Dijital Çağda Egemenlik: Şapkayı Önümüze Koyma Vakti Geldi

Leviathan (Thomas Hobbes, 1651) Kitabının Kapağı

Egemenlik, en yerel siyasi oluşumdan en küresel siyasi güç ilişkilerine kadar yüzyıllardır modern siyasi sistemin en başat ve kurucu söylemi olmaya devam etmekte.

Bu yazıda, dijital veri çağında ulusal egemenliğimiz zora mı girdi yoksa herşey eskisinden daha mı kolay sorusuna, bir nebze de olsa cevap aramaya, en kısıtlı ihtimalle konuyu yeni sorular ile gündeme getirmeye çalıştım.

Öncesinde, kısaca egemenlik nedirden bahsetmekte yarar var.

Modern devletler anlamında egemenlik kavramı uluslararası ilişkiler profesörü Stephen Krasner’e göre: “devletin, varlık bağı kurduğu nüfus ve mekân üzerinde hukuki yetkileri ve güçler bütünüdür”. Alman siyaset bilimci Carl Schmitt’e göre: “egemen, hukiki düzenden öte istisna olan üzerinde belirleyicidir”. Kısaca, egemenliğin hukuki karşılığı olan biri pozitif diğeri siyasi kültür, toplumsal gelişmeler ve söylemler ile esneyen normatif bir yönü vardır. Nihayetinde, egemenliğin özünde ülke nüfusuna yönelen dahili ve devletlere arası müdahalesizliği hedefleyen harici yüzü söz konusudur.

Modern anlamda egemenlik kavramından bahsediyorsak, Fransız siyaset felsefesici Jean Bodin’in 16. yy’a dayanan “mutlak otorite”sini başlangıç almaktayız. Günümüzde gelinen durumda ise Birleşmiş Milletler Sözleşmesi (UN Charter) ve tamamlayıcı anlaşmalar ülkelerin egemenlik haklarına dair düzenlemeler getiriyor. Buna göre, en genel anlamda “dış ilişkilerde tüm ülkeler eşit, iç işlerinde ise özgürdür”. (Yersen!)

Diğer taraftan, hiçbir ülkenin egemenlik hakkı olmadığı uluslararası sular ve tüm ülkelerin ortak kullanımına açık olan Antartika, Ay ve derin okyanus tabanları gibi istisnai durumlar da söz konusu. İnsanlık anlamında da son yıllarda “Koruma Sorumluluğu (Responsible to Protect) -R2P” kavramı gelişmekte. Buna göre, insan haklarının ihlal edilmemesi egemen ülkenin sorumluluğu olmakla birlikte, ödevlerini yerine getiremezse diğer ülkelerin müdahaleleri meşru olabilecektir.

Siberuzay için müstakil bir düzenleme henüz yoktur ama ülkeler BM Sözleşmesi’ndeki genel kurallara tabidir. Kitlesel ve izinsiz dijital gözetime dair artan endişeler doğrultusunda, BM Genel Kurul’unun 2013 yılı 68. Oturumunda dijital çağda özel hayatın gizliliğine dair A/RES/68/167 sayılı Karar alınmıştır.


Geçmişten günümüze maddi mekâna (İng. territory) ve insan bedenine bağlı olarak gelişen iktidar ilişkileri, modern bilgi teknolojilerinin en önemli özelliği olan dijitalleşme ile yeni olasılıklarda kendini yeniden üretmeye başlamıştır. Egemenlik, şeyler (mekân, nüfus, faaliyet, vb.) üzerinde son sözü söyleyebilme yetkisi ve gücünü içerdiği için nesneleri ve bizi sınıflandıran, detaylandıran ve biçimlendiren teknolojinin gelişimi, kavramın kapsama alanını da oldukça genişletti. Bu bağlamda, dijital bilgi teknolojilerinin egemenlik üzerinde temel olarak iki etkisi olduğunu ifade edebiliriz:

