Milli Dijital Kalkınma Hamlemiz: Yarının Dünyasında Olmak ya da Olmamak

Mikroelektronik ile gelişen dijital bilgi teknolojileri insanlık tarihinde kullanıma soktuğumuz en önemli fenomendir. Her şeyden öte, bilişsel faaliyetlerin beden dışına taşınmasını sağlamıştır.

Dijitalleşme fenomeni ile ilgili sistem seviyesinde ya da insana dokunan mikro düzeyde farklı değerlendirmeler yapmak mümkündür. Daha önceki yazı denemelerimde dijital veri egemenliği, dijital çağda egemenlik ve dijital Türkiye konularına değinmeye çalıştım. Bu değerlendirmeler genel olarak makro ölçekliydi ve dönüşen toplumsal yapılarda yeni bakış açıları geliştirebilmeye dair oldu. Tamamlayıcı olarak son bir değerlendirme ile bu yazımda dijital kalkınma konusunu ele alacağım. (Daha sonraki yazı denemelerimde ise Türkiye’de ve dünyada yapay zekâ politikaları, kamu hizmetleri inovasyonu, dijital dönüşüm politikaları, sibergüvenlik, Türkiye’de dijital devlet, açık devlet verisi, blokzincir ve kamu yönetimi gibi daha spesifik konulara temas etmeye çalışacağım.)

Ana argümanım; ekonomik, sosyal ve kültürel gelişim sürecinde dijital teknolojiler odaklı kalkınma hamlesinin bir tercihten öte kaçınılmaz olduğudur. Ancak, bu süreç, hem ulus devlet ve küreselleşme arasında bir paradoksa sebebiyet vermektedir hem de teknolojik kalkınma yanında insani gelişim boyutu göz ardı edilmektedir.

Dijitalleşme ve dijital teknolojiler sadece 21. yy’ı değil aynı zamanda toprağın işlenmesi, hayvancılık, kentleşme ve sanayi üretimine kadar insanlık tarihinden günümüze uzanan sayısız alanı daha verimli ve kaliteli çözümler ile etkilemekte.

Nitekim, taş devri taşlar tükendiği için bitmemiştir. Tarım toplumu, sanayi toplumu, endüstri toplumu ve bilgi toplumu gibi kalkınmaya yönelik sınıflandırmaların hepsi günümüzde de eş zamanda yaşanmakta ve kendilerine has teknolojiler ile devam etmektedir. Güncel hedefimiz, tarım toplumu olmak değil dijital tarım toplumu olmaktır. Ya da dijital sanayi toplumu…

Günümüzde dijital kalkınmayı mikroelektronik bazlı teknolojiler ve “0/1” üzerinden kurgulamaktayız. Ancak, yakın gelecekte bizleri kuantum işlemciler, biyoişlemciler, nanoelektronik gibi çok yeni dijitalleşme ortamları beklemektedir. Silikon ve transistör 20. yy’ın altın materyalleri oldular. Belki sırada grafen ve memristör olabilir. Pandoranın kutusu artık açılmıştır. Geri dönüşü yoktur. Hızla görülmektedir ki kağıt bazlı bilgi teknolojileri nasıl modern toplumların gelişiminde birçok gelişmeye vesile olmuşsa dijital teknolojiler de insanlığın gelişiminde yeni sıçramalara vesile olacaktır.

Dolayısıyla, dijital kalkınma bir tercih değildir. Dijitalleşme olgusu, toplum nezdinde 1990'lı yıllarda görülmeye başlanmış. Ancak yakınsayan teknolojiler ve gün geçtikçe her alanda görülen yeni uygulamalar, dijital dönüşümü, ülkelerin var olma sürecinde kaçınılmaz bir kalkınma vizyonu haline getirmiştir. Bu konuda uluslararası kuruluşlar, öncü ülkeler ve danışmanlık firmalarınca yazılmış sayısız rapor vardır (Aşağıda bazılarını listeledim). Yüzlercesini de okuyabilirsiniz. Özet olarak; dünyamızı bekleyen farklı gelecek senaryoları vardır. Bu senaryolarda; yeni beceriler, bilgi ekonomisi, artan işsizlik, kitlesel denetim, transhümanizm, endüstriyel verimlilik, küresel protestolar gibi birçok başlık söz konusudur. Ancak, tamamında dijital teknolojiler başat role sahiptir ve dijitalleşmenin sağladığı yaşam kalitesinin ötesinde bildiğimiz modern dünya düzeni dönüşmektedir.

