Etkinlik Yapmayın, İş Yapın!

Üniversitelerde kulüp/topluluk kurmak, bu topluluklarda yer almak oldukça önemli. Kişisel becerilerinizi arttırmak için büyük fırsattır. Ancak kopyala yapıştır formatından dolayı ne yazık ki tıkanıklıkları görmekteyiz.

Biraz geriye gidip kısa bilgiler aktarayım size;

  • 2009'dan bu yana üniversitelerde eğitim programları planlıyoruz ve ben de eğitmen olarak yer alıyorum.
  • Academy’nin direkt olarak kendi organize ettiği 232 etkinlik mevcut. Bu etkinliklerin 180 kadarında yer aldım.
  • Academy dışındaki organizasyonlardan da davet alarak yer aldığım programlar oldu.
  • Eğitmenlik kariyerim boyunca yaklaşık 65.000 kişiye direkt temas etme fırsatım oldu.

Bu etkinliklerin mutfağını dizayn eden eğitim mühendisleri olarak ciddi çabalar sarf ediyoruz ancak şuan için başarılı olmuş sayılmayız. 2 yıl önce Academy Apprentice programını ilan ettik ve başlattık. İlk çıraklarımızı aldık ve yola koyulduk (2011'de 25 çırak). Sonuç başarısızdı. Başarısızlığı ayrıca değerlendirebiliriz. Sistemden, mentörden, dış etkenlerden ya da çıraklardan kaynaklıydı diyebiliriz. Ancak sıkıntılı olan nokta bu programa başvurunun, ilginin azlığı. Yılda ortalama 60 üniversite etkinliği yapan bir kurum olarak ilgi duyulmadığımız bir dönem olmadı ancak ilgi genellikle basit ve popüleritesi yüksek olduğu düşünülen ürünlere (seminerler) oldu. Çıraklık programını sunduğumuzda kulüpler için çok yabancı bir ortam yaratmışız gibi bir hisse kapıldık. (Bunun sebebi çok açık, farklı bir yazıda bahsedeceğim.)

Her üniversitede ortalama 30 kulüp/topluluk olduğunu düşünürsek 150 üniversitede bu rakam 4.500 adet örgüte denk düşüyor. %5'inin aktif olduğunu düşünürsek 225 örgüt yapar. Faaliyetlerini incelediğinizde ise bunların %2–3 ü farklı birşeyler yapma arayışında.

Seminerler, konferanslar bitmez. Katkısı nedir derseniz başlangıç yapanlar için müthiş bir etkiye sahip. Pekala sonra? Sürekli salondayız, salonda öğrendiklerimizi nasıl dış dünyada (gerçek hayatta) uygulayacağız? Yalnızlaşıyorsunuz. Öğrenciye şirket emanet eden bir yapı iş dünyasında ne yazık ki yok. O halde öğrencinin (yalnız başına yapamayacağı için kulübün) bu ortamı yaratması gerekiyor. Tam bu noktada büyük bir boşluk varken kulüpler en kolayı, yine seminerleri seçiyor.

Üniversitenizin ismi önemli değil. İsim dönemi geçti, şuanda iş yaşamındaki en önemli nitelik olan ruh (tutku) aranıyor. İşlevi ile fark yaratan, stratejik öneme sahip, yıldız ve öncü olacak örgüt olmak istiyorsanız;

  1. Risk alacaksınız.
  2. Örgütünüzü işletmeye dönüştüreceksiniz. (Tüzüğünüz uygun ise ya da değişiklik yapılarak ticari girişimlerde bulunabilirsiniz.)
  3. Örgütünüzü bir şirket gibi birimlere ayıracaksınız ve tıpkı iş yaşamındaki gibi finansal baskı ve pazar fırsatları arasında kendinizi en iyi noktada konumlandıracaksınız.
  4. İş dünyası ile üniversite öğrencileri (okuyan değil, yaşayan ve yerinde duramayan) arasında anlamlı bir köprü olacaksınız. OSB, TO, SO, TSO ve iş adamları ile kadınları derneklerinin yönetim kurullarında başlangıçta konuk üye ilerleyen aşamalarda ise doğal üye statüsünde olacaksınız.
  5. Örgütünüzde görev almak, örgütünüze üye olmak belirli aşamalardan sonra gerçekleşirken örgütünüzden mezun olanlar ise prestijli birer mezun olacak. Çalışacağı şirket belki de henüz ikinci sınıftan bu yana projelerinde aktif olarak yer aldığı X firması olacak. Kurum kültürünü daha mezun olmadan benimsemiş belki de önemli katkılar ile üst pozisyonlara dahi sıçramış olacak.

Maddeleri uzatmak mümkün. Boşluğu tespit ettikten sonra nasıl doldurulabileceğini beyin fırtınası ile detaylandırsak eminim 30–40 madde çıkar.

Küçük örnek:

XXX kulübü İİBF okuyan 5 öğrenciyi birleştirerek minik bir örgüt kurabilirler. Bu ekip bulundukları şehirde gözlem yaparak büyüme potansiyeli olan sektör ve firmaları tespit edebilirler. O firmaların ürünlerine yönelik örneğin pazarlama, strateji gibi konularda çalışmalar hazırlayarak/yaparak firmaya sunabilirler. Gerekirse sadece giderleriniz karşılansın, iş bitiminde elinizde çok güçlü bir referansınız olacaktır.

Özellikle iletmek istediğim noktalardan birkaçını da sıralamak isterim;

  1. Elinizdeki kartvizitler hiçbir işe yaramaz.
  2. Gerçekleştirdiğiniz etkinliklerdeki konuşmacılar size referans olmaz. Olan varsa o adamdan sana hayır gelmez.
  3. En iyi referans iştir. İşini iyi yapan icraatıyla daha büyüklerini de kopartır.
  4. Baskı hissetmediğiniz tüm süreçler sizi geriletir. (Satış baskısı, maliyet baskısı, kar baskısı vs.)
  5. STK olarak sorumlu olduğunuz toplumu (üniversite öğrencileri) gözlemlemelisiniz. Gerçekten ihtiyaç duydukları noktalara odaklanmalısınız.
  6. Seminerler konferanslar her zaman etkilidir. Ancak bu etkinlikler sizinle ilk tanışanlar için önem taşır. Daha sonra sizi takip edenleri farklı araçlar ile kendinize çekebilir ve onlara gerçek anlamda katkı sağlayabilirsiniz. Takipçi motivasyonu önemli.
  7. “Oldum” dediğinizde hayat sizin solunuza virgül ve sıfır koyar. (1 → 0,1 olursunuz.)
  8. Konuşmacı çağırırken hedef kitleye uygun yani hedef kitleyi anlayabilecek bir konuşmacı çağırın. Ülkemizdeki X Holding’inin CEO’su ve deneyimleri çok kıymetlidir ancak o kişinin onu dinleyenler ile ortak (benzer) bir geçmişi olmamıştır. Ailesinden destek almayan sıfırdan hatta eksiden başlamak zorunda olan, imkansızlık içerisinde imkan yaratmaya çalışan yüzlerce dinleyiciye CEO’nun anlatacağı yeni pazar maceraları etki etmez. Sıfırdan başlayan, üniversite öğrencilerinin düzeyinde anlatım becerilerine sahip konuşmacıları davet etmeniz çok daha etkili olacaktır. Dikkatle araştırırsanız pek çok örnek mevcut.

Yazının çok uzamasını istemiyorum. Yorum ve sorularınıza göre ayrıca özelde sizlerle paylaşım yapabilirim. Yukarıda paylaştığım ilk 5 maddeyi gerçek kılmak sizlerin elinde. Nasıl olacağını birlikte de konuşabiliriz. Fark yaratmak için itici bir güç beklemeyin, örgüt olarak, lider olarak çekici bir güç olun. Hoşuma giden bir sözdür: Bilgi ve deneyim yolda elde edilir, durakta değil. Vakit kaybetmeden başlamalısınız.


Originally published at Serkan Emir.