  • İlk etkisi; mevcut mekan, nüfus ve faaliyetler için geçerli olan egemenlik söyleminde geleneksel başlıklar üzerinden yeni detaylanmaların söz konusu olmasıdır. Örneğin, mekan egemenliği özelinde; kara egemenliği tartışmalarına kutup egemenliği, deniz egemenliği tartışmalarına derin deniz egemenliği, hava egemenliği tartışmalarına yüksek irtifa uçuş egemenliği, uzay egemenliği tartışmalarına uzay kaynakları egemenliği gibi yeni başlıklar eklenmiştir. Nüfus egemenliği özelinde; nüfusu oluşturan bireyler için beden ve benlik düzeyinde müdahalelere karşı egemenlik tartışmaları başlamıştır. Denizaltı fiberoptik kabloların kesilmesi, yüksek irtifa internet balonları, uydu bazlı internet, yapay pankreaslara uzaktan müdahale, sosyal medya üzerinden seçmen tercihlerinin manüplasyonu bu anlamda yaşanan ilk olaylardan.
  • İkinci ve daha önemli etkisi ise, kavramın kapsamına dair köklü değişimlere sebep olmasıdır. Dijital veri sayesinde, geleneksel olarak fiziksel olan mekana siber olan, organik olan nüfusa yapay olan ve gerçek olan faaliyete sanal olan eklenmiştir. Bu doğrultuda, siberuzay egemenliği, yapay zeka egemenliği ve dijital veri egemenliği gibi tartışmalar karşımıza çıktı. Bu yeni başlıkların ortak özelliği ise; insan üretimi olması, bir diğer değişle, yapay olması ve fiziki mecburiyetler olmadan çoklanabilmesi.

Bu çerçeveden bakıldığında, ülkelerin siberuzay ile ilişkili politikaları, bilgi teknolojilerindeki gelişmişlik düzeyleri ve uluslararası politik hedefleriyle yakından ilgili olmaktadır. Misal, küresel anlamda teknoloji altyapıları üzerinde hakimiyeti olan ABD, bilginin serbest dolaşımı ve temel özgürlükleri ön plana çıkarmakta. Öte yandan, Batı Avrupa ülkelerinde mahremiyet ve kişisel verilerin korunması, İnternet kullanımının hızla yaygınlaştığı Afrika ülkelerinde sibergüvenlik ve en fazla İnternet kullanıcısına sahip olan Çin’de siberuzayda ulusal egemenlik hakkı ön planda olmakta. Dolayısıyla suyun başını kim tutuyorsa suyun akışını da o belirlemekte

Dijital bilgi teknolojilerinin egemenliğin sağlanmasına yönelik etkileri hakkında farklı görüşler ifade edilmekte. Bu görüşlerin bir kısmı, dijital verinin egemenliğin sağlanmasını kolaylaştıran etkisini ortaya koyarken bir kısmı ise zorlaştıran etkilerini göstermektedir. Örneğin, şehir hayatında yaygın kapalı devre kamera sistemleri (CCTV) ve akıllı telefonların konum sinyalleri sayesinde devletlerin otoritenin sağlanmasında denetim işlevinin kolaylaştığı değerlendirilmekte. Bazı çalışmalarda dijital bilgi teknolojileri sayesinde devletlerin bireyler üzerinde sosyal medya analizi ile artan denetim yetkinlikleri ortaya konulurken aynı teknoloji hakkındaki diğer çalışmalarda ise sosyal medya üzerinden hızlı örgütlenme ve yanlış bilgi yayılımı ile devlet otoritesinin sağlanmasının giderek zorlaştığı ortaya konulabilmekte.

Diğer taraftan, İnternet erişiminin sınırlanmasındaki güçlüğün ve bilgi teknolojileri şirketlerinin vatandaş hakkında devletten fazla veriye sahip olması söz konusu. Bu gibi durumların egemenlik alanı dışından gelebilecek müdahalelere karşı mevcut devlet pratiklerini yetersiz kıldığı da ifade edilmekte. Böylesi bir ortamda, devletler otoritenin tesis edilmesi için başvurduğu yöntemlerde işin ucu kaçırırsa, çok kolay bir şekilde, mesele “farklı yorumlar ile” uluslararası kamuoyunun gündemine taşınabilmekte. Dijital dönemde, bireyler nezdinde Halk Kahramanı olmak ya da Gulyabanileşmek, devlet aygıtının yeni ikilemidir.

