Şans ve çalışkanlık

Her bölümünü dört kulakla beklediğim bir podcast serisi var, adı How I Built This (link). Belki ‘bunu nasıl yaptım/başardım’ diye çevirebiliriz. Sunucunun katılımcılara her bölümde sorduğu bir soru var; başarının ne kadarını çok çalışmana, ne kadarını şansa borçlusun? Bana kimse sormadı ama fikrimi belirteyim istedim. Ne de olsa burası benim çöplüğüm.

Şunu farkettim; yapılacak iş çok, işini kaliteli yapan insana inanılmaz derecede ihtiyaç var. Fakat insanlar bunu kendi lehine kullanmıyor. İş başvurularını değerlendiriyorsun, başvuranların özgemişini, LinkedIn profilini inceliyorsun, hiçbir sinyal alamıyorsun. Yüzde doksan beşten fazlasını mülakata bile çağırmıyorsun. Aralarında potansiyeli yüksek o kadar kişi var ki.. Ön elemeden geçenleri mülakat yapıyorsun. Adayın gözünün içine bakıyorsun güzel cevaplar ver de seni işe alalım, beraber birşeyler yapalım diye. Çocuk susmuş, başarılarını doğru düzgün anlatmıyor, kendini pazarlamıyor ya da pazarlayamıyor. Halbuki olay tamamen sinyal almak üzerine kurulu.

İnsan kendi şansını yaratıyor. Bir doğrultuda kateddiğin mesafe, kendini geliştirme seviyen ve bunu karşı tarafa nasıl aktardığın hayatımın dönüm noktası diyeceğin o anları beraberinde getiriyor. Bir bakıyorsun hayat seni hayal bile edemediğin konumlara yükseltmiş. Geriye baktığında noktalar birleşiyor, eylemlerin anlam kazanıyor. İlerisi bulanık, bulanık ama umutlusun, ne de olsa elinden geleni yapıyorsun. Birisi şans verecek birilerini aradığında seni buluyor, senin başaracağına inanıyor. Sen de işin üstesinden geliyorsun, ne de olsa başarmaya hırslısın, zorluklarla yüzleşmeye alışmışsın.

Daha uzun yazasım vardı, şimdi kaçtı, sonra görüşürüz.