İlahi varlık teorisi

Serdar Kuş
Sep 3, 2018 · 5 min read

Bu yazımda okuduğum psikanaliz kaynaklarındaki psikolojik tedavi vakalarından çıkarmış olduğum sonuçlardan oluşan bir teoriden bahsedeceğim. Sebep sonuç ilişkileri kuracağım. Bu iddiam kısmen felsefi sonuçlar olup, edindiğim psikanaliz bilgileri ve günümüz dini hayat tarzları alışkanlıkları ile desteklenmektedir.

Ancak tabi ki oldukça saçma bir teori olması ihtimali de var, çünkü yeterli donanımda olmayabilirim, hesaplamadığım başka etkenler olabilir. Ama bundan korkmuyorum. Saçma olduğuna kendim de inanırsam, aynı şekilde neden saçma olduğu ile ilgili bir yazı daha yazarım.

Okuduğum nevrozlu vakaların çoğunda ana nevroz sebebi olan 3 duygu ile ilerleyeceğim. Kaygı suçluluk duygusu ve öfke.

Freud’a göre kaygı Darwin’in de dediği gibi mağara döneminden aç kalma korkusu ile gelen kalıtsal bir hastalık. Suçluluk duygusu da oedipus kompleksine bağlı olarak gelişen bir kalıtsal duygu ve kökeni çok eskilere dayanıyor. Bu duygular Freud’un maruz kalma diye isimlendirdiği bireyin yaşamış olduğu kötü tecrübeler ile tetiklenip açığa çıkıyor.

Darwin ve Freud

Freud ve Darwin’in bu konu hakkındaki teorilerinin hatalı veya doğu olabileceği ile ilgili bir yorumda bulunmak zor, çünkü elimizde yeterince fiziksel kanıt ve yeterince mantıksal sebep sonuç ilişkisi argümanımız yok. Genelde bu isimlerin büyüklüğü bu teorilere inanmamızı sağlıyor, onlara güveniyoruz.

Şimdi bahsedeceğim teori ise bu teorilerden daha fazla mantıksal sebep sonuç ilişkisi içeriyor.

Bana göre suçluluk duygusu, öfke ve kaygının en büyük sebeplerinden birisi din inançlarının getirdiği edinimler.

Sebeplerine gelirsek, her ne kadar evrim var, önce balık sonra maymun olduk, en son insan olduk desek de, hala bir tarafımızın hayvan olduğunu söylesek de, bunları onaylasak da şayet dinlerden birisine sempati duyuyorsak, o kültüre ait atalarımız varsa, çocukluk dönemlerinde o kültüre maruz kaldıysak aslında buna o kadar inanmayız.

Bunun sebebi de bireyin çocukluğunda maruz kaldığı dinsel ritüeller ve ayinlerdir. Bir dine sempati duyan bir insan çocukluğunda yaşadığı din eksenli maruz kalma eylemlerinin de desteğiyle aslında atalarının maymun olduğuna hiç bir zaman inanmaz. Her zaman kutsal bir varlık olduğunu düşünür. Din edinimleri etkisini sebebiyle aynı zamanda bir hayvan olabileceğini kabul etmez.

Şu an büyük kitleler halinde destekçileri olan 4 tane büyük tek tanrı inancını inceleyelim. Bu dinlere göre insanlar özel bir yerde konumlandırılmıştır. Tanrıdan sonra insan gelir, öyle ki insanlar melekler gibi kanatları olup uçan, Tanrı ile birebir iletişim halinde olan varlıklardan bile daha üstündür. İnsan ilahidir, ilahi bir varlıktır.

Bu çok tanrılı dinlerde de böyledir aslında. İnsana atfedilen bir kutsallık vardır, ve tüm olay örgüsü bu kutsallığı koruma yada yakalama ekseninde geçer.

İnsan kesinlikle hiçbir hayvan ile ortak ahlaki veya zihinsel özelliklere sahip olamaz. Çünkü kutsaldır.

Örnek bir vaka üzerinden gidelim.

Vereceğim örnek şimdi kod ismini unuttuğum Freud’un danışanlarından biri. Hikaye kısaca şöyle.

Bir kadın ergenlik dönemlerinde ebeveynlerini yatakta uyurken gördüğünde, annesinin yerinde olup babası ile seks yapmayı arzular. Sonrasında bu düşünce karşısında dehşete kapılıp bir travma geçirir. Bu anı da zamanla ve bastırmanın şiddeti ile bilinç dışına itilir. Bu sebepler nedeniyle uzun yıllar nevroz nöbetleri geçirmiş birisi.

Freud uzun süren bir tedavi sonrasında Sherlock Holmes romanlarına taş çıkartan bir hafiyelik yeteneği ile danışanını bir puzzle gibi çözüyor ve nevrozun kaynağı olan anıya erişiyor. Sonrasında tedavi çok daha hızlı ilerlemeye başlıyor. Tedavinin sonrası hakkında detaya girmeyeceğim, sonrası benim bir bilen olamayacağım bir mesele, ayrıca farklı bir konu.

