Ağustos 2007

• “Bir ara internette “Amerikalılara göre dünya” başlıklı bir harita dolaşırdı, Amerikalıların cehaletini anlatan. “’Transformers’a göre dünya” da işte öyle bir şey: Amerikalılar mazlum ve kahraman; İngilizler onların akıllı ve sadık yardımcıları; Çin, Rusya ve Kuzey Kore potansiyel düşman; Afrika tuhaf ve tehlikeli şeylerin ilk kez ortaya çıktığı uzak, gizemli bir yer; İranlılar zeki bir iş yapamayacak kadar aptal; Hintliler çağrı merkezinde çalışan tembel ve komik adamlar; Japonlar robotlardan filan anlayan tipler.

• “Hot Fuzz-Sıkı Aynasızlar” iddia edildiği gibi bir aksiyon taşlaması mı? Değil. Türe içerden sataşan “Scream-Çığlık”, “Last Action Hero-Son Muhteşem Kahraman”vari bir film mi? O da değil. Peki nedir? İngiliz mizahının alt seviyede örneği + Alan Parker ve Adrian Lyne’in bile hızlı bulacağı bir kurgu. “Transformers”ı seyrederken bu kadar yorulmamıştım.

• “Ocean üçlemesi”ne bakınca görünen manzara: “Ocean’s 11”de hem onlar (Soderbergh, Clooney, Pitt, Damon vs.) hem seyirciler eğlenmişti. “Ocean’s 12”de sadece onlar eğlenmişti. “Ocean’s 13”de kimse eğlenmiyor.

• Bir pazar sabahı İstinye Cinemall sinemasına gidiyoruz. Film 12’de, biz 12’ye birkaç dakika kala gişedeyiz. Ve olaylar gelişir.

BEN: “Ölüm Geçirmez”e iki bilet lütfen.

GÖREVLİ: Film 15 dakika önce başladı.

BEN: Nasıl?

GÖREVLİ: Film 15 dakika önce başladı.

BEN: Neden? Seans 12’de değil mi?

GÖREVLİ: Arkadaşlar içerde müşteri görünce başlatmışlar.

BEN: Beyefendi dolmuş mu ki bu, dolunca kalkıyor?

GÖREVLİ: Haklısınız.

BEN: Baştan başlatın öyleyse.

GÖREVLİ: İçerdeki müşterilere ayıp olur şimdi.

Sinema salonlarında çok tuhaf şeyler gördüm ama böylesi ilk kez başıma geldi. Paylaşmak istedim.

• Sıradan bir işin altından kalkan bir filmi mi tercih edersiniz, yoksa kallavi bir işin altında kalan bir filmi mi? Birincisi diyorsanız “Vacancy/Boş Oda”ya buyrun. Her köşesinde bir klişe ama belli bir maharetle işlenmiş. (Son yarım saattaki çuvallamayı saymazsak.) İkincisini tercih ederseniz “Mr. Brooks”la tanışın, binbir yan hikayenin nasıl birbirine dolandığını görün. “Bakın biz farklı bir film yaptık, hiç Hollywood’a benzemiyor” diyebilirler ama film kötü olduktan sonra memleketinin ne önemi var?

• “Death Proof-Ölüm Geçirmez” yine oyuncaklı bir Tarantino filmi. Hatta filmden ziyade bir oyuncak. Tarantinoseverler için kare bulmaca. Kendi bilgilerinizi internetten öğrendiklerinizle birleştirip filanca kızın “Kill Bill”de Uma Thurman’ın dublörü olduğunu, filanca sahnenin “Rezervuar Köpekleri”ndeki kahvaltı sahnesinin kopyası olduğunu, telefonun zilinin “Kill Bill”deki melodi olduğunu görebilir, öğrenebilirsiniz. Hatta “Aaa bak, aynı o eski filmlerdeki gibi kare atlıyor, filmin üstünde de çizik var” diye sevinç çığlıkları atabilirsiniz. Eğleniyorsanız ne alâ, ben hakkaten çok sıkıldım.

• Tarantino “Moulin Rouge”, “Far From Heaven-Cennetten Çok Uzakta” gibi bir iki film izlese de eski filmlere el atmanın yeni yollarını keşfetse (kopyalamak hariç, demek istiyorum). Ama sıkılır şimdi.

• “Die Hard 4/Zor Ölüm 4”ü “Zor Ölüm”den saymamak lazım. Hayatla kendince dertleri olan John McClane gitmiş, yerine en büyük derdi bilgisayardan anlamamak olan bir adam gelmiş. Serinin en temel marifeti olan hikayeyi (ve aksiyonu) sınırlı alanlara sıkıştırma meselesini bile bir kenara koymuş hazretler. “Zor Ölüm” gitti, eski filmleri kaldı yadigar.

Altyazı’nın şık tabiriyle “bilim-korku” dolu bir yaz geçiriyoruz. Başımızı öbür yana çevirince de seri filmlerin 3. veya 4. bölümleriyle burun buruna geliyoruz. Miyazaki Filmleri Toplu Gösterisi bu ortamda ilaç gibi geldi. Gerçi “İzlediğim ilk Miyazaki filmi (‘Spirited Away-Ruhların Kaçışı’) en iyi Miyazaki filmiymiş” hissimi kuvvetlendirdi ama olsun. Kiki’nin kedisi Jiji yeter bana.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.