Özgürleştiren Zincirler — BlockChain
Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak, her şeyi değiştirecek şey işte bu, yeni bir döneme giriyoruz !!!!
Biliyorum hepiniz buna benzer süslü laflarla bezenmiş bir sürü teknoloji haberi gördünüz, makale okudunuz, sunuma ya da videoya rastladınız. Bulut çözümleri, büyük veri analizi ve daha niceleri belirli aralıklarla teknoloji ufkumuzda yüksek bir flaş ışığı gibi belirdiler ve bir süre sonrada sıradan ve bilindik şeyler rafındaki o yerlerini aldılar.
Yeni bir teknolojinin bize gerçekten kayda değer bir şeyler sunup sunmadığını nasıl anlayabiliriz? Onlar olmadan önce de hayatlarımız vardı. Cep telefonları olmadan öncede ya da hiç de bu kadar akıllı değillerken de bir şekilde idare edebiliyorduk. Ama daha fazla enerji ve zaman harcayarak ve bazen de daha az keyif alarak.
Gelişen teknolojilerden her biri daha önce bizim için sorun olan şeyleri ortadan kaldırdı. Hayatlarımızı daha iyi yönetmemizi yarayan araçları bize verdi. Ama hala çok eksiğimiz var. Sizce daha nelere ihtiyacımız var?
Eğer katılırsanız sizi bir yolculuğa çıkaracağım ve bu yolculukta daha önce hiç de fark etmediğiniz büyük bir sorunumuz ile sizi yüzleştireceğim. Merak etmeyin! Sonra da sizi onunla tanıştıracağım. Her şeyi değiştirecek o şeyle.
Hazır mısınız?
BELİRSİZLİĞİ BELİRLEMEK
Bir sabah evinizden çıkıp işinize gittiğinizde her zamanki oturduğunuz koltuğunuzda başka birinin oturduğunu görseniz ilk aklınıza ne gelirdi? Belki yerinizi başkasına vermişlerdir, belki de kim bilir kovulmuşsunuzdur. Üzücü olurdu ama bundan daha korkunç bir şey de olabilirdi.
Ya masanızda oturan kişi size asıl kendisinin gerçek siz olduğunu iddia ederse, o zaman ne yapardınız. Ya mesai arkadaşlarınız da onunla aynı fikirdeyse ve takvimler nisan biri göstermiyor ve de bu kötü bir doğum günü şakası değilse?
Sizin gerçekte siz olduğunuzla ilgili bir karmaşa yaşamanız durumunda bunu nasıl çözerdiniz, hiç düşündünüz mü? Çok mu absürt buldunuz? Sahi sahip olduğunuz kimliğin garantisi nedir?
21 yy ilk çeyreğinde yaşayan insan için bu size imkansız geliyor olabilir ama hemen hepimiz bu kadar olmasa bile kendimizle ilgili bir belirsizlikten dolayı küçük ya da büyük sorun yaşadığımız olmuştur.
Sahip olduğumuz evin aslında kendisine ait olduğunu iddia eden bir adam bir gün kapınızı çalıverebilir. Kim bilir belki arabanızı size satan kişi onu başka birinden çalmıştır? İnternetten satın aldığınız şey parasını ödediğiniz şey de çıkmayabilir.
Teknoloji çağında yaşıyoruz. Evet haklısınız, dünyanın bir ucundaki bir insanla anlık video görüşmesi yapabiliyor, istediğimiz bilgiye hemen ulaşabiliyor, cep telefonumuzdaki basit bir uygulama ile evimizin ısısını bile ayarlayabiliyoruz. Ama tüm bunlara rağmen hala aynı sorunları belirli oranda yaşıyoruz. Neyi mi? Hepimizin hayatının hala bir sürü belirsizlik üzerine kurulu olmasını.
Daha ilk dönemlerinden başlayarak insan hem kendi hem de kendine ait olan şeyleri kayıt altına almanın mücadelesini verdi. Bir insanın isminin olması, bir aileye, bir ulusa ait olması ve bulunduğu toplumda tanımlı bir kimliğinin bulunması; işte bu mücadelesinin sonucunda ortaya çıktı. İnsanın gelişimi ile birlikte insana ait olan şeylerin de ayrıca tanımlanması ve insanla ilişkilendirilmesi zorunluluğu beraberinde geldi. İnsanın hayatındaki değişiklikler, evlilik, çocuklar, ölüm, yeni aile bağlarının kurulması ve mülkiyet kavramının da gelişmesi ile birlikte, bu tanımlama işi daha karmaşık ama bir o kadar da kaçınılmaz bir hal aldı. Yazının bulunması ile birlikte kayıt altına alma tekniklerinin süreç içerisinde gelişmesi insanın tanımlama işini bir düzene sokmasına yaradı ama hayatının durmadan çeşitlenmesi ve de karmaşıklaşması sürekli yenilikçi çözümler geliştirmeyi tarih boyunca hep zorunlu kıldı.
Kim, neye, nerede, nasıl ve ne zaman sahip…?
