ELLİ İKİ KITA - Çöl Ülkenin Öyküleri

BÖLÜM 1
KUZEYDEN GELEN

Bir insanı uyandırmanın pek çok yolu vardır. Tahir o sabah çırağı Harun’u uyandırmak için bir kova soğuk suyu kullanmayı seçmişti. Yüzündeki gaddarlık ve muziplik karışımı gülümsemeyle kuyuya gitti. Kuyu muhafızı iri yapılı kaslı Tahirin kuyuya yaklaştığını gördü. Başıyla Tahir’i selamladı. Tahir selama karşılık verdi ve kuyunun kenarına bağlanmış deri keseyi suya attı içinin dolmasını bekledi. Ardından zorlanmadan keseyi kuyudan çıkarttı ve yerden aldığı kovayı doldurdu. Kovayı alarak muhafız barakalarına yöneldi. Çırakların hücrelerinin olduğu koridora gelince adımlarını daha dikkatli atmaya başladı. Sessizce çırağının kapısına yaklaştı ve kovayı yere koydu. Hançerini çekti ve kapının küçük sürgüsünü hançeriyle geri itti. Kovayı eline aldı ve yavaşça kapıyı açtı. Harun’un yatağına yaklaştı. Kovayı kaldırdı ve vücuduna çarpan buz gibi suyun etkisiyle kendi elindeki kovayı da başından aşşağı boca etti. Arkasını dönünce harunun kapıdan koşarak çıkmakta olduğnu gördü. “HARUN ! ” diye bağırarak delikanlının peşine düştü. onu kale avlusuna kadar kovaladı. Orada günlük işleriyle ilgilenen kalabalık o ikisini o halde görünce gülmeye başladı. En çok kuyu nöbetçisi gülüyordu çünkü o Harun’un sabahın erken saatlerinde kuyudan su aldığını görmüştü . Kahkahaları ve Tahir’in çıkarttığı gürültüleri duyan kale kumandanı Hasan üç gün önce şahinle gelen anlayamadığı dilde yazılmış belgeyi bir kenara bırakarak pencereye yöneldi.Yaşlı gözleri gürültünün kaynağını ararken bir ara kapı kulesine tünemiş şahine takıldı hemen ardındanda Tahir’i gördü ve Tahirle Harun’u o halde görünce oda gülmeye başladı.

Doğrusu muzip adamdı şu Tahir ama savaş meydanında karşılaşmak isteyeceği türden bir adam değildi. Boyu üç arşına yakındı. Parmak uçları yay çekmekten nasırlanmıştı. Tahir kale ve çevresindeki köyden oluşan bu küçük yerleşim birimine henüz üç yaşındayken getirilmişti. Süvariler onu ve kız kardeşini haydutlardan kurtarmışlardı. Kaleye ulaştıklarında kız kardeşi ölmüştü. Hasan onu evlat edinmiş ve kendi çocuklarından ayrı tutmamıştı. İyi bir eğitim almasını sağlamıştı. Tahirle gurur duyuyordu. Tahir hem korkulan hemde sevilen bir kale muhafızıydı. Son üç yıldırda çırağı Harun’u eğitiyordu. Ne zaman baş başa kalsalar Tahir ona Harun’un zekasını ve becerikliliğini anlatıyordu.

Komutan yılların nasıl bu kadar hızlı akıp geçtiğini düşünürken Tahir Harun’u yakaladı ve tuttuğu gibi yalağa soktu. Avludaki şen kahkahalara birde atların gümbürtüsü karıştı. Bu sırada komutan pencereden gelen rüzgarla ürperdi. Rüzgar onu üşütmemişti sadece ürpertmişti.

Az önce elinden bıraktığı kağıda döndü ve kağıdın esen rüzgarla yanıbaşından geçip avluya düştüğünü hayretle gördü. Avludakilerde düşen kağıdı görmüşler ve suspus olmuşlardı. Bunu fırsat bilen Harun kendisini hocasının elinden kurtarıp yalaktan çıktı ve ayağa kalktı. Kağıt uçuşunu tamamladığını düşünmüş olacak ki aniden dönüp Harun’un ıslak kıyafetlerine yapıştı. Harun kağıdı eline aldı ve şöyle bir göz gezdirdi. Kağıtta yazanlar ona garip geliyordu yinede harfleri seslendirebileceğini fark etti. Dudaklarını araladı ve kağıttaki bir kaç basit heceyi okudu. “İs amâerth mi A:eth, A:eth, A:eth” dedi. Sözlerini bitirir bitirmez pek çok şey aynı anda oldu. Kapı kulesinde az önce şahinin durduğu yerde bir adam belirdi. kale ahalisi dehşete kapıldı. Avlunun merkezinde yer alan kuyunun taşları çatladı ve kuyudan su fışkırdı…

Not : Henüz Aê nin adının duyulmadığı diyarlar var ve bu diyarlardan birisinin efendisine Elli İki Kıtanın öyküsünün anlatılması için başvurdum. Umuyorum ki Elli iki kıtanın öyküsü yayılacak Aê sakinlerinin düştüğü hatalara bizimde düşmemizi engelleyecek . O diyara gitmek için buraya tıklayabilirsiniz. Bunun dışında Aê sakinlerinin hatalarını ve onlara karanlığı getirenin ne olduğunu merak ediyorsanız ELLİ İKİ KITA (Eski Aê’den Öyküler) başlıklı yazımı beklemelisiniz.
One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.