KAMUSALLIĞIN FENOMENOLOJİSİ

Esma Selen Aksoy
14 min readSep 16, 2021

Bilme fenomeni, sanki bizim dışımızda bir takım gerçeklikler ya da nesneler varmış da biz onları kavrayıp zihnimizde depoluyormuşuz gibi düşünülemez ( Maturana.HR, Varela. FJ, 2015). Var olan bilgi de bizim kendi gerçekliğimizde kendi algılarımızla oluşmakta ve değişime uğrayabilmektedir. Her bilimsel deneyde olduğu gibi, kamusallık algısını ölçmek, kıyaslamak ve bilmek için belirlenen yöntem kamusallık durumunu algılamamızda yönlendirici olacaktır. Descartes şöyle der (Descartes’tan aktaran J.Crary, 2002): , Algı ya da algılamamıza yol açan eylem görme değildir, yalnızca zihnin bakışıdır. Decartes dünya hakkındaki bilgilerimizi görebilmeye bağlayan düşüncelere meydan okur: “Herhangi bir şeyi görebilmemi sağlayan, gözlerim dahi olmayabilir. Descartes’a göre dünyayı ‘yalnızca zihnin algılaması’ sayesinde bilebiliriz ve dış dünyayı bilmenin ön koşulu kişinin boş bir iç mekân içinde konumlandırılmasıdır. Descartesçı yöntemin çıkış noktası, insandaki görmenin belirsizliklerinden ve duyuların karmaşasından kurtulmaktır ve bu noktada ‘camera obscura’ paradigması ile örtüşmektedir (J.Crary, 2002). Dış dünya hakkında bilgi edinebilmenin önkoşulu, öznenin içeride yer alması ve dünyanın dışarıda kalmasıdır. Camera obscura’nın bu kapalılığı, karanlığı, dışarısıyla arasındaki sınır, birkaç asır boyunca hakikate ulaşma yöntemi olarak görülmüştür (J.Crary, 2002, 102). Bu bağlamda gözlem tek bir duyuya indirgenmiştir. Mekânın üçüncü boyutta deneyimlenme imkânı yoktur. ‘Camera obscura’nın zaman içinde küçülerek taşınabilir hale gelmesi ile en sonunda kameraya dönüşmesi ise dünyayı algılama biçimimizi değiştirmiştir. Artık gözlemci ile mekân arasındaki araç oda içindeki bir duvardan avcumuzun içindeki küçük bir ekrana sığmaktadır; kapalı bir odanın içinde olan gözlemci kamerası ve ekranı ile mekâna dahildir. Bu yeni kamera dolayımı ile sağlanan algılama sürecinde diğer duyular askıya alınmamaktadır. Ama diğer duyular da, görme duyusunu uyarmaya başlamıştır. Bu uyarıcılar gözlemciyi yönlendirebilmektedir. 1929 yılında çekilen ‘’Kameralı Adam’’ filminde Vertov, algı ve gözlem biçimindeki değişimi yansıtmış, kamerayı mobilize ederek hareketin dışından, içine yerleştirmiştir. Colomina’ya göre Vertov bu filmde kentteki devinimi seyirciye sunarken ‘camera obscura’ modelini de yerinden etmiştir (2007; s. 18). Vertov’un kamerası gündelik hayatın içinden bir kent deneyimi sunmaktadır. Bugün bedenimizin bir parçası olan cep telefonu kamerası da bizim kent içindeki deneyimimize, görme duyusu ve onu uyaran diğer duyular ile dahil olmaktadır. Abartılı gelebilecek olan bu iddia kamera ve cep telefonu teknolojisinin melezlenmesinden önce de gündeme gelmiştir. Susan Sontag fotoğraflamanın dünyayı algılamamızdaki etkisinden bahsederken, gerçekliğin gitgide fotoğraf makinesinin gösterdiği şey gibi göründüğünü ileri sürmektedir (Aktaran; J.Pallasma, 2011). Fotoğraf makinasının lensi artık bizim yeni bir duyu organımız, hafızası da anlık deneyimi kaydedebildiğimiz belleğimizin uzantısı olmuştur. Eş zamanlı olarak deneyimlediğimiz mekânı algılayışımız fotojenikleştirmeye başlamıştır. Kaydetmek bizi var oluşumuza ikna etmekte, gördüklerimizi zihnimizde onaylamaktadır. Bu durum Baudrillard’ın bahsettiği nesne olarak saat ile kurulan ilişkiye benzetilebilir. Kol saati bize yalnızca zamanı göstermekle kalmaz, bileğimizde taşıdığımız bu nesne sayesinde zamana sahip oluruz. Sürekli zamanı kaydetmemizi sağlayan saatin uygar insanın temel ihtiyaç maddelerinden biri olduğu, başka bir deyişle kendimizi güvende hissetmemizi sağladığı söylenebilir (J. Baudrillard, 2010). Saatin zaman nosyonunu kavrayışımızı doğrusallaştırması, fotoğraf makinesinin algımızı fotojenikleştirmesi gibi cep telefonu ile kolay ve hızlı görüntü kaydedebilme ve anlık paylaşılma durumu da mekanları algılayışımızı değiştirmektedir. Elimizin altında olan bu teknoloji, gündelik hayatta sürekli ve sınırsız olarak sesli ve görüntülü iletişimimizi sağlarken, bir yandan da bizi sanal ortam ile gerçekliğin birleştiği ortak ilişkiler ağına dahil etmektedir. Bu ortak ilişkiler ağı ile cep telefonumuzda ve zihnimizde bizim kaydettiğimiz görüntüler, çevremizdekilerin yolladıkları, sosyal medyadaki görseller, reklamlar, ses kayıtları, videolar, haberler ve etkileşime girdiğimiz tüm imajlar birikmektedir. İlk kez gittiğimiz yerleri bile zihnimiz oraya ait görseller üzerinden algılamaya çalışmaktadır ya da deneyimlenen mekânı, ortak ilişkiler ağında dolaşıma giren fotoğraflar üzerinden zihinde yeniden kurmaya çalışmaktadır. Bunun yanında eş zamanlı fiziksel mekân ile sanal mekandaki sınırları belirsizleştiren arttırılmış gerçeklik aplikasyonları ile de kamusal mekân algımız sadece zihnimizdeki ya da gerçek mekandaki fiziksel uyarıcılarla değil, dijital uyarıcılarla da şekillenmektedir. Ihde (2012) bununla ilgili olarak, teknoloji ile değişen görüntüleme teknikleri görüntülenenleri dönüştürse de bunun fenomenolojik olarak olumsuz değil tam da fenomenleri ortaya koyacak şekilde olumlu olabileceğini ve yeni bilgi üretimlerini tetikleyebileceğini belirtmiştir.

FOTOJENİK TEMSİL ÜZERİNDEN FENOMENOLOJİK ALGI

Kamusallık algısının araştırılmasında, kamusal alanının nasıl algılandığını deşifre etmek için, kamusal alan kabul edilen bir yerin fotojenik temsilinin cep telefonu kamerası ile algılanması ve bedensel olarak algılanması üzerine bir deneyim düşünülmüştür. Öncelikle Google haritalardan belirlenen semtteki park ve meydan gibi herkesin erişimine açık kentsel boşluklar seçilecektir. Bu alanın fotojenik temsilinin tespiti için, ortak ilişkiler ağında en fazla veriyi sunan ve zihnimizdeki algıyı imaj olarak etkileyen, anlık ‘story’ paylaşımları ve arttırılmış gerçeklik filtreleri ile mekân algımızı uyaran, instagram uygulamasındaki görseller incelenecektir. Bu görseller arasından belirlenen kentsel boşlukta en çok paylaşılan noktanın tespit edilmesi düşünülmüştür. Burası alanın merkezi kabul edilecek ve tespit edilen yer üzerinden belirli sıklıklarda kadrajın genişletilmesi ile yeni çekimler yapılacaktır (Şekil-1). Bu yerin merkez referans noktası kabul edilmesi ile amaçlanan bu alanı cep telefonu kamerası ile fotoğraflayarak sosyal medyada paylaşan insanların, bu alanı bu nesne üzerinden temsil etme motivasyonlarını anlayabilmektir. Dilthey’e göre anlamanın en yüksek formları olarak, projeksiyon temelinde gerçekleşen yeniden üretme, kurma ve yeniden yaşama durumunu öne sürmektedir (T. F. Orman, 2017). Bu nedenle fotojenik temsili oluşturanların, kamusal alanı fenomenolojik açıdan nasıl algıladığını anlayabilmek için, gözlemciler bu temsile yönlendirilmiş ve temsili oluşturan deneyim yeniden kurgulanmıştır.

