Nisan 2007

• Başrollerinde Nicolas Cage ve Eva Mendesin Göğüsleri’nin oynadığı “Ghost Rider-Hayalet Sürücü”ye alternatif yorum: Şeytanla anlaşmaya yanaşmayan Teksaslı kovboy=Kuruluş dönemindeki saf ve temiz Amerika. Şeytanın oğlu Blackheart=Bugünkü vicdansız ve kötücül Amerika. Hayalet Sürücü=Kendi gücünden vazgeçmeyen ama onu olumlu yönde kullanmayı seçen hayali ve “ideal” Amerika.

• Tom Tykwer’in “Paris Je T’aime-Paris Seni Seviyorum”daki 5 dakikalık şahane filmi “True”da, 2.5 saatlik filmi “Perfume-Koku”dan daha fazla derinlik, duygu ve sinema var.

• Bob Fosse hiç film çekmemiş, hadi onu geçtim “Chicago” diye bir film yokmuş gibi davranarak müzikal yapmak zor. Buyrun “Dreamgirls-Rüya Kızlar”a. Üç beş temanın ve hikayenin birbirlerine çelme takmasından bahsetmek isterdim ama çok daha basit ve önemli bir sorun var: Bir ikisi hariç şarkılar ve koreografiler iyi değil. Hatta ilkel.

• “The Queen-Kraliçe”nin adını yanlış koymuşlar. “ Diana’dan Sonra” filan olması lazımmış. Öykünün ekseninde kraliçe değil, Diana’nın ölümünün ardından sarayın ve hükümetin (ve İngiliz halkının) haleti ruhiyesi var. Filmin ağzındaki baklaya gelince: “Ne değişimi? İngiltere’de hepimiz muhafazakarız.”

• “Flags of Our Fathers-Atalarımızın Bayrakları” kahramanlık kavramının altını oymuştu. “Letters From Iwo Jima-Iwo Jima’dan Mektuplar” ise ölümü kutsayan kültürle hesaplaşmaya girişiyor. Yazık ki sinemasal etkisi, tematik etkisinden geride.

• “Across The Universe” diye bir filmin fragmanını seyrettim. “Dreamers-Düşler, Tutkular ve Suçlar”la “Moulin Rouge”u bir araya getirmişler, Hollywood usülü pişirmişler. Acayip görünüyor.

• If Istanbul’dan geriye kalan en büyük miras Slavoj Zizek’in stand-up/makale/tez/filmi “Sapığın Sinema Rehberi”. Filmin en çarpıcı anlarından birinde Zizek sinema sanatına özetle “bok” diyor. Ama bunu iyi anlamda söylüyor. Ama “iyi” tırnak içinde… Böyle bir film işte.

• “Notes On A Scandal-Skandal” sıradan psikolojik-gerilim kimliğini, İngiliz asaletinin altına gizlemeye çalışan bir film. Bayağı bir insanı da kandırdı nitekim. Demek ki psikopat kadını Judi Dench’e, hayatı zindan olan kadını Cate Blanchett’e oynatıp, pakete “Made In England” damgası basarsan bu iş oluyor. Gel de “Single White Female-Genç Bekar Bayan Aranıyor”un haline yanma.

• “Mehmet Açar geçenlerde “Kurtlar Vadisi Irak”ın yönetmenliğinden bahsederken “D.W.Griffith’in sadece 10–15 yıl ilerisinde” demişti. Bu yaklaşımı mutlaka “Griffith Endeksi” adı altında kullanıma sokmalıyız bence. Hem eğlenceli, hem pratik. Hatta “Griffith+X” gibi kestirme bir kullanım da düşünülebilir. Şöyle yani: “‘Kurtlar Vadisi’ mi? Griffith+10”.

• “Romantik”te Yasemin Kozanoğlu zeka özürlü bir kızı; Okan Bayülgen filmin ortasında aniden şiveli konuşan ve filmin sonunda aniden yaşlanan, ne idüğü belirsiz bir adamı; Teoman ne idüğü daha da belirsiz başka bir adamı oynuyor. Yapraklar uçuşup Yasemin kırmızı eteğini savurunca ve herkes ağır çekimde koşunca ne yazık ki ortaya güzel bir film çıkmıyor. (Şaşırdınız mı?)

• “Romantik” 60’ların Yeşilçam filmleriyle 80’lerin Yavuz Özkan filmlerinin karışımı tuhaf bir eser. Filmin “can alıcı” sorusunu sanırım Sinan Çetin’e de yöneltmeliyiz: “Ya hep inandığın şey gerçek değilse? Ya senaryo çok önemliyse?”

• “Das Leben Der Anderen-Başkalarının Hayatı”nın yönetmenine şunu sormak isterdim: “Filminizde topu topu iki kadın karakter var; biri hain, biri fahişe. Bilerek mi yaptınız, yoksa bilinçaltı mı?”

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.