Tedavisiz Sorunumuz; Tüketim Hastalığımız

Bir süredir çevremde gözlemlediklerim, yaşadıklarım hatta bir çok zaman kendimi de içinde bulduğum bir paradoks, tüketim hastalığı. Her hangi bir şeyi almadan önce ona duyduğum heyecan ve aldıktan sonra yaşadığım tatminsizlik duygusu.

Farkına varmamız gereken bir konu bence tüketim hastalığı. Beynimizde oluşan ve bize mantıklı gelen kararların sonucu olarak, bir adım atmadan veya bir konuyu karara bağlamadan önce elde etmemize inandığımız nesneler dizisi aslında. Ya da şöyle de ifade ediyim, günümüzde farklı kanallar üzerinden sürekli pompalanan popüler tüketim çılgınlığının, bizi kıskıvrak yakalayıp içine çekmesi ve hapsetmesi sonucu, nesnelere körü körüne bağlanmış olmamızın bir sonucu olarak yaşadığımız anlık orgazmlar ile bütünleşmiş modern köleliğimizdir tüketim hastalığı ya da materyalizm takıntımız diyebilir miyiz bunun adına?

Ne bu hafta sonu indirim mi varmış?

Çok klişe bir söz olsa da, kapitalizmin bizi sürekli tüketime itmesi ve özellikle son yıllarda pazarlamacıların bu konu üzerine yoğunlaşması ve tüketim çığırtkanlığı yapması, biraz daha düşünmeye itti beni. Her yerde bir reklam bombardımanına maruz kalmamız, kafamızı nereye çevirsek bir kampanya kurgusu ile aklımızın çelinmeye çalışılması, her hangi bir şeyi şu özel günde almamız karşılığında sunulan indirim çekleri, kuponlar , kafamızı biraz daha karıştırmak üzerine geliştirilen yüzdesel KDV indirimleri ve hatta devletin sözde ekonomiyi canlandırmak ya da ağzımıza bir kaşık bal çalmak için tüketime özendirdiği ÖTV kampanyaları vs vs.

Aslında kampanya veya indirim adının bir önemi yok, önemli olan tek bir şey var, kendimizi mutsuz veya güvensiz hissetmemizin ardında yatan çözüm anahtarı olarak, her gün farklı iletişim kanalları üzerinden sunulan bir kavramda gizli, tüketimin bizi tedavi ediyor gibi gösterilmesi sorunu.

Peki neden tüketmekten kendimizi alamıyoruz?

Kafamda bazı sorular var, neden sürekli tüketmeliyiz? Ya da madalyonun diğer tarafından bakalım, yoksa artık tüketmek bizi daha mı mutlu ediyor? Ya da tüketmek bir şey üretmekten, üzerine çalışıp biriktirmekten, ona bir anlam yüklemekten daha mı kolay? Ne zamandır kısa vadeli tatmin duygusu, uzun vadeli emeğin yerine almaya başladı? Bir şeyi üretmek için harcanan zaman ve bu yolda elde edinilen deneyimin önemini ne zaman kaybettik?

Şöyle düşünelim mi? O almak istediğin arabaya binince kendini daha mı iyi hissedeceksin? Ya da telefonun en son çıkan model olunca çektiğin selfi ile daha fazla mı like alacaksın? Böyle artiz gibi konuştuğuma bakmayın bende böyleyim nispeten bazı noktalarda bende bu döngünün içindeyim. Zaten sorunum da bu, neden böyleyim sorunu beni içten içe yemeğe başladı..! Neden tüketerek mutlu olmaya alıştık. Bu ne ara tüketim içimizi kemiren bir alışkanlık derecesine kadar geldi ve bundan vazgeçemiyoruz?

Bir telefondan diğerine, beğenmediğimiz işten yeni bir projeye, dün tanıştığımız bir insandan bugün nefret ederek bambaşka yeni ufuklara, ülkemizin istemediğimiz şekilde yönetilmesinin ardından yurt dışına, dünyayı kirlettik ozaman başka bir gezegene..!

Bir dakika ya, bir yerde hata yapıyor olabilir miyiz? Her şey bu kadar kolay vazgeçilecek kadar değersiz mi?

Tüm dünya bunu gözümüze sokuyor olabilir mi?

Hadi gelin olay nasıl kurgulanıyor bakalım, diyelim ki internette alış veriş yapmak için gezdiğin sitenin cookie ‘si sürekli seni takip ediyor. Sonra sen Facebook’a girdin akışta az önce baktığın ürün sürekli seni takip ediyor. Oradan instagram’a geçtin benzer bir reklam orada da karşında ve sana diyor ki (burada bir parantezle konuyu açıklamam lazım, öyle bir dünya uygulama kullanmıyorum her yerde yokum, çok dağılamıyorum o yüzden temek uygulamalar üzerinden gitmek en mantıklısı 🙂 hadi konuya geri dönelim) “Hadi be olm al şunu ya nolcak? Ne kaybedersin ki? Zaten o evdeki ayakkabın eskimedi mi, ne zamandır deli gibi çalışıyorsun sen bunu hakettin. Deli gibi çalışmadın mı? (Soran olursa herkes yoğun ama verimliliği ölçsek rakamlar yerlerde, neyse konuyu saptırmayım 🙂 ) Hem spor salonunda fiyakan değişir. Eğer bunu alırsan kendini daha iyi hissedeceksin..!

TAA TAA; işte kilit sözler, seni yakalamak istediğimiz nokta tam olarak bu, biz senin için hangi hayat tarzının daha iyi olduğunu senden daha iyi biliyoruz. Sen bunu aldıktan sonra okadar iyi hissedeceksin ki, ta ki biz yenisini üretip kafana o fikir virüsünü atıp sana aldırana kadar. Aşağıdaki görselde işte tam bu nokta için hazırlanmış bir çalışma.

Haksız mıyım?

Burası sörvayvırır beyler

Hadi diyelim, sosyal medyada bu olacak, okadar da değil sende abartma baksak gezinsek ne olacak? Peki, ya televizyon programlarının seninle alay etmesine ne diyeceksin? Akşam yarışma var ertesi gün aynı yarışmanın dedikodusu. Hem de resmi olarak yapıyorlar, sanki izleyen adamın aklı yok o kendisi yorumlayamıyor da bu zeka küpü arkadaşlar çıkıp bir de senin için yorumluyor, tartışıyorlar bu durumu. Sana her koldan saldırıyorlar. Seni o yaşam tarzına özendiriyorlar. Beynin bu programları izlerken kendini orada zannediyor ve sende o hayat tarzını yaşadığını zannediyorsun. Hep derim, hayaller madrid gerçekten olan mardin.

Bir süre sonra bilinçaltın eğer o markaları elde edersen senin de o hayat tarzını yaşayabileceğine inanmaya başlıyor. Sende, istenilen yönde tüketmeye devam ediyorsun. Sen TV izliyorsun, onlar sana TV reklamı satıyorlar, sen TV izliyorsun onlarsa biraz daha para kazanıyorlar. Sen sürekli tüketmelisin ki, sistemi çarkları rahat rahat dönebilsin.

Maalesef artık çok geç, kalan ömrünüz çok kısa, hastalığınızın şu an için bir tedavisi yok. Üzgünüm. Fakat düzenli tüketerek bu süreci azıcık daha erteleyebilirsiniz 🙁

Kırmızı hap mı yoksa mavi mi?

Tüketmek bizi kısa süreli olarak tatmin etse de orta uzun vadede aslında bağımlılık yaratan bir alışkanlık olarak karşımızda. Gençler uzun vadeli projelere yatırım yapmaktansa kısa süreli tatminler peşindeler gibi geliyor bana? Bu da biraz üzücü bir nokta. Yatırım yapmak, süreçlerden zevk almayı öğrenmek, bir şeye belki kendi hayatımıza bir projeye hayat vermek daha zor geliyor günümüzde.

Bu işe bir çözüm gerekli

Çok uzatmadan toparlıyım artık, bunu yazma nedenim şu, dört bir yanımızdan sürekli bombardıman halindeyiz. Her yerde dikkatimizi çekmek isteyen, zamanımızı çalan bir hayat tarzı var. Popüler kültür bizi içine hapsetti. Bir yandan bir hayat tarzını izlettirirken diğer yandan istenilen şeyi satın aldırıyor bize. Aslında farkettirmeden ya da şöyle demek daha mantıklı bizi uzun uzun üzerine düşündürmeden sisteme borçlu bırakıyorlar. Böylece sistemin bir parçası olarak kalıyoruz ve sürekli dönen bir çarkın bir dişlisi oluveriyoruz. Bu yüzden dedikleri gibi, “Eğer herkesin gittiği yöne gidersen bulacağın yol çıkıştır, peki sen nasıl bir çıkış yolu arıyorsun? “