Günümüzde en çok ticareti yapılan ilk 10 mal grubunun yarısı doğrudan dijital teknolojiler ile ilgiliyken (tümleşik devre, bilgisayar, telefon, haberleşme ekipmanları, araba parçaları) diğer yarısı (araba, rafine petrol, ilaç, altın, ham petrol) dijital teknolojiler sayesinde daha verimli olmaktadır. Diğer taraftan, Fortune dergisine göre, en hızlı büyüyen şirketler arasında teknoloji şirketleri ön plandadır. Apple, Microsoft, Samsung, Amazon gibi dijital teknoloji şirketleri 30 yıl gibi kısa bir sürede dünyanın en büyük şirketleri arasında yer almıştır. WEF’in Küresel Rekabet Raporu ve WIPO’nun Küresel İnovasyon Endeksi Raporu’na göre zenginleşen ve kalkınan ülkelerin tamamında dijital teknolojiler ve yenilikçi dönüşüm hamleleri ön plandadır. Dijital teknolojiler, öyle ya da böyle, hızla toplumların tüm katmanlarına nüfuz etmekte ve edecektir.

Son zamanlarda çokça işittiğimiz sürdürülebilir kalkınma ve bilgi ekonomisi hedefleri mevcut kalkınma süreçlerini tamamlayan ve zenginleştiren bakış açıları olmuştur. Diğer taraftan, dijital kalkınma hem mevcut kalkınma süreçlerini zenginleştiren tamamlayıcı bir kalkınma hamlesi hem de insanlığın sınırlarını zorladığı yeni bir dikey aşamadır.

Muhakkak, her ülkenin kendi yönetim deneyimi söz konusudur. Örneğin İsveç’te 2014 yılında dijital inovasyon önceliğiyle yeniden yapılandırılan Girişim ve İnovasyon Bakanlığı, Tayland’da 2017 yılında kurulan Dijital Ekonomi ve Toplum Bakanlığı, Polanya’da 2015 yılında kurulan da Dijital İşler Bakanlığı, Rusya’da 2018 yeniden yapılandırılarak ismi güncellenen Dijital Kalkınma, Haberleşme ve Kitle İletişim Bakanlığı gibi yeni yapılanmalar dijital kalkınmanın kaçınılmaz olmasının kamu yönetimlerinde karşılık bulmuş hali olarak ifade edilebilir.

Diğer taraftan, Türkiye’nin dijital kalkınma hamlesi henüz gerekli ve yeterli koordinasyon ve icra yapısına kavuşamamıştır. Uyum yasaları ile geçtiğimiz Başkanlık Sistemi bu boşluğu doldurmak için öneriler getirmektedir. Bir birikime dayandığı için mevcuttan daha iyi olacağı kesin ama detayları ve uygulamayı görmek gerekir… Türkiye’de 2011 yılında yürürlüğe giren 641, 655 ve 635 sayılı KHK’lar ile üç bakanlığımız (Kalkınma Bakanlığı, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı ile Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı) bu alanda önemli rol ve sorumluluklar üstlenmiştir. Bilgi toplumu, genişbant, e-devlet, sibergüvenlik, yazılım, sanayi 4.0, KOBİ’ler, dijital inovasyon teşvikleri gibi birçok politika alanı bu bakanlıklar nezdinde koordine edilmeye çalışılmıştır. 2018 yazı ile başlayan yeni dönemde Ulaştırma ve Altyapı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlıklarımız var artık. Kalkınma Bakanlığı ise Strateji ve Bütçe Başkanlığı’na evrildi. Daha da önemlisi, Cumhurbaşkanlığı altında Bilim, Teknoloji ve Yenilik Politikaları Kurulu ile Dijital Dönüşüm Ofisi kuruldu. Yeni dönemde elimizdeki ilk resmi strateji “İmalat Sanayinin Dijital Dönüşüm Raporu ve Yol Haritası”. “Dijital Ekonomi” konusu biraz zaruretten biraz da G20 ve OECD toplantıları marifetiyle hiç olmadığı kadar ülkemizin gündeminde. Hayırlara vesile olsun. Ancak dijital kalkınma denklemi her geçen gün karmaşıklaşıyor.

Diğer taraftan ülkemizde #DijitalTürkiye / #DijitalKalkınma vizyonunu paylaşan ve ülkemizi ileriye taşıma gayesinde olan, Türkiye Bilişim Derneği (1971), Türkiye Bilişim Vakfı (1995) ve Dijital Kalkınma Derneği (2017) gibi önemli sivil toplum girişimlerimiz de söz konusudur. TÜSİAD, TÜBİSAD, MÜSİAD gibi sanayici kuruluşlarımızın yakın dönemde güzel değerlendirmeleri de mevcut. Nitekim; raporlamız çok, niyetlerimiz iyi olabilir ancak icraatlarımız kısıtlıdır. Toplantılarımızın çoğu da kısırdır. Doğrusu nedir ve nasıl olmalıdır konusu detaylıdır ve tek başıma cevaplamak haddime değildir. Ancak edinilen tecrübe ve kişisel gözlemlerim;

  • dijital teknolojilerin giderek yakınsadığı, yeni modern toplumunun temelini oluşturduğu ve hızla geliştiği için farklı bakanlık çatıları altında ya da yoğurt yiyişleri farklı orkestra şefleri elinde geliştirilen politikaların yetersiz ve tutarsız kaldığını,
  • dijital politikaların geliştirilmesi, icrası ve takibinde merkezi bir koordinasyona ihtiyaç olduğunu, merkezden kastım; kamu yönetimi, hizmet sektörü, tarım, imalat, bilim, ulusal güvenlik, vatandaş hakları vb. konuları beraber düşünebilecek…
  • olabildiğince şeffaf ve “kayıtlı” bir süreç yönetişiminin önemini,
  • ulusal güvenlik ve bireysel haklar dengesinin hiçbir zaman göz ardı edilemeyeceğini,
  • ekosistemde kamu, STK, akademi ve özel sektör işbirliklerinin ve ortak projelerin çeşitlenmesini ve kuvvetlendirilmesini,
  • kamu yönetiminden ziyade özel sektörün öncülük ettiği inovasyon ve girişimcilik kültürüyle ayakta kalınabileceğini,
  • en temel ham madde olan dijital veri için tutarlı ve güncel üretim, denetimli paylaşım ve güvenli depolamanın kaçınılmazlığını,
  • olabildiğince yerli yazılım, donanım ve dijital hizmet geliştirmenin önceliklendirilerek, dijital teknolojide dışa bağımlılığın asgari düzeye indirilmesini,
  • birey ve işletmelere faydalı olacak yerli dijital içerik ve hizmetler ile toplumsal talep-arz seviyesinin yükseltilmesini,
  • girişim düzeyine ve sektörel önceliklere göre farklılaşan finansal ve teknik imkanlara erişimin önemini,
  • aynı zamanda, bence en önemlisi olan “ve insan”. Dolayısıyla, değişimi önceden görebilecek, özümseyip dönüşüme öncülük edebilecek düzeyde çevik yapı, kadrolar ve becerilere sahip olunması gereğini göstermiştir.

Dijitalleşen dünyayı geleneksel değerlerimizle birlikte okuyabilecek münevverlere, teknoloji geliştirecek ve uyarlayacak parlak zekâlara, topluma dijital ufuklar açacak siyasilere, kolaya kaçmayan girişimcilere, dertlenen STK’lara, yönetimsel karmaşayı azaltacak bürokrasiye her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.

Kurumlar, kadrolar, uzmanlıklar gelip geçicidir. Önemli olan, zamanın ruhuna uygun biçimlenişleri, hızla ve ülke hassasiyetlerini gözeterek ortaya koyabilmektir. Bu kapsamda değerlendirildiğinde, dijital kalkınma süreci tüm ülkeler gibi Türkiye için de stresli ve uzun bir yolculuktur.

Dijital kalkınma hamlesi, var olma mücadelemizin çağdaş tezahürüdür. Dijital teknolojilerin her yerdeliği gün geçtikçe somutlaşıyor. Sosyal ve ekonomik hayatta ihtiyaç duyulan bilgi işlem kapasitesinin her geçen gün artıyor olması, küresel rekabet içerisinde ayakta kalmak isteyen ülkelere dijitalleşme dışında alternatif bir yol sunmamakta. Seçme hakkımız, bu teknolojileri ve uzmanlıkları parayla alan bir ülke mi yoksa üreten ve geliştiren bir ülke mi olacağımız ile ilgilidir. Ya da arasındaki sayısız farklı tonlar… Bu sancılı süreç kaçınılmaz!

Devlet organizasyonunu, kamu politikalarını, özel sektörünü, girişimcisini, akademisini ve bireyini dijitalleşme dinamiklerine uygun olarak yeniden konumlandıran ülkeler bu yeni süreçte milli hassasiyetler ile var olmayı başarabilecektir. Dünya Bankası raporunda ifade edildiği üzere: “Dijital kalkınmada başarılı olmak ancak anolog çevrede doğru yapıları oluşturmakla mümkündür.”

Diğer taraftan, kalkınma skalası genişledikçe “modern” ile “geri kalmış” olan arasındaki makas giderek açılmaktadır. “Sayısal uçurum (digital divide)” olarak ifade edilen bu sorunun varlığı hem ülkelerin hem de dünyanın güncel sorunlarından biridir. Diğer bir taraftan da, dijital kalkınma, mevcut küresel üretim ve tüketim biçimleriyle ele alındığında bir paradokstur. Çünkü; dijital kalkınma, getirdiği merkezi denetim ve verimlilik ile hem ulus devletleri güçlendirmekte hem de küresel ölçekte yaygınlaşan imkanlar nispetinde ulusüstü siyasi ve ekonomik yapılanmaları kolaylaştırmaktadır. Örnek mi. İnternetin gelişimi böyle oldu. Şimdileri blokzincir, kriptopara, bulut bilişim ve yapay zekâ bu bağlamda çokça konuşuluyor… (Bu paradoksa dair de daha detaylı yazmayı düşünüyorum.)

Egemenlik, özgürlükler ve ulusal güvenlik tartışmalarından takip edebildiğimiz üzere, dijital kalkınma konusu gün geçtikçe daha fazla ön plana çıkmakta ve tamamlayıcılık yerine oyun kurucu bir söylem haline gelmektedir. Jeopolitik tartışmalar yerini jeoteknolojik argümanlara bırakmaktadır… Su, gıda ve elektrik gibi internet erişimi, bantgenişliği ve işlemgücü, dönüşen toplumun temel parametreleri olmakta… Artık İngilizce konuşabiliyor musun sorusunun yanına hangi programlama dilini biliyorsun diye sorulmakta… Yanımızdan bir an olsun ayırmadığımız cep telefonlarını teknik olarak sadece bir gün kullanmak engellense, dünyada kaos çıkar... Bir gün yemek yemesek yaşarız ama internete erişemezsek çoğumuzun hayatı kararır...

21. yy.’da varoluş mücadelemiz, hiç şüphesiz ki dijital kalkınma aşaması ile birlikte aydınlığın daha parlak, karanlığın ise daha zifiri olduğu yeni bir döneme girmiştir. Dijital teknoloji hakkında çok yazıp çiziyoruz ama, bana göre, önemli olan teknolojik kalkınma değil insani gelişimdir. Daha da önemlisi bu iki kulvarın nasıl birbiriyle ahenk içerisinde ilerleyebileceğidir.

Velhasıl, varlık sebebimizi sorgulamadan ve insani tekamülü idrak etmeden salt tüketim alışkanlıkları ve uluslararası iktidar mücadeleleri üzerinden süren bir dijital kalkınma hamlesi, insanoğlu ve Türkiye için tepesinden düşmenin bir an meselesi olduğu dikine yükselen bir gökdelen misali gibidir. Yükselmeye mecburuz ama binanın temelini de sağlam kurmak zorundayız.



Türkiye ve dünya genelinden benzer paylaşımlar ve yorumlar için Twitter adresimi takip edebilir, benimle iletişime geçebilirsiniz.