Bu işin çölde bitmesini diledim
Gençken mükemmel hayatı bulmaya karar vermiştim. Çölü baştan sona geçtim, Kahire’ye vardım ve orada, ruhu da kendi de güzel bir adamla tanıştım; ama dünya hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Yolculuğuma devam ettim, okyanusu aştım ve Cartegena’ya vardım. Yengeçler yoluma yoldaş oldu, şahinlerin yanında uçtum. Orada hem bu dünya hem manevi dünya hakkında çok şey bilen şamanlarla tanıştım; bana kaktüs suyu ve ekmek sundular. Sonra Jaisalmer’e gitmeye karar verdim ve orada bir çöl beyinin evinde yemek yedim. Yürüdüm, başıboş hayvanları izledim, güneş gözlerimin önünde battı ve doğdu.
Gün yaktı ben kül oldum. Öyle vahşiydi ki kızamadım.

Ağaç gölgesinden başka kaçacak bir yerim yoktu. Bugüne kadar hakkında hiç konuşmadığım karıncıların yuva yapmak için tırnağın binde biri bir toprağı sırayla çıkarışını izledim. Onlardan tek farkım, henüz ne yapacağımı bilmememdi. Bu dünyada her canlı neden burada olduğunu ve ne yapması gerektiğini bilir, insanoğlu dışında.
İnsanoğlu tabiatın bir hatasıydı. Yüzde yetmişi sularla çevrili ufak bir kara parçasında nefes almaya, suyu tatlandırmaya, çölü ağaçlandırmaya ve sonra da o ağacın dikenini koparmaya çalışıyorduk. Belkide bunları unutup sadece sistem tarafından kandırıldığımızı farz edebiliriz. Bu olasılık ise hayvanlardan tek farkı iyiyi ve kötüyü ayırt etme olan bir türün özelliğini kaybetmesi demek oluyordu. Son birşey kaldı , en azından hayatta biten şeylerin farkına varalım.
Bu işin çölde bitmesini diledim.
Jaisalmer, Hindistan