İnsanın kendine ait olanları kayıt altında tutmak istemesi ve sahip oldukları üzerinde tasarrufta bulunmak için bu kayıtlar için bir güvence araması işte adına devlet dediğimiz büyük aygıt başta olmak üzere bugün hayatımızda olan bir çok kurumun da oluşmasının temel nedeni oldu.
Bu araba sizin mi? Sizin olduğunun tek kanıtı elinizdeki bu anahtar mı? Peki ya anahtarı sizin elinizden birisi zorla alsa bu arabanın size ait olduğunu nasıl ispatlayabilirsiniz? Tabi ki Kurumlar. Kurumlar aracılığıyla.
Aslında her birimiz farkında olmasak bile bu kurumlardan hayatımızdaki belirsizlikleri ortadan kaldırmasını ve belirsizlikten uzak bir hayatı garanti altına almasını bekleriz. Her bir kayıt için farklı bir kurum.
Tüm kişisel bilgilerimizin kaydını tutan ve bizim gerçekten biz olduğumuzu ispat eden kurum işte tam da burası . Nüfus idaresi. Anneniz , babanız , dedeniz , dedenizin babası hepsi buradalar. Eğer bir sorun olursa size bu bilgiler aracılığıyla yardım edebilirler.
Evinizin size ait olduğunun kaydını da işte burası tutuyor. Tapu. Bu mülkiyet nerededir, kaç odalıdır, sizden önce kime aitti. Hepsi ama hepsi burada tutuluyor.
Peki ya paranız. Oda bankalara emanet.
Her bir kurumun çalışması belirli bir prensibe bağlıdır. Ayrıca bu kurumlar bir diğeri ile eş uyumlu çalışmak zorundadır. Sizin adres bilgilerinizi tutan kurumla vergi borcunuzun peşine düşen bir kurumun gerektiğinden bilgi paylaşımında bulunması ya da aynı kayıtları kullanabilmesi gerekir.
Yüzlerce kurum, yüzlerce kayıt ortamı. Milyonlarca kayıt. Bir biri ile entegratif ya da bağımsız çalışan binlerce kayıt ortamı.
Kayıtlar ve işlemler.
Azalan ve artan hesaplar
Değişen aidiyetler
Çeşitlenen bilgiler
Hepimizin hayatı bunlara bağlı. Ya onlara bir şey olursa!?
Dijital devrimin tüm bunları daha güvenli hale getirdiğini düşünebilirsiniz. Neden olmasın. Dijital ortamda istediğiniz kadar kopya üretip onu istediğiniz yerde daha az yer ve zaman harcayarak yıllarca saklayabilirsiniz. Sistemi yedeklediğiniz sürece kayıtların kaybolmasına ya da başına beklenmedik bir şey gelmesine engel olmak eskisinden çok ama çok kolay. Ne de olsa her geçen gün daha fazla veriyi daha küçük ortamlarda tutmanın bir şekilde yolunu bulabiliyoruz. Bir de enerji sorununu tam olarak çözersek keyfimize diyecek yok.
Ama dijital sistemler kötü niyetli kişilerin saldırılarına ya da olası sistem sorunları ile verilerin kaybedilmesi riskine karşı durmadan uyanık olmak zorundalar. Güvenlik duvarları, anti virüsler olası bir siber saldırıları engellemek için dijital surlarda göz kırpmadan hazır bekliyorlar.
Hiç bir kurum bu verileri sizi çok sevdiği için tutmuyor tabi. Yaşadığınız topluma karşı sorumluklarınızdan ödeyeceğiniz vergiye kadar tüm bunlar buralarda saklanan size ait bilgiler sayesinde yoluna koyulabiliyor. Ayrıca varlıklarınızın kaydedilmesi ve transfer edilmesi durumunda bunun için bir maliyet ödersiniz. Örneğin bankanızdaki hesabınızdan bir başka hesaba para transfer ettiğiniz zaman banka bunun için komisyon bedeli ödemenizi ister. Ayrıca parayı hesabınızın da tutmanın da bir maliyeti var tabi bir getirisi de.
Aman canım biraz komisyondan ne çıkar! diye düşünebilirsiniz. Ne de olsa sizin için bu kadar fedakarlık yapıyorlar. Onlar sayesinde kendinizi güvende hissediyorsunuz. Düşünsenize her para transferi için paranızı kendiniz taşımak ve başınıza bir şey gelmesi riskine maruz kaldığınızı. Oysa artık tüm bunları bu kurumlar sayesinde tek bir tuşa basarak yapabiliyoruz. Ama bazen bu komisyonlar hiçte azımsanmayacak rakamlara ulaşabilirler.
Ayrıca tüm kayıt ve transfer işlerini yürüten kurumlar hem yerel de hem de globalde tüm avantajları kendi lehlerine çeviren devasa yapılara dönüşebilirler. Nitekim dönüştüler de.
Peki de neden hala onları kullanmaya devam ediyoruz? Çünkü bir birimize güvenmiyoruz.
İnternetten satın aldığınız bir ürünün size geleceğinden emin olmadığınız için paranızı geri ödemeyi garanti eden bir kuruma ihtiyaç duymaktasınız. Arabanızı satarken notere gidip sözleşme imzalanmanız da bundan. Onca parayı sadece basit bir anahtara verdiğinizi bir düşünsenize?
