Ekim 2007

• “Hostel-Otel”lerin etrafında kopan fırtınayı anlamış değilim. Şiddetin niteliği ve miktarı açısından çok daha fena filmler görmedik mi şu son birkaç yılda? Ama niyeyse konunun bayraktarlığı iki “Otel”e verildi. Bunun, sözkonusu filmlerin yaratıcıları tarafından başlatılan bir kampanya olduğuna dair komplo teorimi dikkatinize sunmak isterim. (“Kansa, kesmekse en iyisini biz yaparız abiler.”)

• “No Reservations-Aşkın Tarifi” diyor ki: Sayın bayan(lar)… İşini çok iyi yapıyor olabilirsin, kariyerinde çok iyi noktalara ulaşmış olabilirsin. Ama bu yeterli mi? Nooooo! Küçük bir çocuğa bakabilecek misin bakalım? Bir erkekle sevgili olabilmeyi başarabilecek misin? Peki ikisini bir araya getirip bir aile kurabilecek misin? Hı? Al bakalım şu yetim çocuğu. Şu İtalyanca bilen, esprili, yakışıklı adamı da al. Hadi siz şimdi bir aile olun.

• Bir Allahın kulu da çıkıp yemeği ve yemek yapmayı keyifle, yüksek zevklerle, hayatın tadıyla, seksle filan değil, kötü şeylerle özdeşleştiren bir film yapsın.

• “Sleeping Dogs Lie-Seks İtirafları” sadakatin zıttını arayış, dürüstlüğün zıttını beyaz-yalancılık, affetmenin zıttını yoluna devam etme olarak tanımlayıp ikincilerin tarafını tutuyor. İnsanlık için küçük, romantik komediler için büyük bir adım.

• Fatih Özgüven’e göre “Seks İtirafları” kadın karaktere “sıska entel nişanlı yerine gürbüz beyaz yakalıyı” öneriyor ve muhafazakarlık yapıyormuş. Bana da yakışıklı, az kullanılmış, genç çocuk yerine orta yaşlı, şişman adamı öneriyor ve bu anlamda hayli anti-muhafazakar davranıyormuş gibi geldi. (Tam tersi bir durumu “No Reservations/Aşkın Tarifi”nde bulabilirsiniz. Boşanmış, çocuklu kel adamlar evde kalsın, yakışıklı İtalyanımsı adamlar kızı kapsın.)

• “Çizgi Filmlerin Altyazısızlık Sorunu” başlıklı şikayetim artık bir haykırış halini aldı. Zira “Ratatouille”un tek bir altyazılı seansı yoktu. UIP Türkiye yetkililerine sesleniyorum: Animasyonlar birkaç sinemada, bakın bütün seanslarda da demiyorum, akşam seanslarında altyazılı oynatılsın. Adres de gösteriyorum: Kanyon Cinebonus. (Cinebonusçular da boş durmasın. Bizi düşünmüyorlarsa yabancı müdavimlerini düşünsünler.)

• “Neden kısa film?” sorusuna en iyi cevabı meğer Ahmet Uluçay (“Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak”) üç yıl önce bir Milliyet röportajı sırasında vermiş: “Kaset kısa geliyordu.”

• “Goya’s Ghosts-Goya’nın Hayaletleri” ressam Francisco Goya’nın hayatını… Hayır hayır, katı bir rahipten katı bir liberale dönüşen, çeşitli katılıklar arasında salınıp duran bir adamın… Pardon, o da değil. Hah, buldum, engizisyonu anlatıyor… da sayılmaz. Engizisyon yüzünden hayatı kararan bir kadının dramını… denemez tam olarak. 18. yüzyıl sonunda İspanya’daki akıl hastanelerinin durumunu anlatıyor. Evet, sanırım bunu anlatıyor.

• “Goya’nın Hayaletleri”ni izlerken, bu yıl gördüğüm en kötü fikir ve cümlelerden bazılarının Milos Forman ve Jean-Claude Carriere’in kaleminden, bu yıl gördüğüm en kötü karelerden bazılarının Forman’ın kamerasından geldiğini görmek şaşırtıcı oldu.

• “Free Zone-Serbest Bölge” tüm zamanların en iyi açılışlarından birine sahip. Amos Gitai filmi o 7 dakikalık ilk planın sonunda bitirse enfes bir kısa film elde edermiş. Sonra performansı hafifçe düşse de kamerasını 360 derece çevirdiğinde hem karakterlerini hem seyirciyi Ortadoğu’nun fasit dairesinin içine hapsediyor.

• Üstünden 2 ay geçti ama “Planet Terror-Dehşet Gezegeni”nden bahsetmeye doyamıyorum. Bir iki not daha düşeyim:
 1. Cherry’yle El Wray’in hikayesi son yılların en dokunaklı/iyi işlenmiş/sahici (evet, sahici) aşk hikayelerinden biri.

2. Filmin tek kötü yanı “kayıp bobin” hikayesi. Hem zorlama, hem de insanı 20 dakikadan mahrum ediyor.

3. İtiraf ediyorum, finalde gözlerim doldu. (Böylesini de ancak Cronenberg yapabilir sanırdım.)

• Ulaş Ak’ın yönettiği “Avrupalı” daha gösterime girmeden sinema tarihine önemli bir katkıda bulundu. Filmin afişinde “Yönetmen”den bile sonra “Genel Yönetmen: İrfan Tözüm” diye bir ibare görebilirsiniz. Benim buna alternatif önerilerim olacak: “Abi: İrfan Tözüm”, “Filme Göz Kulak Olan: İrfan Tözüm” ya da “Ombudsman: İrfan Tözüm”.

• “Uzun zamandır adam gibi film izlemedik” diye düşünmeye başladıysanız Filmekimi yaklaşmış demektir.

Like what you read? Give Seyir Defteri a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.