına heyecan içinde geliyor ve sizin öğrenmeniz gereken şeyleri her zaman taze tutmak için çalışıyor, tekrar ediyor ise, Burkina Faso’da da eğitim alsanız, iyi eğitim alabilirsiniz demektir. Ama okula sadece emeklilik günlerini doldurmak için geliyorsa sorun bulunduğunuz ülke değildir.

“Elmalar ile Armutlar toplanmaz…”

İlkokul’da neredeyse hepimize matematik dersinde söylenen bu cümle, anlam olarak hala geçerliliğini sürdürmekte.

Gözlem yapmayı, yeni konular hakkında araştırmalar yapmayı seven bir yapım var. Buradan übermensch olduğum algısını yaratmak istemiyorum. Öyle bir iddiam da yok. Hatta kendimle ilgili derin sıkıntılarım var ama konu o değil.

Sosyal medya , 2000'li yılların başında web 2.0 ile hayatımıza zerk eden bir kavram. Hayatımıza girdiği andan itibaren neredeyse her konuda olumlu, olumsuz değişimlere neden oldu. Yeni iş fırsatları, yeni meslekler, yeni kanunlar vs. gibi değişimler ile bence 10 yıllık bir dönemde Dünya’nın hızlı bir değişimine tanıklık ettik.

Yeni meslekler demişken bunların arasında benim için en sıkıntı yaratanı ve bu yazının yazılmasına sebep olanını paylaşmak isterim: Sosyal Medya Uzmanlığı.

Öncelikle ben bir “sosyal medya uzmanı” değilim. Teknoloji ile alakalı bir işim var ama bunun da konu ile alakası yok. Dediğim gibi böyle bir titrim yok ama konu hakkında bilgi sahibi olmak adına zamanında özel bir “kurs”tan eğitim almışlığım var. Sadece bilgi sahibi olmak için.

Her yemek yapanın aşçı, her araba kullananın F1 pilotu, her alışveriş yapanın “moda uzmanı”, her yoga yapanın “Yogi” olmadığı gibi, her Twitter ve Facebook kullanabilenin (bunları kullanmak için patatesten biraz akıllı olmak yetiyor.) “Sosyal Medya Uzmanı” olmadığını birilerinin, birilerine söylemesi gerekiyor.

Bu ulvi görevi üstlenip, sırtıma geçirdiğim pelerinim ile sokaklarda “çakma” uzmanları kovalamak isterdim ama yapmayacağım.

Bir Türk vatandaşı olarak naçizane kendi milletim hakkında yorum yapabileceğimi düşünüyorum. Sosyolog veya bir kitle araştırması yapmış değilim. Ama Türk milleti denildiği zaman benim de dahil olduğum toplum için aklıma gelen ilk kelime “tembel” oluyor. Evet, ben de tembelim. Sen de, o da. O çok övündüğümüz “Türk pratik zekası” nereden geliyor zannediyorsun? Uzun bir yolu yürümek istemeyenler, belli tehlikeleri göze alarak patikaları oluşturur. Türk halkı da, kolay yolu bulmak adına pratik zekasını geliştirir. Bir Alman bu konuda kendini geliştirmez, çünkü aklına buna ihtiyacı olduğu gelmez.

Konuyu çok dağıtmadan, kurumlarda çalışan ve işini sevmeyen personel, fahri sosyal medya uzmanlığına soyunur. Alakalı, alakasız her konuda tweet atar, retweet yapar, Facebook’ta kendi üzerine düşmeyen konularda yorum yapar, tartışmalara girer.

Kuruma fayda sağladığını düşünürken, yapması gereken işi yapmadığı, değerli vaktini buralarda harcadığı ve de haddi olmayan, bilmediği konuya eğildiği için daha da zararlı olur. Oysa sadece kendi işini yapsa, sosyal medya’nın normal bireyler için sadece bir eğlence alanı olduğunu bilse kurumuna ve de ülkesine daha faydalı olur.

Kurumlar açısından da bakarsak, onlar da bu konuları “gerçekten” bilgi sahibi ve tecrübeli kişilere/ajanslara “gerçek” bedellerini ödeyerek devretse, firmalarının aldığı yola gerçekten hayret ederler.

Ama ne olduğunu anlayamadıkları bir konu hakkında para ödemek, “Ne var la, iki tweet bir fotoyu ben de koyarım!” zihniyetinden kurtulamadıkları için, bunu kurum içerisinde bulunan konu hakkında “yetersiz” insanlara bırakırlar.

Demem o ki, elmalar ile armutlar hala toplanmıyor. Her işi bilenin yapması gerektiği fikrini bulan ben değilim. Fakat buna gerçekten inanan biriyim. Profesyonellik fikri kelime anlamı ile itici gelse de, işleri bilenlere devretmenin ülke ve kurumlar adına daha faydalı olduğunu düşünen, sade, sıradan ama endişeli bir Dünya vatandaşıyım.

Bu aralar ecdada, ataya sahip çıkmak bir hayli moda olduğundan kapanışı da bir atasözü ile yapayım.

“At binenin (iş bilenin), kılıç kuşananın.”

Sayonara…

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.