Toplumsal faaliyetlerin giderek dijital veri olarak betimlenmesi, mekân-nüfus ilişkisinde, devletin asli işlevini yerine getirmek üzere başvurduğu yöntemlerde (yasama, yürütme, yargı, denetim, izleme, güvenlik, onaylama, aracılık, disiplin, gözetim, vb.) yönetimsel anlamda etkinliğini artırma imkânını birlikte getirdi. Ancak, aynı zamanda temelde üç açıdan bu başarımı sağlamak zorlaşmakta:

  • İlki; toplumsal hayatın çeşitlenmesi, hızlanması, küreselleşmesi, farklı mekan ve aktörlerin ortaya çıkması ile yeni ilişki ağlarının oluşması ve toplumsal biçimlenişlerin karmaşıklaşması,
  • İkincisi; dahili olarak nüfus üzerinde otorite denetimini kolaylaşırken harici olarak gelebilecek müdahalelerin engellenmesinin giderek zorlaşması,
  • Üçüncüsü ise; başvurulan dijital bilgi teknolojilerinde sahipliğin, uzmanlığın, yönetimin, tedarik ve üretim ilişkilerinin, devlet pratiğini bağımlılıklar üzerinden sorunlu hale getirmesi.

Egemenlik iddiasının geçerliliği, devletin sahip olduğu tekniklerin etkinliği ile uyumludur. İnsanoğlunun günümüzde geldiği gelişmişlik düzeyi, siberuzay egemenliği, dijital veri egemenliği ve yapay zeka destekli otonom sistemler üzerindeki egemenlik tartışmalarını ön plana taşımıştır (Bu konularda ayrıca yazmayı planlıyorum.).

Egemenlik ile ilgili alanlara zamanında ve yeterli uyum sağlayan, gerekli devlet politikalarını geliştirebilen ve uygulayabilen ülkeler ile uyumu sağlayamayan ülkeler arasındaki mücadele/rekabet zemini giderek daha sorunlu hale gelmekte… 2007'de Estonya’da “Bronz Asker”in taşınmasıyla başlayan siber saldırılar, 2011'de Wikileaks “özgür basın” sızıntıları, 2013'te ABD’li Edward Snowden kaynaklı “kitle gözetim” sızıntıları, 2016 ABD Devlet Başkanı seçimlerine “dış müdahale” tartışmaları, 2017'de bitcoin ve türevlerinin hızla “merkezsiz dünya” için gündeme gelmesi, 2018'te Suriye’ye “kimsayal silah” iddiaları ve görüntüleri karşısında caydırıcı füze saldırıları…

Hızla gelişen bu karmaşık ve bulanık ortam, beraberinde başta ulusal güvenlik ve bireysel özgürlükler olmak üzere, ülke bütünlüğünü ve toplumsal sürekliliği ilgilendiren konularda devletler üzerinde yeni streslere ve yönetim krizlerine sebebiyet verebilmekte. Dolayısıyla, dijital çağda egemenlik arayışını geleneksel mekân ve nüfusa yönelik alışkanlıklar ile yürütmek mümkün değildir.

Devlet; duymadığı, görmediği ya da bilmediği “şeyler” üzerinde egemenlik iddiasında dahi bulunamaz… Uzaktan ve algılanması çok güç yöntemler ile müdahalenin kolaylaştığı günümüzde, tüm devletlerin, şapkayı önüne koyup, değişen küresel güç dengeleri karşısında bireye rağmen değil, aksine bireye daha yakın yeni tavırlar alması kaçınılmaz olmuştur.


Türkiye ve dünya genelinden benzer paylaşımlar ve yorumlar için Twitter adresimi takip edebilir, benimle iletişime geçebilirsiniz.