Burada danışan geçmişinde insanın hayvani içgüdülerine(id) bağlı olarak gelişen bir cinsel arzu duygusu yaşamıştır. Bu düşünce Ego duvarına çarpmış ve bastırılmıştır. Ancak bu düşünceye fazla baskı uygulanmış ve Freud’un deyimi ile danışanın ruhunda bir oyuk açılmıştır. Danışan bu duygulardan kurtulmak, bu oyuğu doldurmak için hayatı boyunca daha az kötü olduğunu düşündüğü kötü eylemleri yapmış, kendine veya başkalarına zarar vermiştir. Freud bunu enerjinin yer değiştirmesi olarak açıklar.

Bu vakanın sonucunda danışanda nevroz nöbetlerinin sebepleri olarak, şiddetli kaygı suçluluk ve öfke duygusu oluşmuştur. Çünkü tecrübe etmiş olduğu olduğu olay ilahi hiç bir özellik taşımamaktadır. Danışan kendisine din kitaplarında anlatılan Tanrının bir altında bulunan ilahi varlıklardan birisi gibi davranmamıştır. Bu sebepten sağlığını tehlikeye atacak seviyelerde kaygı ve suçluluk duygularına maruz kalır. Çünkü kendisinin ilahi bir varlık olduğuna inanır, ama yine kendisi hayvanlara özgü bir düşünce ile yüz yüze gelmiştir. İlahi varlık ve hayvani içgüdü doğaları gereği aynı yerde olamaz.

Suçluluk duygusu dinlerde tanrıdan af dileme ritüelleri ile kısmen de olsa absorbe edilebilir bir durumdur. Ancak kaygı ve öfkenin bertaraf edilmesi için yeterli olabilecek stratejiler din kitaplarında yoktur. Yakın tarihe bakacak olursak, özellikle öfke dinlerde kendisini olanca heybetiyle, korkunçluğu ile açığa çıkarmıştır.

Bu zararlı duygular yukarıda bahsettiğim ilahi özellik çatışması sebeplerinden beslenir, enerji birikir ve kendini farklı nevroz nöbetleri şeklinde deşarj eder. Sebep ilahi varlık çatışmasıdır. Birey kendisini ve başkalarını aslında olmadıkları bir yerde, ilahi bir konumda olduğuna inanarak bu duygusal şiddetleri yaşar.

Freud örneğinde danışan, kendisini ve diğerlerini konumlandırdığı ilahi yerden, yani tanrının yanından yere, hayvanların arasına indirebilseydi şayet, insanların ve kendisinin tıpkı diğer hayvanlar gibi bir hayvan olabileceğini kabul edebilseydi, evrime gerçekten inansaydı, bu nevroz sebebi olan duygu şiddetine maruz kalmayacaktı.

Çünkü bir hayvanın her türlü düşünceyi aklına getirmesi oldukça kabul edilebilir bir durumdur, çünkü kendisi hayvandır ve hayvansal içgüdü doğası gereği vardır. Bir hayvanın düşüncesi için kendisini cezalandırmasına gerek yoktur. Ancak ilahi bir varlık, bir hayvansal içgüdü sahibi olursa konumu gereği cezasını çekmelidir veya kendini ilahi yerden indirmelidir. İlahi olarak yaratıldığını düşündüğü için, buna inandığı için, kendisini ilahi basamaklardan indirmesinin de yolu kapalıdır.

Bahsettiğim nevrozlu vaka’da danışanın yaşadığı kısaca budur. Bu sebeplerden dolayı insanın kendisini ilahi kabul etmesi evrimin dinlerden aldığı bir özelliktir.

Freud kaynaklarında çocuk gelişimindeki evreleri, bilincin oluşum evrelerini okurken neden bu kadar şaşırdığımı merak ettim. Çünkü bir çoğu geçmişte özet olarak da olsa duyduğum okuduğum ve onayladığım konulardı.

Çıkardığım sonuç bu oldu. Dindar olmamama rağmen, hatta baya günahkar olmama rağmen, evrime aslında inanmadığımı hayretler içinde fark ettim. Bana göre ben her şeyim ile ilahi bir varlıktım. Freud insandaki bilinç evriminin evrelerini anlatırken, bir çocuğun 5 6 yılda geçirdiği muazzam değişimi anlatırken onun için ağzım açık kalmıştı.

Bunun sebebi de çocukluğumda maruz kaldığım dini ritüellerlerden gelen edinimlerin, evrimin de desteğiyle bilinç dışında farklı bir otorite oluşturmuş olmasıydı.


Not: Yeni yazılan yazılardan haberdar olmak isterseniz.

Telegram kanalı Mail Listesi

Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade