Uzay Bizim Hasretimiz

Şener Dağaşan
Apr 10 · 3 min read

Son dönemlerin meşhur sözüydü, bir anda unutuldu. Esprisi bolca yapıldı ama altında yatan bilinç sürçmesini kimse görmedi. Popülist bir söylem olsa da gerçekten uzay bizim kayıp hazinemiz ve uzay gerçekten bizim hasretimiz. Düşünüyorum, Ömer Hayyam, Ali Kuşçu, Uluğ Bey bugün yaşasalar, gelinen bu noktada nasıl heyecanlı olurlardı kim bilir? Zamanında, astronomiye büyük katkı sağlamış bir medeniyetin devamı olduğunu iddia edip kısır gündemde boğulan biz zavallılara inat olsun diye mi yapıyorlar bilmiyorum, bugün açıklanan ve tarihte ilk olan kara delik fotoğrafı (ki aslında kara deliğin olay ufkunun fotoğrafıdır kendisi) bende büyük heyecan yarattı. Günlerdir konuşulan bu durum bugün gerçeğe döküldü. Einstein’ın geçtiğimiz yüzyılın ortalarına doğru, bir teleskopla bile gözlem yapmadan fizik ve matematik bilgisi ile yaptığı çıkarımlar neticesinde iddia ettiği kara deliklerin varlığı böylece ispatlanmış oldu. Ne mutlu bize.

Dünyanın dört bir yanında bilim adamları ve devletlerinin veya kuruluşların katkılarıyla hazırlanmış teleskopların güçbirliği yapması neticesinde tarihte ilk defa insanoğlu uzayın devasa ögelerinden birini görmeyi başardı. Ölmüş yıldız olan kara delik, o kadar içine çöken ve çekim gücü o kadar yüksek olan bir cisim ki içinden ışık bile kaçamıyor, belki zaman bile çok ama çok yavaş akıyor (görelilik kuramına göre etrafında yavaş aktığını biliyoruz zira). Bir kara deliği görmek imkansız. Ama ışığın kaçabildiği ve kaçamadığı bir sınır olan olay ufku, bize kara deliği tam olarak gösterebiliyor. Olay ufkunun ötesi tekillik, berisi bildiğimiz uzay. Ve bu zamana kadar bir kara deliği gerçek formunda asla görememiştik. Açıklanan bu tarihi olaydan sonra artık bir kara delik nasıl gözüküyor az çok tahmin edebiliyoruz. Bravo insanoğluna!

Zamanında, bir seneyi şu an kullandığımız takvime çok çok yakın bir oranda hesaplayabilen Ömer Hayyam, İslam medeniyetinin astronomiye sunduğu katkının net bir örneğiydi. Kendisinden önce ve sonra yapılan birçok keşifle, bugün hem Batı’nın hem Doğu’nun karartmalarına rağmen bilime öncülük etmiş bu medeniyetin günümüzde geldiği nokta, merak içinde gökyüzüne bakan mensuplarına büyük acılar veriyordur hiç şüphesiz. Nerede gördüğümü hatırlamadığım bir sözü zikretmek isterim, “coğrafi keşifler için çok geç kaldık, uzay keşifleri için de çok erken geldik” diye. Ciddi ciddi, uzayın derinliklerinde süzülen bir uzay aracında bulunmayı isteyen ben, bugünkü kara delik fotoğrafı ile o kadar heyecanlandım ve mevcut koşulları düşünerek o kadar hüzne daldım ki… Hem zamanın öldürücü akışı, hem mensubu olduğum toplumun, bu konuda ileride olan devlet ve toplumlara olan mesafesi beni büyük karamsarlığa soktu. Ciddi ciddi, ömrümün bir uzay seyahatine yetmeyeceğini düşünüyorum. Yetse bile imkanlarımın buna el vermeyeceğini biliyorum. Ama adım gibi emin olduğum başka bir şey var ki, o da bu konuda bir şeyler yapmak isteyenlere mutlaka yardım edeceğime dair kendime olan sözüm.

Uzay yarışı, milletimize mutlaka bir şeyler sunacaktır. Teknolojinin günümüzde eriştiği noktaya uzay yarışı sayesinde gelebildik. Soğuk savaşın sidik yarışı olmasaydı bugün birçok teknolojiyi kullanamayacaktık (ki internet de buna dahildir). Fakat, ben uzay macerasını bir domine etme yarışı olarak görmekten ziyade insanın kendisini bulması için bir vesile olduğunu düşünüyorum. Bir düşünün, kara delik denilen ölmüş yıldızlar o kadar güçlü ki dışarıya ışık bile çıkamıyor. Ve bildiğimiz uzayda ışıktan daha hızlı hiçbir şey yok. Işık saniyede 300 bin kilometre hızla ilerliyor. Ve güneşten çıkan ışığın Dünya’ya ulaşması 8 dakika sürüyor. Aramızdaki mesafe o kadar fazla. Kaldı ki, bırakın ışık hızına yaklaşmayı, 70'lerde uzaya fırlatılan Voyager 1 daha geçtiğimiz yıllarda güneş sistemini yeni terk edebildi. İnsanoğlu hızlı araçlar yapmayı geçtim, daha Mars’a insan yollayamadı bile. Işık hızına ulaşan bir uzay aracı yapsak bile en yakın yıldıza ulaşmamız 4 sene alacak. Bırakın yakın yıldızdan sonrasını, samanyolu galaksisini bile insan ömrü içerisinde geçemeyeceğiz. Bu kadar büyük bir boşluk içerisinde yaşayan ufacık canlılar olarak ne kadar büyüklenme hakkımız olabilir ki?

Evet, kara delik olayından nereye geldim. Biliyorum, tembellik ve imkansızlıklara ve yanlış zamana sığdırılmış kaşif ruhum bazı şeylere şahit olamayacak. Ama bildiğim şey şu ki, insan kendisini yaratanı da ancak uzay sayesinde bulacak. O ki, ayetinde “Yerin ve göğün sınırlarını aşıp geçmek istiyorsanız geçin. Ancak büyük bir güç olmadan aşamazsınız” diyor. Bunu söyleyen Allah, 1400 sene öncesinden, atmosfer dışına çıkmayı veya genişleyen uzayın sınırlarına erişmeyi bize anlatıyor ve bunun büyük bir güç olmadan olmayacağının bilgisini veriyor. Ve diğer ayetlerinde bahsettiği düşünme ve okuma eylemlerini bununla birleştirdiğimizde, “bu sınırları aşmak istiyorsanız size verdiğim aklı kullanacaksınız” anlamını çok rahatlıkla çıkarabiliriz diye düşünüyorum. İslam’ın altın çağının ilim adamları bunu gerçekleştirmeye çalıştılar. Biz niye kısır gündemlerde, varlık kuyruklarında, beton binalarda, lüks arabalarda, arsalarda, fuzuli gayrımenkullerde boğulmayı tercih ediyoruz? Bu dünya çöplüğünü çok sevdiğimizden olabilir mi?

Şener Dağaşan

Written by

#Socialmedia consultant, Blogger, Amateur photographer, “Medior” Citizen of Istanbul.

Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade