Çanlar kimin için çalıyor

Serdar Ozay
Nov 5 · 7 min read

20 Eylül Cuma, iklim grevi için Londra merkezdeyim. Şimdiye kadar gördüğüm en genç katılımlı eyleme tanık oluyorum. 8–10 yaşlarında çocuklardan yaşlılara kadar uzanan büyük bir kitle. Esas katılımın merkezini 14–22 yaş arasındakiler oluşturuyor. On binlerce genç bağırıyor, zıplıyor, parlamento önünde toplanmış küfrediyor. Bir tek burası da değil, 150 ülkede 4500 lokasyonda bir hafta boyunca grev var. Bu dünyanın gördüğü en büyük senkronize eylem. İki tanesi daha önce yapılmıştı, üçüncüsü bu yazı yazıldığı sırada 7 milyon civarında katılıma ulaştı. Tüm bunları, iklim grevini başlatan ise İsveç’ten bir kız çocuğunun yaktığı kıvılcım.

Greta Thunberg’in BM’ deki konuşmasını dinliyorum. Kendisi küçük belki ama dünya küresel iklim hareketinin en bilinen, en etkili sözcüsü. 8–9 yaşında ilgi duymaya başladığı iklim değişikliğini önlemek için 12–13 yaşında aktivist olmuş. Onu bu kadar büyük yapan ise tek başına başlattığı okul grevinin tüm dünyaya yayılması. Bir gün düşünmüş, eğer bir geleceğim yoksa neden her şey normalmiş gibi okula devam ediyorum? Sonrasında parlamento önünde tek başına pankart açmaya başlamış.

‘Şunu öğrendim ki ne kadar küçük olsanız da bir fark yaratabilirsiniz. Düşünün ki sadece çocuklar okula gitmeyi reddettiğinde neler başardık, ya hep beraber çalışırsak neler yapabiliriz. ‘ diyor Greta. Gözlerinde küçük bir kız çocuğunun sevimliğini arıyorum, bir şımarıklık. Sözlerini boşa çıkarmak, aman işte çocuk demek istiyorum. Ama Greta’ nın sözleri yalın.

‘Siz sadece konforunuzun bozulmasını istemiyorsunuz. Sürekli popülerliğinizi, politik çıkarlarınızı düşünüp daha ileri gitmekten bahsediyorsunuz sanki sorun bu değilmiş gibi. Ama ben popüler olmakla ilgilenmiyorum, ben iklim adaleti ve yaşanabilir bir dünya ile ilgileniyorum.’

Bu konuşmayı BM konseyinde yapıyor Greta. Kılıç gibi dalıyor, çıkıyor. Bu dünyanın efendileri dinliyor, dinlemek zorunda. Gösteri çağının yeni bir şovmenine çevirmek istiyorum Greta’yı ama ne sözleri, ne hareketleri izin vermiyor. Bütün dünyanın internet fenomeni olduğu bir çağ bu. Popülerlerliği nasıl istemez ki bu küçük kız. Gel Greta, en büyük TV showmenleri seni bekliyor, kitabını basıp, filmini çekmeye de hazır bir halde. Greta durmuyor, devam ediyor.

‘Medeniyetimiz sadece küçük bir kitlenin inanılmaz bir para kazanması uğruna heba ediliyor. Habitatımız, benim de içinde yaşadığım zengin ülkelerin lüksü sürsün diye yok ediliyor. Çocuklarınızı herşeyden çok sevdiğinizi söylüyorsunuz ama onların geleceklerini, onların gözleri önünde çalıyorsunuz.’

Kılıç dönüyor. Bu kız gerçekten can sıkıcı. Kafamı çevirmek istiyorum. Küçük kızımı görüyorum, oyun oynuyor. Aman nedir ki tüm iklim değişikliği tantanası. Yeni bir pazarlama olmalı batılı zengin ülkelerin sattığı. ‘Beni dinlemenizi istemiyorum’ diyor Greta bir başka konuşmasında, ‘Bilim insanlarını dinlemenizi istiyorum’. Araştırmaya başlıyorum, içine girdikçe daha can sıkıcı hale geliyor. Tüm dünyadan akademisyenler hep bir ağızdan dönüşü olmayan bir yola girdiğimizi söylüyor araştırma raporlarında. Peki sebep, sebep sanayi devrimi ile başlayan kapitalist aşırı üretim ve tüketimin bir çıktı olarak atmosfere saldığı karbondioksit gazı. Biliyorsunuz bu gazı değil mi? her nefes verdiğimizde vücutsal tüketimimizi bir sonucu olarak havaya veriyoruz karbondioksiti. Bu gaz, işe yaramaz bir atık gibi dursa da, dünya habitatımız için büyük bir öneme sahip. Atmosferin üzerini bir battaniye gibi kaplayarak dünyayı sarıp sarmalıyor. Böylece dünya biyosferi için gerekli olan dengeli iklim oluşuyor.

Denge burada kritik kelime. Araştırmalar gösteriyor ki dünyada yaşam 6 defa yıkıma girmiş. 445 milyon yıl önceki yıkımın sorumlusu yine karbondioksit. Karbondioksitin azalması sonucu dünya biyosferinin battaniyesi incelmiş ve ısı tutulmadığı için büyük bir buzul çağına girilmiş. Sonuç, var olan canlılığın neredeyse tamamının yok olması. Tekrar hayatın toparlanması milyonlarca yıl sürmüş.

Karbondioksit miktarı zaman içinde salınıyor normalde. Yani dünya bazen ısınıyor bazen de soğuyor. Peki şimdi olanın farkı ne? Aşağıda NASA’nın yayınladığı karbondioksit grafiği var. 800 bin yıllık azalış ve artışı gösteriyor.

1950 den sonra ki artış Greta’nın sözleri kadar keskin değil mi? NASA, bu artışın insan üretimi olduğu konusunda hiç bir şüphenin olmadığını söylüyor. Artışın gözle görülür etkileri ise çoktan başlamış durumda. 19. yüzyılda sıcaklığın ortalama 1.1 °C arttığını ve bu artışın özellikle son 35 yılda hızlandığını belirtiyorlar. Bu durum NASA dahil, çeşitli ulusal kurumlarca onaylanmış durumda. Bunu biz de hissedebiliyoruz değil mi özellikle son senelerde? Son 3–4 yıldır, her yıl, tarihte ölçülen en sıcak yıl olarak kayıtlara giriyor.

Sıcaklık artışının farklı araştırma grupları tarafında doğrulanmış grafiği

Küresel iklim değişikliğine bir de kapitalizmin çevre tahribatı eklenince ekosistem çözülüyor. Dünya Yaban Hayatı Koruma Fonu (WWF) omurgalı nüfusunun 1970’ten bu yana ortalama yüzde 60 oranında düştüğünü tahmin ediyor. WWF Başkanı Mike Barrett, “Bir uçurumun kenarına doğru bir uyurgezer gibi gidiyoruz” diyor. 1000’nin üzerinde uzman barındıran Milenyum Ekosistem Değerlendirme Kuruluşu yılda 8700, günde 24 canlı türünün yol olduğunu açıklamış. Bu rakam Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik kurumu gibi bir çok ciddi kurum ve üniversite tarafında ise günlük 150–200 olarak veriliyor. Rakamlardaki bu farklılık, canlılık çeşitliğini ölçmemizdeki yetersizliklerimizden geliyor ama tahribatın büyüklüğü konusunda hemen herkes hem fikir. Aklıma bir soru geliyor, belki de Greta’nın aklına. Bütün ekosistemin kompleks bir şekilde birbirine bağlı olduğunu biliyoruz. Ya günlük kaybolan 24 türden biri, arı gibi tüm canlılığın sürdürülmesinde kritik olan bir canlı türü olursa halimiz nice olur?

Isınmanın gözlemlenebilir bir etkisi ise buzullarda gözlemleniyor. NASA araştırmalarına göre yıllık 286 milyar ton buzul 1996 ile 2016 yılları arasında erimiş, bu rakam Antartika’da yıllık 127 milyar ton olarak ölçülmüş. Buzulların erimesi ile ortaya çıkan başka bir tehlike, buzun içine sıkışmış metan gazının açığa çıkması. Yanıcı olan bu gaz, ısınma sürecine ateşe benzin atar gibi hız veriyor. Altında sadece metan yok. Büyük devletler iştahla çıkacak petrol rezervlerine bakıyor.

Kuzey kutbundaki buzulların değişimi 1985–2018 — Amerika Okyanus ve Hava Müdürlüğü

2013 yılında, son 10 yılda, ısınma hakkında yayınlanan 4000 yayın incelenmiş. Ayrıca sahipleri ile bir de anket yapılmış. Bu çalışma göstermiş ki araştırmacıların %97’si iklim değişikliğinin, insanoğlu tarafından yaratılmış, büyük bir tehdit olduğu konusunda anlaşmış durumda. Geri kalan %3’ün ise büyük enerji tekelleri tarafından finanse edildiği söyleniyor. İddia edilen o ki 2005 Paris iklim anlaşmasından sonra, özellikle petrol tekelleri suyu bulandırmak için 1 milyar dolar harcamış. Evet bir de Paris iklim antlaşması var. 195 ülke, evet tam 195 ülke tarafından imzalanan Paris antlaşması ile ülkeler iklim değişikliğinin, dünyayı ve bizi tehdit ettiği üzerine anlaşmış durumda. Dahası bu antlaşma ile sera gazı emisyonlarının azaltılarak, ısınmanın 2°C altında kalması hedeflediler. Merak ettiyseniz, Türkiye imza atmadı. Daha acıklısı, dünyanın en büyük sera gazı üreticisi olan Amerika, Trump’ın iktidara gelişi ile imzasını, NASA ve tüm üniversitelere rağmen, geri çekti. Trump, yok öyle bir şey dedi. Oh! Artık rahatlayıp TV’lerimizin ya da sosyal medyanın başına dönebiliriz. Ama şöyle bir durum var, ormanlar Trump’a aldırış etmeden yanmaya devam ediyor.

