Toplumların Bilimle Barışamaması

  1. Bilime iki farklı bakış açısı.
  2. Bilim subjektif midir?
    Pozitivizm.
  3. Subjektif gözlemlerden objektif(veya objektife yakın) sonuçlar çıkarmak.
  4. Tarih bilim midir?

Bilim denilen şu meşhur kelimenin neden bazı kesimler için can simidi,bazı kesimler için ise düşman ilan edildiğini düşünürken geçenlerde,bazı doğru olduğunu düşündüğüm tespitler yaptım kendimce.Uçup kaybolmasın diye de aynı beyin fırtınasını burada yapmaya karar verdim.Elbette ki bizde çok trend olan bazı şeyler duyduğun bir konuda yorum yapmak gibi bir hataya düşmek istemediğimden bazı konuların detayına girmeyeceğim.Öyleyse yukarıda yazdığım maddeleri yazımızın başlığı olan toplumun bilime bakışı çerçevesinde değerlendirelim.

Yukarıda bilime iki farklı bakış açısı demişim.Bunlardan biri bilime güvenilmemesi.Sebebi de aslında olmayan bir şey değil.Sadece olanın yanlış yorumlanması.Söz konusu sebep şu:

Bilimin hala açıklayamadığı şeyler var.Ayrıca doğru kabul edilen teoriler yarın yanlış çıkabiliyor.En önemlisi bunların hepsi teori.

Bu üç cümleyi teker teker ele alırsak, bilimin açıklayamadığı şeyler olduğu kesindir.Hatta bu “şeyler” çok fazla.Doğru kabul edilenler yarın yanlış çıkabiliyor.Bu durum bilim tarihinde defalarca yaşanmış.Ve son olarak bunların hepsi teori lafı.Karl Popper’in bilim tanımı bunu aslında en kısa ve öz şekilde açıklayan tanımdır.

Bilim,ifadeleri gözleme dayanılarak çürütülebilen uğraşların toplamıdır.

Yani bilim zaten ileride çürütüleceği bilinerek yapılır.

Şimdi bu noktada sadece yukarıdakilerden yola çıkarak bugün bilimin bize söylediklerine güvenemeyeceğimiz sonucuna ulaşabiliriz.Tabi bu güvenmeme mevzusu “Bizim inançlarımızı yok etmek için,bizi kültürümüze düşman etmek için bilim diye yalan yanlış bilgiler halkımıza aşılanmaya çalışılıyor.” kafasındaki insanları bu beyin fırtınasına hiç dahil etmiyoruz.Çünkü bu bazı şeyler duyduğun bir konuda yorum yapmak davranışının kendisidir.

Biz devam edelim.Bu durumda bilimsel bilgiler,dini bilgilerin iddia olarak altında kalmakta.Çünkü din veya dogma denilen(bizde her ne kadar aşağılayıcı bir kelime gibi kullanılsa da alakası yok) kesin,şüphe götürmeyecek bilgiyi iddia eder.Bilim ise elimizdeki verilerden ortaya çıkan en iyi yorum budur iddiasını taşır.Zaten günümüzdeki gereksiz evrim var mıdır yok mudur tartışmalarından bir sonuç çıkmaması dogma ve bilimin iddialarının tanınmamasından kaynaklanmakta.Bu noktada ikinci bakış açısına yavaştan geçmemiz gerekiyor.

Bilim objektif ve kesin bilgiyi sunar.Bilim akıl ile yapıldığından dolayısıyla bilginin kaynağı da akıldır.

Bu cümlede aslında kısaca pozitivizme giriş yapmak istedim.19.YY’da Auguste Comte’nin ortaya attığı felsefi düşünce.Eski-yeni versiyonları olsa da elbette detayını ben de iyi bilmediğim için bazı şeyler duyduğun bir konuda yorum yapmak davranışını sergilemeyeceğim.Ama burada özetle aklın öne çıkarılması,bilimin objektif olması,bilimcinin objektif yaklaşım sergilemesi,bilimcinin doğanın aynası durumunda olması gibi iddialar ortaya atılmıştır.İlk bakışta güzel bir şeymiş gibi görünen bu iddialar aslında günümüz bilim felsefesinde hiç de güzel karşılanmaz.Sebebi de aslında bu yaklaşımın karşısında hala dimdik duran eleştirsel bilim felsefesidir.Kökenleri antik İyonya toplumuna kadar uzanan fakat daha sonradan dönem dönem unutulan yaklaşım.Eleştirsel bilimde mantık şudur:

Bilimcinin kişiliği ve subjektifliği varsayım üretme sürecinin başından sonuna aktiftir.Dolayısıyla ortaya çıkan kuram subjektiftir.Ardından kuram en acımasız şekilde eleştirilir.Eğer ki varsayımı yanlışlayacak tek bir gözlem veya sonuç ortaya çıkarsa varsayım tamamiyle çürür.Yeni gözlemi de içine alacak yeni bir kuram oluşturulur ve aynı süreç buna da uygulanır.

Akademik bir anlatım olmamasına rağmen eleştirsel bilimin genel hatlarını yukarıdaki anlatımdan kavrayabiliriz.

Konumuza dönersek pozitivizm kökenli bilimin kesin bilgiyi bulabileceği yaklaşımının da mantıksızlığını az çok görmüş,en azından sezmiş olduk.Kaldı ki evrenin bütün kurallarını açıkladığı düşünülen Newton’ın yanıldığı Einstein tarafından ortaya çıkarılınca pozitivizm bilimsel çevrelerde gücünü kaybetmeye başlamıştır.Dolayısıyla artık kuramlara bakış açımız “Bunlar herşeyi bildiğini iddia ediyor.” olmaktan çıkıp “Eldeki veriye göre çıkan yorum budur.” şeklinde olmalı.Şu an beyin fırtınamızda ikinci ve üçüncü maddeye de aslında farkında olmadan cevap vermiş olduk.Bilimde olan şey subjektif varsayımların,acımasızca eleştirilerek,içlerinden günün şartlarına en uygununun bulunmasıdır.Yani bilimde bilgi,akıcıdır.

Bu noktada özellikle ilk bakış açısı olarak yazdığım bilime güvensizlik aslında toplum içerisinde en çok sosyal bilimler için söz konusu oluyor.Dolayısıyla dördüncü madde hakkında düşünmeye başlamamız gerekiyor.Tarih bir bilim midir?Genellikle bu soruya şu kestirme cevap verilir:

Tarihi insanlar yazdığı için bir sürü yalan yanlış şey vardır,o yüzden tarih bilim değildir.

Eğer bu cevabı doğru kabul edersek,mesela biyoloji ile tarih aynı güvenirlilikte değildir.Biyoloji ve tarihin bilgi üretirken kullandığı yöntemler farklıdır.Buna benim gördüğüm en akademik cevap Celal Şengör’ün “Tarihsel disiplinlerin bilimselliği üzerine” isimli yazısındaki şu bölümdür:

Fiziğin konusu tüm evren olduğuna göre ve bizim bugün bilebildiğimiz kadarıyla bu evrenin tamamı içinde gözlem yapma olanağımız kısıtlı olduğundan,burada fiziğin konu edindiği nesnenin tam bilinebilmesi için gerekli olan gözlem sayısını sonsuz ( ∞ ) kabul edelim.Bu elimizde (n) sayıda eleman olan bir evren kümesi E={n},n=( ) var demektir.Bu kümenin yapısı da evrenin yapısına ve evrimine ,bir başka deyişle cevap aramakta olduğumuz ana problemimize karşılık geleceğinden bunu da bilinmez farz edelim.Bu bilinmez yapı hakkında ürettiğimiz varsayımları biz fizikte ancak E kümesinin sonlu sayıda elamanını gözleyerek,yani bir alt kümesini,Ex={n},n=herhangi bir sonlu sayı,inceleyerek sınayabilmekteyiz.

Devam etmeden önce buraya kadarki kısmı özetleyeyim.Evrendeki bilginin ne kadar olduğunu bilmediğimiz için bunu sonsuz kabul ediyoruz.Sonsuz sayıda bilgi için de insanlığımızın elindeki şartlar dolayısı ile bunun belli bir kısmını inceleyebiliyoruz.Dolayısıyla evren için yapılan bir varsayım evrenin tümüne bakılarak değil gözleyebildiğimiz evrene bakılarak yapılmakta.Buradan bölüm tarihe geçiyor.Devam edelim.

Şimdi tarihsel bilimler eleman sayısı pratikte bazı çok ender hallerde tamamen gözlenebilecek olan alt kümelerden oluşan bir tarih kümesiyle uğraşır.Ancak gene yapısını bilmediğimiz bu kümenin tüm alt kümelerinin bütün elemanlarını bilebilmemiz pratik olarak olanaksızdır.Bu,eleman sayısı bizim gözleyebileceğimizden çok daha fazla ve tarihsel olayların bazılarının izlerinin daha sonraki olaylar tarafından silinmiş olması nedeniyle de sonlu sayıdaki elemanlarının hepsinin kuramsal olarak dahi bilinmesine olanak olmayan tarih kümesini de T={n},n=çok büyük bir sayı,olarak temsil edelim.Buradan hemen ortaya çıkacak olan tamamen formal sonuç T={n} kümesinin tüm elemanları bilinen herhangi bir alt kümesi olan Ty’nin,E’nin belirli bir Ey={n} kümesine eşit olabileceği,yani Ty=Ey olabileceğidir.Bu olasılıkta gizli olan varsayımın T ve E kümelerinin aynı yapının parçaları oldukları olduğunu sanırım dikkatli okuyucu derhal görecektir.Gerçekten de gözlenebilecek tarihsel nesnelerin evrenin bir parçası olduğunu düşünürsek,zaten Ty’nin E’nin belli bir alt kümesine eşit olmak zorunda olduğunu görürüz.Buradan çıkan kaçınılmaz sonuç şudur:Veri bazı itibarıyla ve bu veri bazının sınaması beklenilen hipotezlerin üretilme yöntemleri açısından ,fizikle tarih arasında hiçbir fark yoktur.

Burada Celal Şengör tarih ile fiziğin yöntemlerinin aynı olduğunu açıklamaya çalışmış.Bunu yaparken de hem tarihin hem fiziğin evrenin içerisindeki belli bölgeleri incelediğini,özellikle tarih için, incelenen bölgelerde bile bazı şartlardan eksik bilgiler edinilmesinden dolayı koskoca tarih kümesinden sadece günümüze gelebilen alt kümelerden hipotezler oluşturulduğunu vurgulamış.Buradan tarihin günümüze bakarak geçmişteki olayların yorumlanması olduğu sonucuna ulaşıyoruz.Ama eleştirsel bilim yaklaşımı gereği bu subjektif yorumların her an eleştiri ile karşı karşıya olduğunu unutmamak gerekir.Elbette bu, işin yapılışının doğrusuysa da tarihçilerin kendisi bile tarihi doğa bilimlerinden ayırabiliyorlar.Bu da her daim kesin bilgiyi tercih eden toplumların güncelden kopmalarına,tarihi geçmiş bilgilerin hala doğru olduğunu düşünmelerine yol açıyor.Çünkü onlara bu bilgileri aktaran kesimler, aktardıkları bilgilerin geçici olduğu hususunu kişisel sebeplerden ötürü yayınlarında anlatmıyorlar.Sonuç olarak her yayında en doğruyu kendisinin bildiğini söyleyen onlarca “entellektüel” arasında kalan toplumun tarihe olan güveni doğal olarak sarsılıyor.

Şimdi farkettim ki aşırı uzatmışım.Daha fazla devam etmeyip yorumları üzerinden fikrini ileten arkadaşarın tepkilerine göre başka bir yazı,yine bir fırtına ele almayı düşünebilirim.Buraya kadar sıkılmayıp okuyabilenlere de selam olsun.

A single golf clap? Or a long standing ovation?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.