Para da bir kayıt aracıdır. Yıllar önce bankalar insanların kendilerine emanet ettikleri altınları temsil eden yazılı evraklar verirlerdi. Elinizdeki kağıtta ne kadar büyük bir tutar yazılı ise bu banka da o kadar altınınız var demekti bu. Zamanla insanlar bu kağıtları alım satımlarında kullanmaya başladır. Ama bir gün piyasalar artan işlemlerini gerçekleştirmek için bankaların kasalarında tuttuğundan daha fazla altına ihtiyaç duyunca, devletlerin aklına çok zekice bir şey geldi. Bu kağıtlardan olabildiğince çok basmak. İşte elinizde tuttuğunuz kağıt paralar böyle doğdu.
Çin’den bir dolma kalem almak istediğinizi ve bunu Avustralya’daki bir arkadaşınıza doğum günü hediyesi olarak göndermek istediğinizi hayal edelim. Eğer bunu bir kredi kartı işlemi ile yaparsanız. Sizin yerel bankanızdan başlayıp, aracı kurumlara, sonra global finans oyuncularına sonra Çinli bir bankaya ondan Çinli kalem üreticisine sonra da Çinli lojistik firmasına sonra Avustralyalı bir bankaya ve ardından kargo firmasına ve nihayet de arkadaşınıza ulaşan devasa bir işlemler sürecini başlatmış olursunuz. Her bir kurumun bir diğeri ile bilgi ve değer alış verişi yapması gerekir.
Böyle bir şeyi başaracak bir konuma geldiğimiz için biz insanlar kendimizi tebrik edebiliriz. Ama bu işlemler sırasında her bir kuruma özellikle global oyunculara mahkum olmak tüm bu işlemlerin daha maliyetli ve daha yavaş ilerlemesine neden oluyor.
Bir kredi kartı kullanırken aslında farkında olmadan bankanız dışındaki başka finans kuruluşlarının da müşterisi olursunuz. Çoğu insanın bu logoları ne anlama geldiğinden bile habersizdir.
Günümüzde paraya hiç dokunmadan hatta onu görmeden para bir uçtan bir uca gezegenimizi dolaşıp duruyor. Öyle ki sırf bu işlemleri gerçekleştirmek için özelleşmiş yüzlerce devasa kurum ve yöntem var. Ve bunlar hep dünyanın bilindik yerlerindeki kurulular. Gelişmişlik konusunda yetersiz durumda olan ülkelerin insanları için bu hiç de iyi haber değil.
Her şeyimiz bu yerel ya da global kurumlara bağlı. Binlerce veri tabanı, milyarlarca veri akışı. Ya bir sorun çıkarsa. Birisi sisteme girip hiç olmayan bir kayıt yaparsa ve de gerçek olmayan bir işlem yaparsa. Bu sistemler ve kurumlar ne kadar güvenli? Eğer dünya bir dijital kıyamet yaşarsa, kötü niyetliler en az bu sistemi kuranlar kadar organize olmayı başarıp sistemin işlemesine engel olurlarsa ne yapacağız? Kendi ülkemizin kurumlarına güvenmekte bir beis görmeyebiliriz. Ama herhangi bir işlem için tüm bu kurumlara bağımlı olmak zorunda mıyız? Daha açıkçası bu kurumlar olmadan bir birimize güvenmenin bir yolunu bulabilir miyiz?
Bunun çözümü dijital dünyanın kusur gibi görünen bir özelliğinde yatıyor olabilir mi?
Dijital dünyada birine bir şey göndermek mesela bir resim ya da bir dosya, aslında onu çoğaltmaktan başka bir şey değildir. Karşı uçta duran kişinin bilgisayarına elektrik sinyalleri göndererek aynı dosyadan orada da oluşmasını sağlarız. Her bir paylaşım yeni bir çoğalımdır. Paylaştıkça çoğalan, çoğaldıkça paylaşılan elektro sinyaller.
Gerçek hayatın dijital dünyaya bu açıdan benzemesi imkansız ama dijital dünya gerçek hayata bu açıdan benzeyebilir miydi? Para her şeyin anahtarıdır derler. Şimdi yaptığıma bakın; Ben bana ait olan parayı atıyorum ve bu makinada bana karşılığında bu bisküviyi veriyor. Ben de para azalırken bisküvi artıyor, onda ise tam tersi oluyor.
İyi de bunun konumuzla ne ilgisi var! Çok ilgisi var. Her şey aslında dijital dünyanın bahsettiğimiz bu sorununa nasıl yaklaştığımıza bağlı.
HERŞEYİ ÇÖZEN OYUN
Yakın bir zamana, o internetin yavaş yavaş popüler olmaya ve hepimizin başını döndürmeye başladığı yıllara dönelim. O zamanlar youtube, facebook benzeri sosyal paylaşım platformları henüz daha yoktu, bu yüzdende paylaşımlar genelde dağınık haldeki bilgisayarların noktadan noktaya tarzında bağlantı kurup bir biri ile değişik paylaşımlar kurabildiği merkezi olmayan ağlar kurması ile mümkün oluyordu. Bir sürü yazılım sırf bilgisayarların bir biri ile bu şekilde bir merkezi olmayan ağ kurması için üretilmişti. Uzun yıllar bunlar yasallığı ve telif hakları ihlalleri üzerinde tartıştık durduk. Sosyal medya platformlarının hayatımıza girmesi ile önemlerini yitirdiler ve zamanla da unutuldular.
Ama unutulmayan bir yönleri vardı. Bir biri ile uzaktaki milyonlarca bilgisayarı sanki hepsi bir merkezi veri tabanına bağlıymış gibi bir ağ içinde bir arada tutabilmesiydi. Bu özellikleri birilerine çok daha yaratıcı bir çözümü ilham etmiş olmalı.
Şimdi gelin sizlerle bir oyun geliştirelim ve bu oyun aracılığı ile de daha önce bahsettiğimiz dijital dünyanın bir sorununa çözüm bulmaya çalışalım. Dijital dünyada bir şeyi paylaşmanın aslında gerçek hayattaki paylaşmakla pek de alakası olmadığını söylemiştik çünkü gerçek hayatta birine bir şey verirseniz o şey sizde azalır, verdiğiniz kişide de artar.
Şimdi bir ofis ortamında çalışan iki kişinin kendi arasında bir oyun geliştirdiğini ve adına ödül dedikleri bir şeyi fiziksel dünyadaki herhangi bir şeyi yaptırtmak için bilgisayar ortamında alıp verdiklerini düşünelim. Bu ödülü sıcak bir kahve getirtmek ya da masalarını temizletmek için kullanıyor olabilirler. Oyunculardan herhangi biri bu ödülü bir diğerine gönderdiğinde ve karşılığında ondan kendisi için bir şey yaptırmak istediğinde kendi bilgisayarındaki ödülün kopyasını silmek zorunda olsun. Çünkü ödül sadece bir tanedir ve aynı anda sadece bir yerde olmalıdır.
Her iki bilgisayar kullanıcı için oyun oldukça basittir. Eğer ödül bende değilse diğer bilgisayardadır. Eğer bu konuda bir kayıt tutmak isterler ise bu çok basit bir defter olacaktır. Ben ona verdim o bana gönderdi. En son işlem de ödülün hangi bilgisayarda olduğunu gösterecektir.
Şimdi oyuna bir üçüncü kişinin katılmak istediğini farz edelim. Üçüncü kişiden oyuna katılma kuralı olarak belirli sayıdaki, bu iki bilgisayar arasındaki transferleri takip etmesini şartını koşalım. Bu sayede diğer iki bilgisayar kullanıcısı ödülün kimde olduğunu takip etme angaryasından bir süreliğine kurtulmuş olsun.
Üçüncü kişi belirli sayıdaki işlemi takip edip bununla ilgili son kaydı göstererek ödülün hangi bilgisayarda olduğunu doğru olarak tespit ederse, diğer iki bilgisayarın da onayı ile oyuna dahil olacaktır. Üçüncünün katılımı artık üç kişi arasında artan transfer işlemlerinin kaydını tutmak istemeyen oyunun kurucuları ilave bir kişiyi daha oyuna katmak için oyuna yeni bir kural daha eklerler. Bilgisayarlar arasındaki belirli sayıdaki ödül transferinin kaydını tutan yeni katılımcıya kullanması için ilave bir ödül vereceklerdir. Bunu duyan dördüncü kişi de oyuna katılmak ister ve bu üçlü arasındaki ödülün dolaşımının kaydını tutmaya başlar.
Ve o da oyuna katılır. Artık dört bilgisayar iki ödül vardır. Ardından katılan her ilave kişi ile ödül sayısı artar ama bu sayede de ödüllerin çoğalmadan paylaşılması garanti altına alınmış olur.
Artan katılımcı sayısı ile ödüllerin hangi bilgisayarda olduğunu tespiti daha da zorlaşmaya başlar. Sisteme kural dışı ödülün sokulmaması ve her yapılan transfer işleminin sadece bir bilgisayar tarafından onaylanmasının hatalara neden olacağını fark eden oyuncular yeni bir kural daha eklerler. Artık her bir işlem en az çoğunluğun yarsının bir fazlası tarafından onaylanmak zorundadır. Nede olsa oyuncuların yarısından fazlasının bilerek oyuna zarar verecek hatalı bir karar vermesi pek düşünülmez.
Oyun büyüdükçe büyür. Oyuncu sayısı her arttığında işlemlerin kaydını tutmak ve karşılığında ödül almak da zorlaşmaya başladığı için katılımcılar eskisinden daha kıvrak çözümler üretmek zorunda kalırlar. Sisteme girerek ödül kapmak isteyen yeni oyuncu adayları arasında kıyasıya rekabet başlar. Kayıtları takip ederek ödüllerin hangi miktarlarda hangi bilgisayarlarda olduğunu en kısa sürede doğru bir şekilde kaydeden ve bulduğu sonuç diğer oyuncuların yarısından fazlası tarafından teyit edilen aday oyuna katılabilmektedir.
Oyunumuzu beğendiniz mi? Çok heyecan verici olduğunu söyleyemeyiz. Ama bu oyunla neleri çözdüğümüzü fark ettiniz mi? Dijital dünyadaki temel sorunumuz olan ve onu para benzeri değişim aracı olarak kullanmamıza engel olan paylaşırken çoğalma yani birden fazla kullanma sorununa çözüm bulduk. Ayrıca bunu herhangi bir merkezi otoritenin ya da sistemin yardımı da olmadan başardık. Böyle bir oyunu kurarak bu iki temel soruna çözüm bulduğumuz için kendimizi tebrik edebiliriz ama keşke bu aklımıza 8 yıl önce gelebilseydi.
GİZEMLİ MAKALE
Her şey 2008 yılında Satoshi Nakamoto adını kullanan kimliği kesin olarak bilinmeyen bir adamın bu makaleyi yayınlaması ile başladı. Uçtan uça elektronik para. Makalenin isminin ‘‘dünyayı kurtaracak büyük teknoloji’’ olmasını bekliyordunuz değil mi? Ama para her kapıyı açar derler. Belki de bu büyük belirsizlik ve güvensizlik sorunumuzun anahtarı da ondadır.
Eğer hatırlarsanız 2008 yılı dünya ekonomisi için hiç de iyi bir yıl değildi. Dünyanın en güçlü ekonomisi ve doların anavatanı olan Amerikan ekonomisi büyük bir sorun yaşıyordu ve çözümü bolca dolar basmak da buldu. Tabi bu da doların değerinin hızla düşmesine ve ardın da vergi artışlarının gelmesine neden oldu. Bu Amerikan halkı için hiç te mutluluk verici bir şey değildi. İşte tam da böyle bir ortamda böyle bir makale insanların arayıp ta bulamayacağı bir şeyden söz ediyordu.
Satoshi Nakamoto makalesinde aynı bizim oyunumuza benzer bir protokolden bahsediyordu. Diğer daha önce denenmiş dijital paraların aksine kripto bir şekilde oluşturulup, değiş tokuş yapılabilecek ve de en önemlisi merkezi bir sisteme ihtiyaç duymayan bir elektronik para biriminin oluşturulabilmesini mümkün kılan bir protokol. Gerçi bu konu ile ilgili daha önceleri 1991 yılında Stuart Harber ve W.Scot Stronet da yazdıkları makalelerinden bahsetmişlerdi. 1996–98 yıllarında da Bruce Schenier, John Kelsey ve Nich Dzabo , Stephen Cost gibi isimler de buna benzer çözümlere dikkatimizi çektiler. Ama adını şu aralar bir kısmınızın sıkça duyduğu ve diğer bir kısmınızın da yakın bir gelecekçe bolca duyacağı bir kavram Satoshi Nakamoto nun bu gizemli makalesinden sonra ortaya çıktı. BITCOIN.
Bitcoin hiç bir ülkenin parası ya da ürünü değildir. Hiç bir merkez bankasına da bağlı değildir. Onunla neredeyse normal bir para ile yaptığınız bir alış verişi bile yapabilirsiniz, istediğiniz döviz cinsine çevirebilir hatta hiç bir aracı kuruma ihtiyaç duymadan ve de kimseye bir zırnık bile ödemeden transferini de yapabilirsiniz. Şaka yaptığımı düşünebilirsiniz ama yapmıyorum.
Sorunumuzun çözümünde paranın nasıl rol oynadığını merak ettiğinizi biliyorum. Para dediğimiz şey nedir? Para öncelikle bir değişim aracıdır. Onu veririz ve karşılığında bir şey alırız. Onu alanda almak istediği başka bir şeyi almak için başka birine verir. Parayı bir şeylerin değerlerini karşılaştırmak için de kullanırız. Örneğin bu araba bundan daha pahalıdır. Ya da bu araba ile kaç kilo elma alabileceğiniz sorusunun cevabını bize para verir. Parayı hemen harcamak zorunda da değiliz. Bazılarımız onu daha sonra kullanmak için saklayabilir.
En azından bazılarımız.
Paranın geçmişi de bize çok şey söylüyor aslında. Bir zamanlar para yerine altın gümüş gibi değerli madenler kullanırdık. Nedeni oldukça basitti, doğada az bulunuluyorlardı ve işlenmeleri de çok zor değildi. Ayrıca oksitlenmiyorlardı. Yıldızların çekirdeklerinde oluştukları ve süpernova patlamaları sonucunda gezegenimize ulaşabildikleri içinde suni yollarla çoğaltılabilmeleri imkansızdı.
Altın yıllarca bir değişim, değer biriktirme aracı olarak kullanıldı. Ta ki madencilerin çıkardığı altının piyasanın iş hacmine yetecek kadar bulunamaması yüzünden alternatif bir çözüm bulunana değin.
Madenciler evet! bu kavramın bitcoin ile birlikte yine aynı anlamda kullanıldığını görünce sakın şaşırmayın.