Bu grafik, Amerika Global Değişim Araştırma Programı tarafından hazırlanıp kongreye verilmiş. Basitçe, orman yangınlarının iklim ısınmasından kaynaklı neredeyse iki katına çıktığı gösteriyor. Amazon ormanları, dünyanın akciğeri hani, bu yangından kaçamıyor. Geçen seneye göre Amazon’da yanan alan %84 artmış. Panik yok! Brezilya başbakanı iklim ısınmasının sol bir komplo olduğunu açıkladı ve çevrecilerin bu yangınları çıkardığını söyledi. Tahmin ettiğiniz gibi hiçbir kanıt göstermedi. Şimdi sakince cep telefonunuza dönün.

Greta konuşmaya devam ediyor. Seni zengin ülke çocuğu. ‘Eğer sistemin içinde bir çözüm olmadığını düşünüyorsanız, belki de sistemi değiştirmeliyiz.’ Bu kız bir türlü kalıba girmiyor.

Neyse iklim antlaşmasına dönelim. Peki antlaşmanın öngörüsü 2°C nin altında ısınmayı sınırlayamazsak ne olacak? Bu arada çevreciler 1.5°C nin limit olduğunu söylüyor. Altı üstü 1.5–2°C demeyin bu bahsedilen tüm dünya ortalaması. Yani anlamı şu, artış 1.5–2°C olduğunda dünyanın bir çok bölgesi zaten tehlikeli seviyede ısınmış olacak. Bu yazı hatırlayın, Portekizde bu sene 46 derece görüldü. IPCC, Birleşmiş milletler bünyesinde, dünya meteoroloji kurumu (WMO) ile birlikte kurulmuş bir araştırma kurumu. Amacı küresel iklim değişikliğini araştırmak. Eğer 1.5°C artış olursa (1.1°C oldu) sonuçlarını söyle öngörmüş:

  • 1.7 Milyar insan her 5 senede bir şiddetli sıcaklar görecek
  • Deniz seviyesi 10 cm yükselecek
  • Yüz milyonlarca insan bu değişimler sonucu risk altına girecek, yoksulluğa düşecek, göçmen olacak
  • Okyanus canlılığının en önemli parçası mercan resiflerinin %99’u yok olacak

Liste uzun, artan şiddetli tsunamiler, sel ve kasırgalar her senenin doğal haberi olmaya başladı bile. Ama halen şans var diyor rapor aynı zamanda. Eğer zamanında durabilirsek.

Greta bana bakıyor. Aklıma Nazım’ın şiiri düşüyor başka kız çocukları için yazılmış.

Kapıları çalan benim

kapıları birer birer.

Gözünüze görünemem

göze görünmez ölüler..

Greta, neden sinirimi bozuyor anlıyorum sonunda. Çünkü ‘ya devrim, ya da ölüm’ diyor pazarlıksız bakan gözleri. İkisini de böyle hayal etmemiştim açıkçası. O ise konuşmaya devam ediyor:

‘Halen her gün 100 milyon varil petrol tüketiyoruz. Bu durumu değiştirecek hiçbir politika yok. Bu kadar petrolü yerinde bırakacak hiçbir kural/kanun yok. Yani oyunu kurallarına göre oynayarak dünyayı kurtaramayız artık, kuralların değişmesi şart. Buraya, geleceğimizi kurtarmaları için dünya liderlerine yalvarmaya gelmedik. Geçmişte bizi görmezden geldiler, gelecekte de böyle yapacaklar. Biz burada, onlar hoşlansın veya hoşlanmasın, bir değişimin geleceğini duyurmak için bulunuyoruz. Gerçek güç, halka aittir. ‘

Durmalı burada. Unutmamalı Greta sadece bir kız çocuğu 16'sında. Gösterene değil, gösterilene bakmalı. Dünya gerek teknolojik, gerekse iklimsel bir dönüşümün içinde. Sıcaklık yükselirken, milyonlar sokağa çıkarken, kaderimizi elimize almanın yollarını bulmalıyız. Yoksa sahipsiz bıraktığımızda ne yapacaklarını biliyoruz değil mi çocuklarımıza ve çevreye? Belki yeni bir azize doğurulacak, babalarının günahlarını temizlemek adına. Belki de yeşil kapitalizm ürünleri kaplayacak market raflarını. Ya da şimdiden gözükeni, dünya çapında bir kentsel dönüşüm başlatacak dünyanın efendileri. Ve her seferinde yeni duvarlar örülecek bizle yaşam arasına, yine bir zamanlar çocuk olan fakirlerin elleriyle.

Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade