Hizmet ile bağını inkar etmek etik kurallara uygun mu?

Türkiye’de veya demokratik dünyada zaman zaman yaşanan çelişkiye dair

Sifirdan Sonsuza
Nov 3 · 8 min read

Bu konuya dair bir tartışmanın içerisine girmek aslında beni çok aşan bir durum. Bir hukukçu değilim. Konu temel itibariyle hukukla da bağlantılı. Ama ben biraz mantık yönünden ele almaya çalışacağım konuyu. Kendi mantığımda bulduğum ve gönlüme de kabul ettirdiğim bir çözüm ve çıkış yolunu sizlerle de paylaşmaya çalışacağım.

Bunu yapmak için beni motive eden husus Sn. İsmail Sezgin’in VideonTR youtube kanalında yayınlamış olduğu soru-cevap programında ele aldığı ve kendi yaklaşımıyla cevap verdiği (Link) ten izleyebileceğiniz soruydu.

Bu izah tarzı, niçin bir “çözüm” ve bu niçin bir “çıkış yolu”? Peki ortadaki problem ne?

Problemimize bir giriş

Hepimiz biliyoruz ki son 3–4 yıldır yüzbinlerce insan için, bir zamanlar hizmet hareketiyle irtibatlı bir kurumsal yapının kapısından bile girmiş olmaları hali, bu basit gibi görünen fiil, aradan yıllar geçtikten sonra bile bir çoğumuz için bir “terör örgütü” ile “üyelik” bağının varlığına ya da o “örgüt”ün işlediği fiillere “yardım ve yataklık” yapıldığı iddialarına dayanak yapılmak istendi. Bu iddialarla yüzbinlerce insan mağdur edildi. Polis ve savcılık sorgulamalarında insanları çok rahatsız edecek, vicdanları yaralayacak şekilde ikilemlerle karşı karşıya getiren sorular soruldu; hem de yalan ve kul hakkı vb. ahlaki meselelere karşı en hassas ve dikkatli yaklaşmayı bir yaşam tarzı haline getirmiş, bunun için zaten yıllardır ağır bedeller ödemeye alışmış insanlara…

Şimdi hem yıllarca hep saygılı olduğumuz devlet kurumlarının, hem de bütün bir kamuoyunun önünde “yalan” mı söyleyecek duruma gelmiş olduk? Allah’ım ne büyük bir imtihan…

Photo by Caleb Woods on Unsplash

Bu konuya dair beyanlarımızın iki farklı muhatabı var. Birincisi kurulduğundan beri olagelen tarihinin en zalim iş yapış tarzlarından birini kendine yol yapmış ve tüm hukuki kıstas ve anlayışların dışına çıkmayı son derece normal sayan bir Türkiye Cumhuriyeti devletine yönelik olan beyanlarımız, ikincisi ise; bu süreçte mazlumlara kucak açan ve onlara sığına ve yaşama hakkı veren ve hukuk anlayışı olarak Türkiye’nin kat be kat üzerinde olan bir takım gelişmiş batı ülkeleri…

Birinci olarak Türkiye’de olan bir hizmet hareketi gönüllüsünün muhtemel senaryosunu ele alalım isterseniz:

Birazdan gözaltı süreciniz sonunda sorguya alınacaksınız. Önemli bir adam/kadın olma durumunuza göre bir komiser yardımcısı, şube müdürü veya doğrudan savcının sandalyesinin karşısına oturtulacaksınız? Size ispatlamaları çok kolay olan veyahut ellerinde bir delil olup olmadığına emin olamadığınız sorular soracaklar. Ömrünüz boyunca hiç cemaat evinde veya yurdunda kaldınız mı? Gazete ya da dergi aboneliğiniz var mıydı? Sohbetlere gittiniz mi? Çocuklarınız cemaat kurumlarında okudu mu? Yurtlarında, evlerinde kaldı mı? Ömrünüz boyunca himmet, burs, kurban vb. isimler altında cemaate maddi yardımda bulundunuz mu? Gibi, gibi, gibi… Allah’ım bu soruları kolaylıkla ve usulüne uygun cevaplayabilmek için bir inşirah ver kalbimize…

Evet belki birçoğumuz için musibetin o ilk toslama anı geçti, gitti. Ama şimdilerde de eskiye yönelik her tür iş ve faaliyetimiz için vicdani bir sorgulama dönemi başladı. Acaba hizmet ile gönül bağı ve bir itminan duygusu içerisinde yaptığımız şu, şu, şu faaliyetler tam olarak etik miydi? Doğru muydu? Yarın bu işler ve tavırlar tarihin süzgecinden ve yargılamalarından da geçecek. Kitaplara, filmlere konu olacak. Nesiller boyu aktarılacak. Acaba yanlış bir tavır ve hareketimiz var mıydı? Daha doğrusu ve usul olarak da uygunu olabilir miydi? Mümkün müydü? Sorgulamalar, sorgulamalar…

Photo by Sasha Freemind on Unsplash

Benim yaklaşımım

Bu konuya dair yıllardır çevreme; bazen sorulduğu için, bazen de yeri geldiği için anlatmaya devam ediyorum, bu konudaki yaklaşımımı. Bu yaklaşım temel olarak hukuktan çok mantığa dayanıyor. Şöyle ki;

Devletin şu anki tavrı hizmet hareketinin hem kurumsal hem de sosyal yapısını birbirinden ayırt etmeden “terör örgütü” ve bu çerçevede yapılan tüm faaliyetleri de yine ayırt etmeden “terörist faaliyet” olarak kabul ettiği ve bunların tamamını kendilerince hukuk kılıfına soktuğu bir ortamda; eğer ki adı ister komiser, ister müdür, isterse savcı olsun, biri beni hukuki bir sorguya alıyorsa ya da hakim karşısında bu sorular soruluyorsa ve kendi çapında bir terör örgütü tanımı yapılarak bir F..Ö girizgahı yapıldıktan, hatta bu tanımlama 15 Temmuz’a da bir güzel bağlandıktan sonra bu kapsamda bana “Burs verdin mi?”, “Kurban verdin mi?”, “Sohbet, muhabbet vb. adı ve tanımı ne olursa olsun herhangi bir cemaat toplantısına katıldın mı?” diye soran olursa, benim cevabım “Hayır vermedim, katılmadım, herhangi bir destekleyici faaliyette bulunmadım” olacaktır. Ve bu cevap bence hiçbir surette etik dışı olarak da kabul edilemez.

Bu yaklaşım dini olarak “Yalan” mı? “Günah” mı? Bir “Vebal” barındırır mı? Bunu yalnızca Rabbimiz ile başbaşa kaldığımız o sorgu-sual anımızda tam ve kesin olarak bilebileceğiz elbette. Ancak; gücü elinde tutmuş bir topluluk, bu güç ile benim üzerime geliyor ve tamamen kerameti kendinden menkul bir takım tanımlamalar yapıyor ve en sonunda da “Sen de bu tanımlamalara uygun faaliyetler yapıyor muydun yoksa?” diye bana soruyorsa ona derim ki: “Ben bu çerçevede bir sohbete, toplantıya vs. de katılmadım, burs da vermedim, kurban da vermedim.

Zira bu burs tanımı, yani terör örgütü üyeliğine dayanak yapılan “terörist” bir burs tanımıdır. Ben bu kapsamda yani F..Ö kapsamında bir burs vermedim, ben verdiysem güzel ve temiz insanlar yetişmesi için onlara katkı anlamında onların daha kolay bir “ahlaklı öğrencilik hayatı” yaşamalarına katkıda bulunmak anlamında bir “burs” vermiş olabilirim; ama o da seni hiç ilgilendirmez. Bunu sana söylemek, bildirmek ve ikrar etmek zorunda da değilim. Bu benim inandığım Rabbimle benim aramda olan sır bir mesele idi ve zaten sen de işin bu tarafı ile ilgilenmiyorsun. Sen, beni kendi kafanda tarif ettiğin bir “terörist” örgüte bağlayacak bir “burs”dan bir “sohbet” ten vs. faaliyetlerden bahsediyorsun. Ben ise öyle bir takım niyetlerle o şekilde faaliyetlerde hiçbir zaman bulunmadım. Benim niyetim ve faaliyetlerimin içeriği, şekli şemali, sizin o pis iddialarınızdan çok başkaydı ve fersah fersah o iddialarınızın uzağındaydı.

Photo by Diego PH on Unsplash

Şimdi kendi aklınızca bana bir takım şeyleri kabul ettirmeye çalışıyorsunuz. Bununla iddialarınıza bir mesnet bir dayanak oluşturmaya çalışıyorsunuz. Sonra da bunlara ve benim üstüme basıp çiğneyerek benim bütün aileme, akrabalarıma, eşime dostuma vd. bütün bir dost çevreme bu çerçevede pislik atacak bir takım ithamlarda bulunmaya ve her türlü kötü fiillere niyet etmişsiniz. Ben bugün size bu istediğinizi verecek değilim. Delil dayanak ve mesnet arıyorsanız gidin arayın; nereden buluyorsanız bulun. O aradığınız şey bende yok. Size burada kapılar kapalı…. derim. Ve bütün hizmet hareketi çerçevesindeki gönül dostu arkadaş ve kardeşlerime bu şekilde ifade vermelerini tavsiye ederim.