2008 yılındaki Satoshi Nakamoto’nun bu gizemli makalesinden tam bir yıl sonra adına daha sonraları genesis block yani yaratılış bloğu adını vereceğimiz bir blokla ilk Bitcoin doğmuş oldu. Aynı bizim oyunumuzda olduğu gibi ödül yaratılmıştı. Artık nur topu gibi yeni bir para birimimiz vardı ve böylece de Bitcoin kapma oyunu başlamış oldu.
Oyuna katılmak isteyenler oldu mu? Tabi ki, evet. Sayısız katılımcı ve sayısız Bitcoinler. Hiç bir merkezi sisteme ihtiyaç duymadan aynı benzer bir mantıkla oluşturulup transfer edildi. Her bir transferin aynı bizim oyunumuzda olduğu gibi adına ledger yani kasa defteri dediğimiz kayıtları tutuldu. Ve yeni katılımcılardan henüz kaydı yapılmamış işlemleri doğru bir şekilde ve daha önceki katılımcıların yarısından fazlasını onayı alacak şekilde kayıt edip bloklaması istendi. İstenen kayıtların sayısı bizim oyunumuzdaki gibi az olmayacağından ötürü de bunları kayıt etmenin düzenli bir kuralı oluşturuldu. Kurallarla oluşturulan blokların bir araya belirli bir kurallarla bağlanması da bir algoritmanın geliştirilmesini zorunlu kıldı. Biz buna Hash Algorithması diyoruz.
Her bir hash code ilk alt hanesi sıfır olan bir sayıyı oluşturularak yapılır. Bunları yaparak oyuna kapmaya, ödülü kazamaya çalışanlara ne ad veriliyor biliyor musunuz?
Madenci. Neden böyle dediğini sanırım anladınız. Onlar da aynı selefleri gibi altın için kazıyorlar.
Her bir yüz işlemi doğru bir şekilde hızla kayıt altına alıp ondan bir blok oluşturan madenciye 12.5 bitcoin verilir. Böylece işlemelerin güvenli ve doğru şekilde sürdürülebilmesi ve yeni bitcoinlerin üretimi garanti altına alınmış olur. Ama her geçen gün işlem sayısı artıp katılmak isteyen insan sayısı fazlalaştığı için ödül miktarı doğal olarak düşmektedir.
Şubat 2017 tarihi itibari ile üretilen bitcoin sayısı 16,167,300 adettir. Bu da yaklaşık 17 milyar dolar gibi bir paraya tekabül etmektedir.
Bloklar bloklar. Her on dakika da bir blok.
Artarak çoğalan ve bir biri ile sıkı bir şekilde bağlanan bloklar. İşte bu yüzden Bitcoin’i geliştiren bu teknolojik yeniliğe BLOCK CHAIN ismini verdik. İsmi biraz tuhaf değil mi?
Block zincir aslında basit ve düz bir veri dosyasıdır ama gücünü de bu basitliğinden alır. Herkese açık olması herhangi bir merkezi idarenin denetiminden uzakta, dağıtık ve sıralı ve zaman damgalı olması bitcoin gibi bir kripto paranın oluşturulmasına ve birden fazla harcamaya engel olacak şekilde de kullanılmasına imkan sağlar.
2009 yılından beri yapılan tüm bitcoin işlemleri bu şekilde kayıt altına alınmaktadır. Blokların bir biri ile sıkı bir şekilde zincirle bağlanmışçasına dizilmesi aşılamaz bir güvenlik bariyeri oluşmasını sağlar. Artık kötü niyetli birinin sistem içerisinde üretilmeyen bir veriyi sisteme sokmasına ya da hatalı bir işlem yapmasına olanak kalmaz. Her hangi bir teşebbüsün tüm işlemlerdeki kayıtlara ulaşması ve hepsinin teker teker düzeltmesi gerektireceği için bu boş bir eylem olmaktan öteye gidemeyecektir.
2016 yılında bitcoin küresel hesap defterinin büyüklüğü 92 gybete ulaşmıştır. Eğer bilgisayarınızın hard diskinde buna yetecek bir alan varsa dilediğiniz zaman onu indirebilirsiniz. Siz de kayıtları tutarak bitcoin sürecinin bir parçası olabilirsiniz. Herkse açık bir sistem, inanılmaz değil mi?
Block zinciri kendi bilgisayarında tutan uçlara full node yani tam uç adı verilir. Tam uçlar sadece doğruladıkları blokları saklarlar. Blok içerisindeki tüm işlemler doğru bir şekilde yapılmış anlamına gelir. Bloğu hazırlayan madenci adına Proof Of Work yani iş ispatı dediğimiz doğrulamayı yaparak işlemi daha sonra benzeri işlemlerle bir blok haline getirecek şekilde kaydeder. Eğer oluşturulan bu blok tüm uçlarda aynı ise o blok oyunumuzdaki benzer bir kural gibi uçların çoğunluğunun onayı ile sisteme dahil edilir.
Son eklenen blokların nadir de olsa bazı uçlardan farklılık göstermesi durumunda ise sistem sorunu otomatikman çözecektir.
Her bir blok kendinden bir önceki bloğun bir özetini içerir. Bu sayede blocklar bir birine zincirle bağlanmış gibi dizilirler. Her bir blok bir öncekinin bilgisini de taşıdığı için sistem aşılması neredeyse imkansız bu güvenlik bariyerini de kendi kendine yaratmış olur.
