Haziran 2006

• “Görevimiz Tehlike 3”ü, serinin ilk iki filmiyle kıyaslamak abesle iştigal. Brian De Palma ve John Woo gibi iki ustayı, Amerikan televizyonlarının “dâhi çocuğu” J. J. Abrams’la aynı kefeye koyacak halimiz yok. Ancak üçüncü “Görevimiz Tehlike”ye kendi başına bakarsak, “İşini görüyor” diyebiliriz. Hele hele ilk yarım saatteki tutukluğu üzerinden attıktan sonra.

• “Görevimiz Tehlike 3”ün ortasındaki “köprüye saldırı”, bir aksiyon filminde izlediğim en mantıklı saçma sahne. Kaldı ki İngilizlerin, zencilerin ve Uzakdoğuluların iyi, beyaz Amerikalıların ise kötü adam olduğu bir Hollywood aksiyonunun başımın üstünde yeri var.

• Şunu itiraf edeyim de rahatlayayım: “Şanslı Slevin”in hafifliğini, “İçerideki Adam”ın ağırlığına tercih ederim.

• “Şanslı Slevin” yaptığı işin farkında olan ve işini adamakıllı yapmaya soyunan bir film. (Bakmayın, bu ikisi filmlerde kolay kolay bulunmayan iki özellik.) “Yaptığı nedir?” derseniz, seyirciyi ters köşeye yatıran bir “suç filmi” olmak. Takdir edilesi yanı, izleyicilerin IQ’sunun 90 değil 110 olduğunu varsayması. Tabii bir de ciddiyeti elden bırakmadan kendini fazla ciddiye almaması.

• “Şanslı Slevin” öykü anlatımında ve kurgusunda yaptığı manevralarla “Kiss Kiss Bang Bang”i hatırlatıyor. Mizah dozu daha az ama eğlence düzeyi aynı.

• “İçerideki Adam” ise, Slevin’in tersine, kendisini olduğundan çok daha ciddi, bilgili ve entelektüel göstermek için yırtınan bir film. Oysa öyküsü tanıdık, senaryosu vasatın altında. Sonuçta bilgili değil bilgiç, entelektüel değil yarı-aydın. Tamam, Denzel Washington ve Jodie Foster’ı izleyelim de nereye kadar? Az buz değil, 130 dakikadan bahsediyoruz.

• “Son Durak”ın yönetmeni James Wong üçüncü filmde geri döndü diye sevindik. İlk filmin lezzetini bulacağız diye salonun yolunu tuttuk. Bir yönetmenin kendisinin kötü bir kopyası haline gelmesine şaştığımızla kaldık.

• “Matador”un farklı türleri bir potada erittiğine dair bir şeyler okudum, bayağı şaşırdım. Demek başka kabilelerde “kafa karışıklığı”na bu ad veriliyor.

• Hazır Filmartı sıkı bir yenilenme döneminden geçerken, acaba diyorum “Cannes Kardeşler’i anlamak” diye ayrı bir sayfa mı açsak?

Cannes Kardeşler, malumunuz, birkaç sayfa ötede bulunan ve kalemlerinden kan, haşlanmış tavuk ve güzel kız damlayan eleştirmen arkadaşlarımız. Eleştirmen dememe aldırmayın, marangoz da olabilirler çünkü kimlikleri gizli.

Neyse, diyeceğim o ki, Filmartı’nın Nisan ve Mayıs sayılarında Cannes Kardeşler’i okuyanlar pek bir şey anlamamış olabilirler. Normaldir. Sinema yazarları veya sinema sektöründen çeşitli simalarla ilgili dedikodular; onların boyları posları, kiloları, yaşlarını konu alan sulu şakalar (bir nevi sinemadaki “tuvalet mizahı”nın karşılığı); Sinema Yazarları Derneği’ne ilişkin magazin haberleri filan, bizim camianın dışında olanlara yabancı gelmiştir. Belki de okurların kafasında “Cannes Kardeşler’in falanca kişiyle alıp veremedikleri nedir?” ya da “Filanca kıza neden zarf atıyorlar?” ya da “Bütün bunlardan bize ne?” gibi sorular oluşmuştur. Misal ben de ilk iki sorunun yanıtını biliyorum ama üçüncüsünü hâlâ çözemedim.

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Seyir Defteri’s story.