Göç, Avrupa için bir tehdit mi, bir fırsat mı?

Allianz SE Politik İlişkiler Direktörü Katinka Barysch tarafından, Dünya Ekonomik Forumu websitesi için kaleme alınan bu yazının orijinalini https://www.weforum.org/agenda/2016/02/is-migration-a-threat-or-an-opportunity-for-Europe adresinden okuyabilirsiniz.


Avusturya, sığınma talep edenler için tek taraflı bir kota getirmiş durumda. Yunanistan, artık Makedonya’ya geçemeyen mültecileri kontrol etmekte sıkıntı yaşıyor. Danimarka ve İsveç gibi, pasaportsuz seyahat edilen sınır bölgelerinde bile geçici pasaport kontrolü başladı. AB’nin 160.000 sığınmacıyı tüm Avrupa’ya dağıtmak için hazırladığı plan yeni devreye girebildi.

Almanya Şansölyesi Angela Merkel ise, göçmen krizine yönelik bir “Avrupa Çözümü” bulunmasında ısrarcı. Bunun da nedeni, 13 Mart’ta Almanya’da üç eyalette gerçekleşecek yerel seçimler öncesi, Alman seçmenlere bir mesaj vermek. Tüm gözler, Mart’ın başında gerçekleşmesi planlanan AB Göçmen Zirvesi’ne çevrilmiş durumda. Yine de, bu zirvede alınacak kararların işleme girmesi, Türkiye’nin Avrupa’ya yönelik göçmen akımını kontrol etme isteği ve yeteneğine kalmış durumda.

Gün geçtikçe daha da derinleşen bu problem, beraberinde de bir soruyu getiriyor: Göçmen krizi, Avrupa Birliği’nin geleceği için ne anlama geliyor? Global Agenda Council on Europe’un yeni raporunda bu soruna değinilmekte.

REUTERS / Darrin Zammit Lupi

AB verilerine göre, 2014 yılında gerçekleşen 600.000 sığınma başvurusunun ardından; 2015 yılında, 28 AB ülkesine yaklaşık 1 milyon sığınma başvurusu gerçekleşmiş durumda. Bu sayılar göz korkutucu olsa da, son beş yılda ilk defa sığınma başvurusu yapanların toplamı AB popülasyonunun sadece %0.4’üne eşit. Bu makul yüzde, bir yandan da sığınmacı kabul eden AB ülkeleri arasındaki derin uçurumu da saklamakta. Sadece 2015’te bir milyon kişi, göçmen, mülteci ya da sığınmacı statüsü kazanmak için Almanya’ya geldi. Nüfus sayısına göre en yüksek yüzdeyle mülteci kabul eden ülke ise İsveç.

Göçmen ve mülteci akımının yakın bir gelecekte durmayacağının sebepleri ise açık: Suriye’de hala devam eden savaş, Irak ve Afganistan’daki siyasi sıkıntılar ve kötü yönetim sebebiyle sürekli nüfus patlaması yaşayan Afrika devletleri. Diğer yandan, AB hükümetlerinin aldığı bazı önlemler de devreye girmeye başladı; bunların arasında Balkanlar ve Kuzey Afrika’dan gelmiş olan göçmenlerin geri dönüşünü kolaylaştırmak da yer alıyor. Bu önlemlerin, Avrupa’daki toplam göçmen sayısını düşüreceği planlanıyor.

Avrupalıların, göçmenleri ve mültecileri ulusal politikalara ya da AB’nin iç birliğine direkt bir tehdit olarak görmemesi gerekiyor. Aksine, bu durum gittikçe yaşlanmakta olan kıta için bir fırsat olabilir. Net göç sayısı değişmediği halde bile, 2030 yılında Avrupa ülkelerindeki çalışan nüfus sayısı bugünden 16 milyon kişi daha az olacak. Bu durum, sosyal refah sistemini ve kamu bütçelerini derinden etkileyecek bir sorun haline dönüşebilir.

