Bu Sabahların Bir Anlamı Olmalı Yoksa Herkes Diline Dolamazdı

Bir süredir kendime en çok sorduğum sorulardan birisi, hedeflerime ulaşmak için hayatımı nasıl daha kaliteli bir şekilde planlayabilirim idi. Baya bir kafaya taktım, araştırdım üzerine çalıştım bu konu hakkında. Yapacak çok şey var tabi ki, bu noktada başlamak sürecin en önemli adımıdır fakat işin biraz daha özüne inerek irdelemek fayda sağlayacaktır.

Bir çoğumuzun hayatı bir yerden sonra aynı rutinlerde gitmeye başlıyor. Sabah kalkıp koştura koştura işe gitmek için trafiğin içine dalmak, işte kendini paralarcasına çalışıp, akşam eve gelmek derken yemek yapma telaşı ve ardından biten enerji ile koltukta yığılıp kalmak…

TV karşısında hayallere dalarız, hepimizin kafasında bir plan vardır asla hayata geçemeyen, hep söylendiğimiz birisi veya kabullenemediğimiz sorumluluklarımız vardır.

Sorun mu? Hangi Sorun?

Üzerine gidip bu sorunları çözmektense onların arkasından söylenmek çok daha kolaydır. Aksi halde sorumluluğu üzerine alıp bunu çözmen gerekir ki bu da o güzel totoşunu kaldırmana sebep olabilir. Sabah son anda alarmla kalkıp işe gitmektense daha erken kalkıp egzersiz yapmak hem sağlığını hem de mental olarak seni daha yukarılara taşıyacaktır. Kendini daha iyi hissedersin böylelikle. Ya da hep gitmek istediğin o kursa yazılıp o sertifikayı almak ve böylece kariyerinde yeni ufuklara yelken açmak, akşam TV karşısında uyuklamaktan daha zor olabilir ama yeni bir iş bulduğunda o sevmediğin ofistekilerin suratını görmemekten alacağın keyif bundan çok daha fazladır. Veya yeni bir kariyere yurt dışında başlamak etkileyici olmaz mıydı?

Hayatımız hep kararlar üzerine kuruludur. Bu kararlar hayatımıza yön verir. Ve maalesef bu hayatta hepimize adil olarak verilen tek şey zamandır. Tüm hayatını sadece zamanın belirler. Zamanını nasıl yönetirsen hayatın o yönde gelişir. Günlerini, haftalarını, aylarını ve yıllarını planladığın zaman o sorumluluk artık senindir. Nihayetinde tesadüflere pek yer kalmaz hayatında.

İyi de Gel Bir de Benim Hayatımı Gör

Özellikle teknolojinin bu kadar hayatımıza girmesiyle, yaşadığımız şehrin keşmekeşinde boğulup kalmamız, yaşadığımız coğrafyanın kendi sorunları, her gün karşılaştığımız onca, zerre kadar anlamak istemediğimiz insana yanıt vermemiz, hepimizi zaten fazlasıyla yoruyor ve enerjimizi tüketiyor. Tabi ki herkes bu noktada hayatının zorluğundan dert yanacak ve diyecek ki sana konuşması çok kolay gel bir de benim hayatıma bak, sen tabi rahatsın nolcak oradan onu söylemek, burada şunu yapmak çok kolay.

Hayır kolay değil bu sadece bir seçim. Bunu söyleyenler sadece hayatlarının sorumluluğunu ellerine alıp çuvallamaktan korkuyorlar. Çünkü daha önce hiç yapmadılar. Yapmaktan ve başarısız olmaktan korkuyorlar. Korkunun üzerine gidip onun arkasına saklanacak bir mazeret bulamamaktan çekiniyorlar. Şu an ellerinde tek çıkış kapısını da ardına kadar kapatmak istemiyorlar. Yıllardır sözde savunduklarını çok bilmişliklerinin yıkılmasının sonları olacağını düşünüyorlar. Bunu kendilerine kabul ettirmelerinin zorluğunu görüyorlar.

Hayatında Geriye Kaç Günün Kaldı?

2013 yılında yapılan bir araştırma da ortalama insan ömrü 86 olarak belirtilmiş. Ben şu an 35 yaşındayım ve ömrüm yeterse 85 yaşıma kadar yaşadığımı varsayarsam geriye 50 yılım kalıyor. Bu 50 yılın 30 yılı da Türkiye şartlarında emekli olacağım yıllara denk geliyor olması yani, 30 x 365 : 10.950 çok kabaca bir varsayımla 11.000 sabah daha uykumdan uyanıp hayatımda çalışmaya devam edeceğim demek oluyor benim için. 11.000 sabah çok uzun bir süre.

Her sabah zorla kalkıp işe gitmek, istemediğin işte çalışmak, istemediğin kariyere sahip olmak, istemediğin göbeğinin sana bakması, hayatının senin yerine başka biri tarafından yönetilmesi… Çok zor olurdu.

10.000 Saat Kuralını Biliyor Musun?

Yapılan başka bir araştırma, ki okuduğum bir çok kitapta karşıma çıktı, detaylıca incelemek istersen Malcolm Gladwell ‘in The Tippin Point veya Mümin Sekman’ın Başarı Bilimi kitaplarında bulabilirsin, bir işte başarılı olabilmek için 10.000 saat o konuda çalışman gerektiğinden bahseder. Yani hayatımın geri kalan her günü, günde 1 saat çalışsam 65 yaşımda hayatımda hiç bilmediğim bir konuda profesyonel olabilirim. Çok çılgınca değil mi? Düşünsene 65 yaşımda kafadan çatlak bir fizikçi olup yepyeni bir teoriye imza atabilirim. Ama çok şükür o kadar kafayı yemedim 🙂 benim hedeflerim çok başka.

Parça Pinçik Et

Bu mantıkla yola çıkarak öncelikle bir haftada kullanabileceğimiz kaç saatimiz var hesaplayalım. Hafta içi 120 saat ve hafta sonu da 48 saatimiz var. Ee ne olmuş yani? Biraz daha kıralım mı? Diyelim ki hafta içi her gece 8 saat uyuyorsun. İşe gidip gelmek için 3 saatini trafikte harcıyorsun ve ofisinde de günde 8 saat çalışıyorsun. Hadi her gün gündelik ihtiyaçların yemek yemek, duş almak, dişlerini fırçalamak vs 3 saat harcıyorsun. (Tamam kabul ediyorum Bahçelinin 41. yıl hesabı gibi oldu 🙂 ama bitti toparlamak üzereyim) Bu kadar iş yapınca bile 22 saat etti ve bir haftada sana toplam 10 saat ek süre yarattı ki bu da sadece hafta içinde. Önümüzde daha kocaman bir hafta sonu var. Onu da planlayabilirsin.

Yes We Can

Bağlamak istediğim nokta şu, ne kadar zor olduğunun bir anlamı yok, önemli olan bir işe imzanı atmak. Hayatının her dakikasının hakkını vermekse eğer amaç, gerisi çözülecektir. Yapmak istedikten sonra yapamayacağın hiçbir şey yoktur bu hayatta. Yeter ki kendine verdiğin sözlerin arkasında dur. Eğer kendine verdiğin sözü tutabilirsen, iradeni kontrol edip zamanının kontrolünü ele alırsan, hayattan daha fazla keyif almak senin elinde olacaktır. Böylece hedeflerine her adımda biraz daha yakınlaşabilirsin.

Bunu başarmış çok fazla insan var. Neden sende onlardan biri olmayasın? Önündeki engellere takılma, önce her gününü planla ardından zaten işler çok daha kolay bir şekilde ilerleyecektir.

Yazının orjinalini okumak için

http://antinkuntinbiseyler.com/bu-sabahlarin-bir-anlami-olmali-yoksa-herkes-diline-dolamazdi/