ÇOCUK

Yürüyordum.

Cinsel mutluluğun yeni adı yazıyordu eczanenin camında. Peki hickimse sormamış mıydı? Yalnız cinsellikle mutlu olunuyor muydu diye o genç kalfaya.

Yürüyordum. Yürüdükçe yitiyor, yittikçe tekrar kalkıp yürüyordum. Başımı sağa çevirdim. Bu kez bir vitrin camındaydım. İlk kez bakıyormușçasına kendime, ilk kez dokunuyormușçasına tiksintime. Ayaklarımın altından akan șehrin kirli suları uğulduyordu kulaklarımda. Yalnız sindirilmeyen besinler yoktu kanalizasyonda belli ki. Tükürülmüș cümleler, kesilmiș kalpler, sevmeden sevișilmiș hayaller, yolunmuș saçlar, kudurtulmuș arzular akıyordu. Sahi akabiliyor muydu? Peki aktıkça aklanabilir miydi?

Kirli sular…

Șehrin alti hergun yikaniyordu. Tam șu anda, durduğum noktada benim boğazıma doluyordu o karanlik, o ligme ligmelik. O kirlenmiş bilgelik. Ben burada boğulurken vitrin camindan yansiyan suratımla;bir gündelikçi evini temizledi bir zenginin kimbilir? Kapıyı kilitliyor. Yalnız kapıyı mi? Hayal ettigi herșeyi. Küfrediyor agiz dolusu,o evin herseyini yakip yikmak istercesine. Ben kiyidayim diyor niçin bu orospu merkezde?

Orospu demişken…

Kimbilir belki bir orospunun tatil günü bugün. Çocuğuyla dondurma yiyecek, sinemaya gidecek. O komik çocuk filminde ağlayacak kalbindeki hüzün.

Çocuk demişken…

Ah çocuk. Bir yangın büyüyor!

Ah çocuk sular yetmiyor. Sular aktıkça kirleniyor.

Ah çocuk kaç! Kaç ta müșkülpesent dünyanın vahim hallerini düşünürken, takılı kalma bir vitrin camina. Tak dişini canına. Sen bil yine de çarpık kentleşmenin kötü olduğunu ama öğrenme çarpık insnlașmanın ağır kokusunu.