Eğer Avrupa’ya yeni gelen göçmenler, yerel kültüre ve çalışan sistemine başarılı bir şekilde dahil edilebilirse; tüm bu göç akımı bir fırsata dönüşebilir. Almanya’daki araştırmalar şunu gösteriyor; çalışma yaşındaki bir göçmenin bir yılda iş bulma oranı %8 iken, beş yıl sonra bu oran %50’ye çıkmakta. Hükümetler özel sektörle birlikte çalışarak, tüm güçlerini bu oranları arttırmak üzere kullanmak zorunda.

EPA / Ali Ali

Günümüzde Avrupa’ya gelen göçmenlerin hangi işler için uygun olduklarını belirleme ve bu yeteneklere göre işlere dağıtılma süreci yıllar sürmekte. Bu süre daha da kısaltılabilir. Fakat şu anda en büyük sorun, son yaşanan göç dalgasında gelen göçmenler arasında bu tarz değerlendirilebilecek yeteneklere sahip kişi sayısının az olması. Avrupa ülkelerinin üzerinde uğraşması gereken en önemli konular dil eğitimi, profesyonel iş eğitimi ve göçmenlerin yeteneklerinin belirlenip, talep eden yerel işletmelere dağıtımı olacak.

Eğer integrasyon politikaları gelişirse, Avrupa makine gibi çalışan bir döngüye girebilir. Eğer daha fazla göçmen iş bulursa, kamudan daha az ihtiyaç duyacak hale gelecek ve kısa sürede vergi ödeyip kamuya katkı verebilir hale gelecekler. Eğer göçmenler önlerindeki bu fırsatı görebilirlerse, bulundukları topluma dahil olmak için daha gönüllü olacaklar. Tüm bu gelişmeler, ırkçı ve aşırı milliyetçi siyasetçilere yönelik desteği de azaltacak. Avrupa’nın bu döngüye girmesinin anahtarı, göç tartışmalarını bir “yük” olarak değil, bir “fırsat” olarak görmesinden geçiyor. Eğer bu fırsat kaçırılırsa, siyasi sonuçları şiddetli ve acı verici olacak.

Birçok Avrupa vatandaşı, göçmenleri ağırlamaya ve yardım etmeye hazır. Bununla birlikte, bu göç akımının popülist partiler ve sağcı hareketler tarafından da kullanılacağı aşikar. Fransa, İspanya, Birleşik Krallık ve İtalya’da 2015 yılında yapılan anketlerde, katılan kişilerin %60 ila %80’i, hükümetlerinin göç politikasından mutsuz olduğunu belirtmiş durumda. Almanya’nın bazı bölgelerinde yapılan anketlerde, göç karşıtı AfD partisi, ana akım partisi olan Sosyal Demokratları geçmiş durumda. Göçmen krizi, Fransa’da 2017 yılında gerçekleşecek başkanlık seçimlerinde Marine Le Pen’e büyük bir destek kazandırabilir. İngiltere’de 23 Haziran’da gerçekleşecek olan “AB’den çıkış referandumunda”, göç önemli bir faktör olabilir. Diğer AB ülkelerinde de, görevde olan hükümetler, göç üzerine yapılan popülist politikalar nedeniyle kaybettikleri oyları geri toplamayı düşünerek, göç konusunda daha sert bir tavır alacak.

Bu tür yerel siyasi baskılar, hükümetlerin AB seviyesinde işe yarayacak çözümler bulmasını zorlaştırıyor; bu da doğal olarak AB’nin kırılganlığını arttırmakta. Her şeye rağmen Avrupa’nın göçmen krizini ekonomik ve siyasi bir fırsata çevirme şansı elinde, fakat bu şansın her geçen gün hızla azaldığı da bir gerçek.


Katinka Barysch

Katinka Barysch, Allianz SE’de Siyasi İlişkiler Direktörlüğü görevini yürütmektedir. Ayrıca, Dünya Ekonomik Forumu Genç Global Liderliği ve Global Council on Europe’da yardımcılık görevini üstlenmektedir.

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Global Shapers Istanbul’s story.