Șarap

Șehvetin tırnaklarını geçirdiği vücudundan sızan kanların kırmızısı boyadı geceyi. Kırmızı yetmedi, ateşi icat edemedi bu ilişki dedim sonra kendi kendime. Kalktım. Şarabı yarim bıraktım. Bu şarap yarım kalmalıydı, bazi şaraplar bitmeliydi diye düşündüm;kana kana içilmeli ama bunun gibiler yetim bırakılmalıydı oldukları yerde. Zaten her şarabı sevmediğim geldi aklıma. Meyve aromalı değilse içemem ben. Şarapları düşündüm, kadınları, adamları, yalnızları, beraber olan ayrıları, ayrı olan beraberleri, aynı olan ayrıları…

Nice sonra yoldabir çocuk gördüm.

Neșeli kahkahalı, umutlu ve haylaz bir çocuk. Oturdum biraz. Babasıyla konuştuklarını duyamayacak kadar uzaktaydım ama yetiyordu. Bazen duymamak iyi diye düșündüm. Siz seslendirebilme fırsatı buluyor kendi kendinize bir kısa film yaratiyordunuz. Sonra kısa filmleri düșündüm. Filmleri. Uzun olanları uzun uzun düşündüm. Bir an uzun olan herseyi düşündüm. Sonra farkettim ki biraz fazla düşündüm.

Kalktım, çocuk yoktu. Babası da yoktu. Yürüdüm, evime geldim.

Ve yine kendime hoșgeldim.