Bu deneyde cep telefonun kamerası dikey olarak kullanılmıştır. Bunun nedeni gündelik hayatta telefonla kurulan ilişkideki hızlı çekme ve anlık paylaşma alışkanlığı ile olan kullanım ilişkilendirilmektedir. Deneyde mekânın bedensel algılamasındaki göz-merkezcilik telefon kamerasına indirgenmiş, doğal görme biçimleri geride bırakılarak telefonun ekranından görmek üzerine bir gerçeklik kurgulanmıştır. Özne kentsel boşlukta mekânı bedensel olarak üç boyutlu algılamaya devam ederken eş zamanlı olarak cep telefonu kamerası ile iki boyutlu görme durumuna geçmiştir. Bu yöntem ile yapılacak araştırmalarda proje alanı sayısı ve seçilen noktalardaki yorumlama sayısının arttırılması ile deneyin çözünürlüğü artacaktır. Belirlenen sorular, cep telefonu ile fotoğraf çeken gözlemcinin kişisel olarak mekânı ekran üzerinden algılayışı ve bedensel olarak mekanı deneyimleyerek algıladığını karşılaştırmaya yöneliktir.

Deneydeki eş zamanlı değerlendirme durumunda gözlemcinin cevaplaması beklenen sorular:

0 : ekran üzerinden , 0’- : bedensel algı

1- ekranın içinde gördüklerinden, kamerayı yönlendirirken seni etkileyen görüntü ne?

1’- Kamerayı yönlendirirken seni yönlendiren çevrende algıladığın şeyler ya da durumlar ne?

2-Ekrandan baktığında gördüğünüz en önemli en önemli en büyük en baskın nesne?

2’- Fotoğrafı çektiğiniz noktada algıladığınız nesne ?

3-Bu mekânda diğer insanlar neler yapıyor? Bu alan güvenli ve erişilebilir mi? 3’- Bu mekânda diğer insanlar neler yapıyor? Bu alan güvenli ve erişilebilir mi? 4- Mekândaki bitkiler sana ne hissettiriyor?

4’- Mekândaki bitkiler sana ne hissettiriyor ?

5- Bu mekânda çektiğiniz bir fotoğrafı paylaşmak ister misiniz?

5’- Bu mekânda geçirdiğiniz zamanı bir arkadaşınıza anlatmak ister misiniz?

Nişantaşı Bölgesinde Kamusal Alan Kabul Edilen Yer Seçimi: Mıstık Parkı

‘Google map’ üzerinden seçilen kentsel boşluk, İnstagramda aratılmış ve bu lokasyonda çıkan 1056 adet görsel hızla taranmıştır. Bu görseller içerisinden kapalı mekanlar, yakın çekimler ve alanın net belli olmadığı görseller çıkarılmıştır. Taranan fotoğraflarda alanın kimliği ile ilgili olarak, saat bulunduran anıtın ve anıtın bulunduğu meydanın farklı açılardan çekildiği belirlenmiştir . Bu kamusal alanın fotojenik temsili Mıstık Park özelinde tasarlanmış bir nesne olan anıt-saatken, bu nesne başka kamusal alanlarda, meydandaki kuşlar, büyük ağaçlar ya da insan davranışları da olabilir. Mıstık Park’taki anıt-saatin bu alanın temsili ve sıfır noktası kabul edildiği belirtilerek bu alandan istenilen mesafede ve açıda çekim yapabileceği bilgisi gözlemciye verilmiştir. Gözlemciye alanın fotojenik temsilini içeren İnstagram paylaşımları gösterilmiştir. Gözlemciden alanda fotoğraf çekmek istediği noktaya 4 kez yaklaşarak, 4 fotoğraf çekmesi ve fotoğraf çekme anında soruları cevaplanması beklenmektedir (Şekil 5-6). Fotoğraflar a, b, c, d olarak oluşturan ekran üzerinden algılamayı, a’, b’, c’, d’ olarak üç boyutlu mekânsal algılamayı temsil etmek üzere tanımlanmıştır.