İşlemlere ait kayıtların tüm uçtaki bilgisayarlarda tutuluyor olması da artık verilerin kaybolması ya da ulaşılamaması riskini de tümüyle kaldırır. Bir blok ne kadar eskiyse onu değiştirmek ve yok etmek de o kadar imkansızdır.
Eğer burada duran kutucukların oluşturduğu şekli bir ağaca benzettiyseniz korkmayın yanılmadınız. Biz buna Merkle Ağacı diyoruz. Hash zincir dediğimiz yapıda her bir bloktaki olası herhangi bir değişiklik hem dalların yönünü hem de kökü değiştirecektir. Eğer böyle bir şey yapmanız durumunda tüm dallardaki bu yaprakları kurutursunuz. Bu yüzden sistem buna asla izin vermeyecektir. BlockChain’de geriye dönüş yoktur!
Eğer bu daldan geriye doğru adım adım giderseniz ve buna yeterince vaktiniz de olursa buraya bitcoin’in doğum yeri olan genesis block’a ulaşırsınız.
Her bir bloğu sadece bir devam bloğu olacağına göre bir birlerinden habersiz madenciler aynı işlemler için farklı bir blok oluşturmaya başlarlarsa ne olur? Oyunumuz hatırlıyor musunuz? Eğer birden fazla kişi oyuna katılmak ve ödüle kavuşmak için yarışırsa ne oluyordu. Bura da aynı kural geçerli.
Açık uçlar kendilerine ulaşan ilk bloğu doğru kabul ederler. Eğer benzer işlemler farklı bloklar içerisinde farklı uçlar tarafından onaylanmışsa dallar çatallaşmaya başlayacaktır. Bu durumda ise her bir dalın en uzun ucu doğru kabul edilerek yola devam edilir.
Bu kenardan böyle çıkan bir block için artık yapacak bir şey yok. Ama onu buraya koyan madenci bir sonraki seferde diğer madencilerden hızlı davranırsa, bu uzayan uçta o da kendine bir yer bulabilir.
ZİNCİRDEN KANATLAR
Zincir genelde tutsaklığı ya da bir şeye zorla bağlanma anlamını çağrıştırır. Ama bu defasında, bu zincir bizi çoğu sorunlarımızın esaretinden kurtaracak bir sürü çözümü beraberinde getirecek gibi görünüyor. Hem de kayıt ve devir işlerine konu olan tüm varlıklarla olan ilişkimizi yeniden şekillendirecek sayısız yeni ve yaratıcı çözümleri hayatımıza getirerek.
BlockChain kayıtlarının geriye dönülmez olduğunu ve bloktaki dizileri değiştirmenin neredeyse imkansız olduğunu söylemiştik. Şimdi ikinci el piyasada bir araba satın almak istediğimizi farz edelim. Blockchain’in bize nasıl yardımcı olabilir?
Önce kim karşı tarafa elindekini verecek. Parayı elinde tutan mı yoksa anahtarı elinde tutan mı?
Yaşadığımız dünyada bu konuda yardımcı olmak için uzmanlaşmış üçüncü kişilerin olduğunu söylemiştik. Şimdi bunu blockchain ile nasıl yapacağımızı görelim.
Ayrı ayrı olarak hem para hem de arabanın blockchain içerisinde kaydı yapılmış olsun. Bu iki varlık ta bir aidiyetle bir kişiye bağlanmıştır. Benim yapacağım herhangi bir para transferi ona şart koşulan ikinci bir işlemle yani arabanın bana ait olduğunun tesciline bağlı olsun. Eğer transfer edilen para karşılığında araba için benzer bir işlem söz konusu değilse sistem otomatik olarak buna engel olacaktır. Wawwww..!!!!! Bu kadar kolay mı? Evet, bu kadar kolay!!!!
Biz buna Smart Contract yani akıllı sözleşme diyoruz.
Aynı şey ev alırken ya da bir gayri menkulümüzü satarken de geçerli. Artık gönül rahatlığıyla üçüncü bir kuruma ihtiyaç duymadan marketten bir şey alıyormuş gibi ev satıp alabiliriz.
BlockChain ile artık tüm tapu bilgileri de sadece tek bir yerde toplanmayacağından, olası bir felaket durumunda verilerin kaybolması ya da kötü amaçlı kullanılması riski de tümüyle ortadan kalkmış olur. Herkes istediği zaman istediği yerden bu verilere ulaşabilir. Sistem herkese açık.
Peki bu mahremiyetimize gölge düşürmez mi?
İşin sırrı şurada gizli! BlockChain‘de bilgiler kripto bir şekilde tutulur. Bilginin varlığına ulaşabilirsiniz ama içeriğine ulaşmak için kripto bir anahtara ihtiyacınız olacaktır. Bu gayri menkulün size ait olduğunu, bu aracın başkasının olmadığını eğer gerek duyarsanız da o kimliğin gerçekten size ait olduğunu ispatlamanıza yardımcı olacak kripto bir anahtar.
