Metroda çalmaya aşık olanlar: Papyon Quartet

İstanbul’da yaşayan çoğu insanın gün içinde hızlı ulaşım için kullandığı araç; metro. Özellikle iş giriş-çıkış saatlerinde olağanüstü bir yoğunluk oluyor. İstasyonlardan geçerken fark etmişsinizdir ‘Müzik Durağı’nı. Ben de gün içinde 5–6 defa metro kullandığım için bizlere bir kaç saniye de olsa farklı bir atmosfer yaşatan o müzisyenleri takip etmeye ve dinlemeye dikkat ediyorum. Aralarında konservatuvar okuyan da var bu işte ‘alaylı’ denilen yani hayatı boyunca hiç profesyonel müzik eğitimi almayan da… Bu müzisyenlerin bilmediğimiz yanlarını ve “neden metro?” sorusunun cevabını öğrenmek için onlardan bazılarıyla muhabbet ettim.

Saksafon ve gitar birlikteliğiyle başlayan gruba önce çello daha sonra da kemanın dahil olmasıyla ortaya çıkan bir grup “Papyon Quartet. Grubun ismi en başından beri Papyon. “Quartet” ise müziğe ait bir terim: “Dörtlü müzik grubu” demek. Papyon Quartet benim metrolarda rast geldiğimde etrafında onları dinleyen bir kalabalığı mutlaka gördüğüm bir grup. Sürekli çaldıkları bir mekan olmasa da farklı konser ve festivallerde çalıyorlar. Ama metroda çalarken aldıkları tadın çok farklı olduğunu söylüyorlar. Metroda onları sınırlayan bir şey olmadığını, her türden insana hitap ettiklerini ve sürprizlerle dolu olduğundan bahsediyorlar.

Mahir Dabakoğlu

“45 yaşındayım. Evliyim, bir çocuğum var ve müzikten geçiniyorum. 20 yaşımdan beri müzikle uğraşıyorum. Kısa bir ara hariç hep müzikten geçindim ve işim hep müzik oldu. Uzun bir dönem bar ve gece kulüplerinde çaldım ama 5–6 senedir düzenli olarak sadece metroda çalıyorum. Konservatuvar okumadım, müzisyenlikte alaylıyım.

Metroda insanlarda olumlu bir etki bıraktığımızı düşüyorum. Alkışla ritim ve tempo tutanları, kendince bize eşlik edenleri gördüğümüzde hoşumuza gidiyor.

Bar ve kulüplerde çalarken bir zaman sonra o kadar sıkılmıştım ve mutsuz olmuştum ki bırakıp askere gittim.”


Ayberk Pedirik

“28 yaşındayım. Müziğe 8-9 yaşlarımda babamın tavsiyesiyle piano dersi alarak başladım. Babam da alaylı müzisyendir. Kendisi müzik ile ilgili bir iş yapmak istemiş ama ailesi izin vermemiş. O da benim isteğimle beni müziğe yönlendirdi. Daha sonra güzel sanatlar lisesini kazandım ve orada flüt öğrenmeye başladım. 10. sınıfta yarı zamanlı bir konservatuvar deneyimim oldu ve orada beni saksafona aldılar. Bir sene orada saksafon çaldım. Ama bir zaman sonra üç enstrümanı bir arada götüremeyip konservatuvarı bırakıp liseye devam ettim ama flüte devam ederken saksafonu bırakmadım.

Çevremdeki saksafon çalan ağabeylerden duyarak, onlarla beraber çalarak öğrendim saksafonu.

Zaten altyapım da vardı. Şuanda da müzik öğretmenliği bölümü okuyorum ama öğretmenlik yapmayı düşünmüyorum. Okulum bitince Avrupa’da eğitimime devam etmek, yurt dışında yaşamak ve caz müzik üzerine kalıcı bir şeyler yapmak istiyorum.”


Özgür Kement

“28 yaşındayım. Müzik öğretmenliği bölümünde yüksek lisans yapıyorum. Aynı zamanda özel kurumlarda öğretmenlik de yapıyorum. Ben yaklaşık iki senedir metroda çalıyorum. Beni müziğe yönlendiren kişi annemdi. 8 yaşımda başladım eğitim almaya. Ana enstrümanım keman. 20 yıl önce başladım keman öğrenmeye. Kendimi daha da geliştirmeye devam edeceğim. 32-33 yaşıma kadar keman çalışacağım. Çünkü ben iyi bir orkestrada çalmak istiyorum.

Öğretmenlikte de devam edebilirim ama öğretmenlik beni kısıtlıyor. Ben üretmek istiyorum.”

Ruşen Arslanargun

“26 yaşındayım. Müziğe güzel sanatlar lisesinde başladım. Ben de Marmara Üniversitesi’nde müzik öğretmenliği yüksek lisansı yapıyorum. Dört senedir çalıyorum metroda. Daha önce hep konserlerde çalmıştım.

Metro, sahne haricinde ilk oldu benim için. Buranın tadı çok çok ayrı. Metroda para almadan bile müzisyenlik yaparım.
Biz bu işi metroda yaparak “Müzik elit kesimin sanatıdır” düşüncesini yerle bir ediyoruz bence. Burada bizim enerjimiz yüksek olunca bizimle göz göze gelen insanların da enerjisi yükseliyor. İnsanların müzik sayesinde yüzünün gülmesi bizi de mutlu ediyor.

Liseden önce amatör olarak bağlama çalıyordum. Lisedeki hocalarıma teşekkür ediyorum çello önerdiler benim için. Her yaşadığım gün çello için doğduğumun farkına varıyorum. Bence her insan sanatın bir dalıyla mutlaka ilgilenmeli. Müzik, fotoğraf, resim vs ne olursa olsun bir tanesi olmalı insanın hayatında. Çünkü hayat hepimizi zorluyor. Sıkılınca kaçacağımız bir aydınlık yer olmalı içimizde. Fazıl Say’ın dediği gibi: “Yetenek denen kuyuya kendini attığın zaman artık onun dönüşü yok.” Benim içimdeki de öyle bir his. Ben müzikle ölmeyi düşünüyorum.”

Papyon Quartet’in örnek bir videosunu aşağıdan izleyebilirsiniz.

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Serdar Gürçay’s story.