GÖZLEMCİLERİN ALANI FENOMENOLOJİK OLARAK DENEYİMLEMESİ

Deney 8 farklı gözlemci tarafından gün içinde farklı saatlerde yapılmıştır. Aynı gözlemcinin farklı zamanlarda alanı değerlendirmesi ise sorulan soruların ilk kez cevaplanmasının ve deney ile ilgili ön bilginin oluşmaması nedeni ile tercih edilmemiştir. Deneyin başında, belirlenen referans noktasına istedikleri konum ve mesafeden yönelen gözlemcilerin haritadaki konumu alan hakkında bir çok bilgi vermektedir. Bu yönelme gözlemcinin tüm algısını o anki motivasyon ile yönlendirebilmektedir. Deney süresinde eş zamanlı olarak, cep telefonu ekranı üzerindeki algıyı ve bedensel algıyı değerlendiren sorula, paylaşım isteği sorusu ile sonlanmaktadır.

KONUM VE YÖNLENME

Bir nesnenin birçok farklı mesafeden ve bakış açısından gözlemlenebilmesi, birçok farklı algı üretmektedir. Sabit bir referans noktası verilse de her gözlemci farklı bir noktadan farklı kadrajları yakalamak üzere çekimler yapmıştır. Deneyde gözlemciler referans noktası etrafında fotoğraf çekmek istedikleri noktaları belirlerken genelde anıt saatin ön ve arka yüzünü görmeye çalışmışlar ve anıtın tamamını almayı hedeflemişlerdir. Sorularda öncelikle, ekran içinde oluşturulan kadrajın motivasyonu sorulmuş, sonra ise seçilen alanın içinde, fotoğrafın bu noktadan çekilmesine neden olanlar sorulmuştur (Şekil -7). Gözlemciler neden bu noktadan ve bu kadrajda çektiklerini açıklarken, deneyin referans noktasına yaklaşıldıkça bu motivasyonlar değişmiş ve tabloda da görüldüğü gibi genellikle anıt saati tam olarak ekrana sığdırmak temel motivasyon olmuştur. İlk çekilen ve referanstan uzak fotoğraflarda ise çevresel etkiler daha çok fotoğrafın çekilme noktasını ve ekranın içindeki kadrajı etkilemektedir. Otopark binasını almamak, ışığın yansımasından uzaklaşmak, hava şartlarında hızlı olmak için en kısa mesafeye gitmek ve merak edilen bir açı gözlemcilerin deneye başlangıç noktalarındaki yönlendiricileridir. 1, 2, 3, 4, ve 8 numaralı gözlemciler genel olarak en yoğun yaya aksının ve en aktif araç yoğunluğunun olduğu Akkavak sokak yönünden alanı fotoğraflamayı tercih etmişken, 6 numaralı gözlemci renkli oyun parkına doğru yönelmiş ve referans noktasını buradan fotoğraflamayı tercih etmiştir. Bu konum gözlemcinin ilk algıladığı nesneyi de diğerlerinden oldukça farklılaştırmıştır. 5 ve 7 numaralı gözlemci Şakayık sokak yönünden fotoğraflama isteği ile deneye bu yönden başlamışlardır. Bunun nedeni olarak Akkavak sokaktaki bina cephelerini de fotoğrafa dahil etmek ve Şakayık sokak cephesindeki öğeleri deneye dahil etmek istememektir. Hava durumu, gün ışığı, aydınlatma elemanı etkisi ve görüntüyü ortalamak isteme de anlık fotoğraf çekimleri için yönlendirici olurken, ekran üzerinden algıda en etkili olan, yakalanan kompozisyonda ağaç ve saatlerin birlikteliğidir. Bu gözlemcilerin görüşü aslında deneyin henüz başında tüm algılarını yönlendirmiş ve algılayacakları nesneleri de bu karar çevresinde zihinlerinde birleştirmelerine neden olmuştur.

İLK ALGILANAN NESNE

Bir nesnenin ilk önce algılanması nesnenin boyutuna, yakınlığına, yönlenmeye, rengine bağlı olabildiği gibi o anlık durumlara ve mekanla kurulan ilişkilere de dayalıdır. İlk algılanan nesne sorusu mekânda henüz çok zaman geçirmeyen gözlemcilerin mekanla ilgili ilk algısını tespit etmektedir. Grafikte ilk algılanan nesnelerin bedensel algı ve cep telefonu ekranı üzerinden algılanışı ile kadrajın yakınlaşması ile bunların değişimi karşılaştırılmalı olarak sunulmuştur (Şekil-8). Deneydeki a ve a’ durumları, bu deney üzerinde mekanla kurulan ilişkinin ilk saniyeleri olması açısından oldukça önemlidir. Çünkü ilk algılanan nesnenin yönlendiriciliği ve diğer algılara göre daha baskın olması gözlemciye sorulan diğer soruları da etkileme potansiyeline sahiptir. 1 numaralı gözlemci ilk fotoğrafında ekran üzerinden en çok, en yakında olan oturma elemanını, bedensel olarak ise mekânı tanımlayıcı etkisi olan anıtsal saati algılamıştır. 2 ve 3 numaralı gözlemcilerde ortak olarak görülen ağaçların bedensel algıda ön plana çıkması, deneyimin gerçekleştiği saatin 17.30 ve sonrasında olması ve bu nedenle de ekran algısında ağaçların görünürlüğünün azalması ile ilgili olabilir. 4 numaralı gözlemci ise konum ve yönlenme ile de ilgili olarak ekranda en büyük ve yakın olan nesneyi yani oturma elemanını, deneyimin yapıldığı saat ile ilgili olarak da aydınlatma elemanının mekâna etkisini baskın olarak hissettiğini belirtmiştir. 5,7 ve 8 numaralı gözlemci ekranda en büyük ya da en renkli cepheye sahip binayı algılarken, 6 numaralı gözlemci en yakınındaki en renkli oyun elemanını algılamıştır. Ancak bu en yakındaki nesne b durumunda bedensel algıda yerini arkadaki büyük binaya bırakmıştır. 8 numaralı gözlemci a durumunda en çok mekandaki döşemeyi, yeri yani yataylığı algıladığını belirtse de ekranda en çok algıladığı arkadaki otopark binasıdır. Mekânı tanımlayan hatta çok katlı olması ve mekanı çevreleyen binalardan farklılığı ile otopark binası 1 ve 2 numaralı gözlemcide b ve c durumlarında, 4 numaralı gözlemcinin ise d durumunda bedensel olarak en çok algılanmıştır. 3,7 ve 8 numaralı gözlemcilerde ağaçlar artık sadece bedensel algıda değil ekran görüntüsünde de algılanmaktadır. Bu durumun akşam ve gündüz yapılan deneylerin konum ve kadrajda yakalanmak istenen kompozisyon ile ilgili olduğu söylenebilir. Gözlemcilerin ekran üzerinden ilk algıladıkları nesne ve bedensel olarak ilk algıladıkları nesneyi çektikleri fotoğraflar üzerinden karşılaştırmak ve aralarında ortak bir kamusallık algısını oluşturacak bilgileri deşifre etmek gerekirse, bazı nesnelerin sadece ekranda dikkat çektiğini bazılarının da sadece bedensel olarak algılandığını söyleyebiliriz . Tüm gözlemcilerde bu iki algılama biçiminin birbirine yaklaştığı nokta ise sıfır noktası olan anıt saat heykelidir. Gözlemciler 4. fotoğrafı çekerken, kendi seçimlerine göre 4 defa referans noktasına yaklaştıklarında, konum ve yönlenme ne kadar farklı da olsa gözlemciler üç boyuttaki bedensel algıları ve ekranda görünen algıları birbirine yaklaşmakta ve kadrajın motivasyonu aynılaşmaktadır. Bunun yanında farklı gözlemcilerin farklı yaklaşma derecelerinde benzer kadrajı yakalama ve benzer şekilde mekânı algıladıkları dikkat çekmiştir. Örneğin, tabloda da görüldüğü gibi 1b, 2a, 3a, 4b, 5c ekrandan ilk olarak saati algıladıklarını, bedensel olarak ise ağaçları algıladıklarını söylerken , bu durum 5b ve 7c de tam tersidir. 5 numaralı gözlemcinin referans noktasına yaklaştıkça algısı değişmiştir.

MEKANIN ATMOSFERI: BİTKİSEL ALGI

Deney sırasında gözlemcilere sorulan bitkisel algıyı ölçmeye yönelik olan soru, mekânın atmosferinin ekran algısı ve bedensel algı üzerindeki etkisini ölçmek için sorulmuştur. Zumthor, tasarımda her şeyden önemli olanın, mekânın kullanıcıda meydana getirdiği duygu yoğunluğu, mekânın atmosferi ve mekanın öznenin zihnindeki imajı olduğunu belirtmektedir (Ö.Ekartal, S.Ökem, 2015). Mekandaki atmosferi oluşturan en yoğun tasarım öğesi olan bitkilerin hissettirdiği atmosfer de zihindeki doğaya yaklaşma duygusu ile birlikte görsel estetik ve ölçeklenme anlamında da mekânsal algıyı etkilemektedir. Çünkü Casanova ve Hernandez’in de belirttiği gibi nesnelerin boyutlarını tanıdık olduğumuz nesnelerin boyutları ile karşılaştırarak anlarız (2010). Parktaki ağaçların tanıdık boyutları da zihnimizde mekânın atmosferini kurarken kendimizi de o atmosferin içine dahil edebilmeyi ve mekânı yeniden kurgulayabilmeyi sağlamaktadır. Bu kurgu sırasında zihin mekânın boyutlarını algılar ve mekânda yer edinir. Gözlemcilere ilk algılanan nesne ile ilgili sorularda, cevapların bedensel algıda saat dışında çoğunlukla ağaçlar olarak çıkması ve kadraj oluşturmada ağaçların fon olarak kullanılması, kadraja alınması için yapılan konum değişimleri de bitkilerin, mekânın zihindeki kurgusundaki önemini göstermektedir

Gözlemcilerin deneyim süresince ağaçlar üzerindeki bitkisel algılarını, verdikleri cevaplar ve fotoğraflardan değerlendirecek olursak, ekran üzerinde anıt-saat için ölçek oluşturan ağaçlar, yaklaştıkça yarattıkları atmosfer ile alana hâkim olmuşlardır. 1 ,2 ,6 ve 7 numaralı gözlemcide referans noktasına yaklaştıkça bitkisel algı azalmıştır. Bu durum ilk algılanan nesnenin referans noktasındaki baskınlığı ile ilişkilendirilebilir. 3, 4, 5 ve 8 numaralı gözlemciler ise konumlanmaları nedeni ile ağaçları hep bir fon olarak almış ve mesafelerini de buna göre ayarlamışlardır. Gözlemciler bedensel algılarında ağaçları oldukça büyük ve büyüleyici olarak nitelendirerek etkilendiklerini ve beğendiklerini söylemektedir. Ancak ekranda sadece 5 ve 8 numaralı gözlemci ekran üzerinde de bu algıyı devam ettirebilecek fotoğraflar çekmiştir.

MEKANDAKİ İNSANLARIN DAVRANIŞLARI ÜZERİNDEN ÇEVRESEL ALGI

Mıstık Parkı konum olarak kent merkezinde küçük bir parktır konumu nedeniyle genelde geçiş alanı olarak kullanılan park, ekran üzerinden ve bedensel algı üzerinden değerlendirildiğinde genelde çok kullanılmadığı ve geçip gidildiği tekrar edilmiştir. Ancak cevapların genellenmesinden bağımsız olarak ekran üzerinden algı ve bedensel algı kıyaslamalarında parktaki insanların davranışlarının ekran üzerinden okumanın çevresel algıyı oldukça değiştirdiği söylenebilir. Bu durumla ilgili olarak Patrick Heelan, araçların algıyı büyük ölçüde değiştirdiğini öne sürmekte ve doğrudan algı tecrübesiyle oluşturulan “dünyaların” ve bilimsel araçlar yoluyla geliştirilen dünyanın farklı olduğunu savunmaktadır (D. Ihde, 2012). Yöntem olarak cep telefonu ekranından görme sırasındaki insan hareketlerinin algısı tam olarak yansıyabilse de sesler ve mimikler ekran ölçeğinde algılanamamaktadır. Gözlemcilerin deney sırasında kaydettikleri fotoğraflara göre, referans noktasına yaklaştıkça insanların davranışları üzerinden mekânsal bir algı mümkün görünmemektedir. Fotoğraflar incelendiğinde bedensel algı ile örtüşen ve insan hareketlerinin ekranda görünebildiği kareler yoğun olarak b ve c noktalarında yakalanmıştır. Parktaki insanlar bu kamusal alanı tam kullanmıyor gibi görünse de ekran burada sınırlayıcıdır ve ekran üzerinden insanlar da bir nesne gibi görünerek o anki kamusal alan dünyasında farklı yorumlamalara neden olabilmektedir. İnsan hareketlerini algılayan gözlemcilere alanın güvenli ve erişilebilirliği ile ilgili sorular sorulduğunda hepsinin evet cevabı vermeleri, ancak ekran üzerinde bu algıyı doğru yorumlayamayarak alanın az kullanıldığını, insan hareketinin algılanmadığını söylemeleri aracın bu algıyı farklılaştırması ile ilgili olabilir. Kamusal alanın fotojenik temsili referansı ile gerçekleşen bu deneyde insan davranışları üzerinden mekân algısı, ekranda kendini sadece ölçek ve tamamlayıcı öge olarak göstermiştir. Referans noktasına dönük oturma elemanları ve oturan insanlar yoğun olarak bulunmadığı için ekran görüntülere belirleyici olarak girmemiş ve bu noktanın anıtsallığı ya da bir temsil noktası olması insan davranışlarından okunmamıştır.

PAYLAŞMA / ANLATMA İSTEĞİ

Yapılan deneyde tüm sorulan sorular iki farklı algılama biçimini kıyaslamaya yönelikken paylaşma isteğini belirleyen soruda bu kıyaslama aslında çekilen fotoğrafta algılananların sabitlenmesi veya geçen anın başkasına aktarılmaya değer bulunması ile ilgilidir. Bu soru ve cevabı, gözlemcilerin sosyal medya kullanımı ya da sosyal ilişkilerindeki olayları paylaşma isteğine göre değişkenlik gösterebilir. Algıladığını paylaşma isteği ya da paylaşma isteği nedeni ile algının daha en baştan biçimlenmesi aslında sosyal medyadaki bu alanla ilgili verilerin oluşturulması açısından ve bu verilerin niteliği açısından oldukça önemlidir. Döngüdeki yeri nedeni ile cevaplar, gözlemcilerin sosyal medya kullanımlarının bu paylaşma isteğini ne kadar etkilediğini de anlamamıza yardımcı olmak için, bu kişilerin İnstagram’daki paylaşım sayıları da değerlendirilerek karşılaştırılmıştır. Bu fotoğrafların çekildiği andaki mekanı birine anlatma isteği sorulduğunda ise cevapların paylaşma isteği ile paralel değildir.

1 numaralı gözlemcinin paylaşma motivasyonunun olmamasının İnstagramda da bir paylaşım yapmak istememesi ile ilişkili olduğu düşünülmüştür. 1 numaralı gözlemci bu anı bir arkadaşına anlatabileceğini belirtmiştir. Bu gözlemcinin ilk algıladığı nesnelerle ilgili tablosu incelendiğinde son karede ekran üzerinden gerçekleşen algıda, diğer gözlemcilerden farklı olarak anıt saatteki ‘’zamantaş’’ yazısını algılaması, ve kadraja saati oturtmayarak yamuk bir çekim gerçekleştirmesi paylaşma motivasyonunun olmaması ile ilişkilendirilebilir. Gözlemci bu noktada, kadraja sığdırma ya da ortalama kaygılarından yoksun olarak bedensel algıda detaylara odaklanmıştır. Diğer gözlemcilerden 10 paylaşımı olan ile 257 paylaşımı olan arasında paylaşma motivasyonu arasında bir farklılık yokken, 2 numaralı gözlemci 3 numaralı gözlemciden farklı olarak bir arkadaşıyla paylaşma konusunda çok istekli değildir. 2 numaralı gözlemcinin bu alanla ilgili paylaşma isteği iki durumda da tutarlılık gösterirken 3 numaralı gözlemci sadece c noktasındaki fotoğrafı paylaşmak isterken başka biriyle bu anları sözlü olarak paylaşmak konusunda oldukça isteklidir. 5, 6 ve 7 numaralı gözlemciler bu alanda çekilen 4 noktadaki fotoğrafı da sosyal medyada paylaşabileceğini söylerken anlatma konusunda daha çekimser kalmışlardır. Bunun nedeni bu gözlemcilerin sosyal medya kullanımında daha az seçici olduklarını söylenebilmektedir. Bu kullanıcıların paylaşım sayılarına da baktıklarında bu sayıların yüksek olması tesadüfi değildir. 5 numaralı gözlemci c noktasındaki çekimde insanı algıladığı tek kare olması ile kendi kurgusunu yaratmak istemiş ve bu anı arkadaşına anlatma isteğini vurgulamıştır. 8 numaralı gözlemci ise b noktasındaki çekimde insanın kadraja girerek yürümesi nedeni ile bu fotoğrafı paylaşmak istemediğini belirtmiştir.

Günümüzde kamusal alan deneyimindeki temsiliyet arayışı ve artık kamusal alanın fotojenik temsiller üzerinden algılanması, kamusal alanın kimliğinin ve buna bağlı olarak kullanımının dönüşümünde oldukça önemlidir. Bu nedenle kamusal alanın fotojenik temsili, bu temsilin oluşmasında etkili bir araç olan cep telefonu kamerası üzerinden görme ve ekran üzerinden algı ile bedensel algı karşılaştırılmış ve kamusal alan algısındaki ortaklıkların belirlenmesi için paylaşma isteği belirleyiciliğinde çakıştırılmıştır.

Sonuç olarak fotojenik temsili yeniden yansıtma sürecindeki ortak algılar, en çok c durumunda çakışmıştır. Bu durum referans noktasına en yakın olan noktada değil onun ancak çevresindeki nesnelerle belirli bir kurgu içinde paylaşılmak istendiğini söylemektedir. Bunun dışında referans noktasına en uzak olan a durumunda ise ekran üzerinden ve bedensel algı üzerinden ortaklıklar okunabilir değildir. Bitkisel algının bedensel olarak algılanabilirliği her durumda mevcutken ekran üzerindeki algısının zayıf olduğu durumlar genelde paylaşma isteğini azaltmıştır. Diğer yandan insan hareketleri, ilk algılanan nesne ile oluşturduğu kompozisyona bağlı olarak paylaşma motivasyonunu sağlamıştır. Bu iki farklı algılama durumu karşılaştırıldığında, birbirlerini sürekli etkiledikleri ve tetikledikleri görülmektedir. Ekran üzerinden yakalanmak istenen görüntü bedenin konumlanmasını etkilemiş ya da bedenin konumu ekranın açısını yönlendirmiştir. Bu yönlenme ile de ilk algılanan nesne değişkenlik göstermiştir. Cep telefonu kamerası ile ekran üzerinden algı ve bedensel algıdaki tüm farklılıklar ve ortaklıklar kamusal alanın fotojenik temsilinin oluşturulmasında oldukça etkilidir. Yeni teknolojinin sağladığı yeni algılama biçimleri ve bu algıyı yansıtma biçimleri değiştikçe de kamusal alan algısının temsili de değişmeye ve bu değişimi ile fenomenolojik algımızı da farklılaştırmaya devam edecektir.

KAYNAKLAR

Baudrillard, J. (2010). Nesneler Sistemi. Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, s.107.

Casanova, H., Hernandez, J. (2013). Scale&Perception, Wasmuth Publishers,

Colomina, B. (2007). Mahremiyet ve Kamusallık, Metis Yayınları, s. 12–13.

Crary, J. (2002). Gözlemcinin Teknikleri, Metis Yayınları, s. 56–57.

Erkartal, Ö., Ökem, H.S. (2015) Mimari Tasarımda Dokunma Olgusu ve Dokunsal Haritalamaya İlişkin Bir Alan Çalışması, Megaron, 10, s: 92–111.

Güçlü, A.B. (1995) “Hermes’ten Günümüze Felsefece Hermeneutik ya da Anlamayı Anlamak” Edebiyat Eleştiri, Güz, s. 124–136.

Ihde, D. (2012). Experimental Phenomenology: Multistabilities. SUNY Press, s.122.

Ihde, D. (2012). Experimental Phenomenology: Multistabilities. SUNY Press, s.159.

Lynck, K. (1960). “The Image of the City”, The MIT Press. Maturana, H. M., Varela, F. G. (2015) Bilgi Ağacı, s.56.

Orman,T.F (2017) “Dilthey, Hermeneutik ve Toplum Bilimleri“ Journal of Awareness, s.276–288.

Pallasma, J. (2004). Tenin Gözleri. YEM Yayın, Görsel İmgeler Mimarlığı, s. 38–40.

--

--