Tüm kayıtlarınız ve onlarla ilgili yapacağınız tüm işlemler onları tanımlayan kriptolanmış veriler sayesinde güvenli ve mahremiyetlerine zarar gelmeden, özgürce bloakchain yardımı ile dolaşabilir.
Merkezi olmayan bir veri tabanı oluşturmamız hem de onu katı bir merkezi sistemin sahip olabileceği güçte ve sağlamlıkta kurmanın bizlere farklı daha nasıl olasılıkların kapılarını açacağını bir düşünsenize.
Tüm firmalar, kurumlar birbiri ile ve bir birlerine güvenmek zorunda kalmadan hatta bir birlerini tanımaya bile ihtiyaç duymadan bu dağınık veri tabanı aracılığı ile bilgi ve değer alış verişinde bulunabilecekler. Çünkü her biri zincirdeki bu bilgileri izleyebiliyor ve de eğer oyuna dahillerse doğruluklarını bile onaylayabiliyor olacaklar.
Çok tutucu ve isteksiz olan kurumlar arasında bile paylaşılmış gerçeklik yaratarak bir güven ortamı sağlamış olacağız.
Artık her geçen gün yaygınlaşan internetten alım ve satımlarımız için, uzak bölgelerle ve daha karmaşıklaşabilen ticaretlerimiz için de bunu kullanılabiliriz. Akıllı sözleşme mantığı ile malın bize istediğimiz kalitede ve zamanında teslimi ile aynı anda onaylanan bir para ödeme işlemini tümüyle kendi başımıza gerçekleştirebiliriz.
Merkezi bir yapının olma zorunluğu ve bir birimize güvenmeme sorununu BockChain ile tümüyle ortadan kalkıyor. Artık daha otonom kuruluşların etkili olacağı bir dünyaya girmek üzereyiz.
Finans dünyası blockchain’e bu gözle bakan ilk endüstri oldu. BlockChain aynı bitcoin transferinde olduğu gibi ödemeleri ve onların gerçekleşme süreçlerini hatasız ve tamamen kendiliğinden gerçekleştirebilecek bir alt yapıyı finans dünyasına sunmaktadır.
Belki kısa bir süre sonra bankalar müşterilerine kullandıkları kredi kartları için aracı bir firma kullanmak zorunda kalmayabilirler. Blockchain’in sunduğu Akıllı sözleşme; yani kullanıcılılardan bağımsız ve önceden tanımlanmış prosedürler ile bu gizli ortakları tümüyle devreden çıkaracaktır. Ödemelerinin ve bu ödemelere bağlı tüm işlemlerin otomatik yapılabilme imkanı kendiliğinden oluşacaktır.
Akıllı sözleşmeler bizlere yaşadığımız eko sistemde sayısız alternatifleri oluşturmamızı sağlayabilir. Bu konuda birileri çoktan devreye girdi bile. İnsanlara kendi ekosistemlerinde kullanabilecekleri ödeme araçlarını üretip transfer etme imkanını sağlayan çözümler piyasaya sürüldü bile.
Bitcoin ile merkezi bir otoriteye bağlı kalmadan bir değer biriktirme ve değişim aracı olan hatta paraya benzer bir şey bile yaratabiliyorsak, başka neler yapamayız ki?
Block chain hayattaki tüm varlıklarımızı garanti altına almak için de kullanmaz mıyız? Onların kayıtlarını tutan kurumlar arasındaki veri paylaşımını ve olası veri kayıp risklerini ortadan kaldırarak, onları daha güvenilir ve daha az maliyetli kurumlara dönüştüremez miyiz?
BlockChain ile birlikte gayri menkullerimiz menkul kıymetlerimiz, bankadaki paramız daha güvenilir bir şekilde saklanıp, transfer edilmez mi?
Fikri ve sanayi haklar üreten insanlar daha satamadıkları ve bir para kazanıp kazanamayacaklarından bile emin olamadıkları yaratımlarını tescil etmek ve onları güvence altına almak için bir sürü maliyete katlanmak zorunda kalıyorlar. BlockChain şimdiye kadar ki teknolojilerle korunamayan varlıkların kayıt edilmesinde yeni çözümler sunabilir mi?
Üreticiler ve teknoloji firmaları, bilgilerinin içeriğini paylaşmaktan kaçınan herkes bize en azından onların varlıklarını ve de tam da tarif ettikleri şeyler olduklarını ispatlayamaz mı?
Eğitim, sağlık, sigorta, trafik, aklınıza daha ne gelirse…
Blockchain’i öğrendikten sonra tüm bunlara benzer şeyleri sizler de hissettiğiniz ve bu soruları kendi kendinize sorduğunuzdan eminim.
Henüz emekleme aşamasındayız ama bu zincirler öyle görünüyor ki bizi çok ama çok uzaklara götürecekler ve hayatımızın çoğu belirsizliğine daha güvenilir çözümler sunacaklar.
Belki de o gün büyük bir ironi yaşayacağız.
Esaretin sembolü zincirlerin yardımı ile daha özgür daha paylaşımcı ve daha şeffaf bir refah toplumuna dönüştüğümüz o gün.