Hukuka dayanak yapılan şeyler: Tanımlamalar

Hukuku kim kuruyor? Kim tesis ediyor? Devletler. Devletler ve onların başındaki yönetimler insanları belli bir yöne doğru yöneltecek, o şekilde düşünmeye ve davranmaya zorlayacaksa, önce bir takım tanımlamalar yapıyor daha sonra insanların zihnini bu tanım ve tariflere hazır hale geitrdiklerine emin olduktan sonra buna dair kanuni düzenlemeler yapıyorlar. Ve siz de bu düzenlemelere karşı çıktığınız oranda suçlu oluyorsunuz.

Mesela iki farklı devlet arasında ihtilaflı olan bir konuyu ele alalım. Konu veya sorun, bir toprak parçası veya bir insan topluluğu üzerine askeri operasyon yapacak bir hale ulaştığında, bu operasyona o devletlerden biri “Barış Harekatı” tarzında masumane bir tanım ve tarif yapar. Tüm haberlerde ve basın kuruluşlarında bu ad altında propagandasını yapar, bu faaliyetinin... Aynı anda o konuda ihtilaflı olduğu diğer devletin basın kuruluşlarına baksanız, birinin “barış harekatı” diye tarif ettiği operasyonu, diğerinin bir “İşgal Hareketi” ve özgürlük savaşçısı masumlar üzerine uygulanan bir “Katliam” olarak sunmakta olduğunu görürsünüz.

Bu durum elbette ki sadece propagandadan ibaret kalmaz. Bu propagandalara karşı çıkan yerel unsurlar ve muhalifler aleyhine hukuku tesis eden devlet tarafından hemen kanuni düzenlemeler yapılır ve propagandanın etkisini azaltıcı yönde söylem ve tavır geliştirenler birdenbire suçlu hale getirilirler. Artık üzerlerinde gezinen Demokles’in Kılıcı şeklinde hukuki yaptırımlar vardır bütün muhaliflerin...

Photo by ev on Unsplash

Peki ya bizlerin maruz bırakıldığı hukuk?

İşte Hizmet hareketi gönüllülerinin başına gelen de aşağı yukarı bundan ibarettir. Siyasi amaçlarını hukuki ve demokratik yollardan gerçekleştiremeyeceğinin farkına varmış azgın bir güç, hukuku mecraından saptırmıştır.

Aslında hukukun doğrusu ve olması gerekeni nedir? Hukuk, özünde kamunun da şahitlik ettiği bir sosyal sözleşme değil midir? Yani; taraflar bir konu üzerinde anlaşır, uzlaşırlar. Bunu bir sözleşme üzerinden bağlayıcı hale getirirler. Daha sonra kim bu sözleşmeye aykırı bir tavır ve hareket içerisine girerse kamunun da desteğiyle sözleşmeyi bozan taraf üzerine önceden kabul edilmiş yaptırımlar uygulanır. O taraf, bu yaptırımlar marifetiyle el birliğiyle yola getirilmeye çalışılır.

Halbuki bir taraf gücün ve güce tapar hale gelmiş bir kamuoyunun desteği ile bu sözleşmeyi bozmuştur. Anayasa adı verilen bu sosyal sözleşmeyi adeta ayaklar altında çiğnenen bir paspasa, bir paçavraya çevirmiştir. Ve gücünü de sürekli tahkim etmektedir, artırmaktadır.

Photo by Milad B. Fakurian on Unsplash

Siyasi güç mücadelelerinin detaylarından habersiz ve suçun konusu olabilecek fiiller açısından tamamen masum bir sosyal gruptan ise yapılan zulmü sorunsuzca ve itirazsız kabul etmesi, kendinden istendiği şekilde yola gelmesi ve terbiye olması beklenmektedir. Bu yola gelme ve terbiye olma sürecinin en önemli başlangıç aşaması ise zalimin tanım ve tariflerini kabul etmek, kendi zihninde ve dilinde onun kelimeleriyle ve tarifleriyle konuşmaktır.

İşte böyle bir orantısız güç kullanımında ve zulüm işlenen bir ortamda bu söylemi aşabilecek bir mantık üretmek ve akıllıca bir söylem geliştirme ameliyesinin, sizinle aynı ahlaki düzlemde buluşabileceğiniz dünya çapında geniş bir insan topluluğu tarafından kesinlikle etik dışı olarak görülmeyeceğine emin olabiliriz ve olmalıyız. Eğer herhangi bir anda bir kafa karışıklığı ve ikileme düşer isek: “Hele şu sisli ve dumanlı hava bir dağılsın, bizler bu geçici süreçte temel aldığımız ahlaki tavır ve davranışların özünü asla sarsmamalıyız” demeliyiz.

Photo by Deddy Yoga Pratama on Unsplash

Hukuka saygılı olan devletler ve toplumlara karşı tavrımız

Bu konunun bir diğer yönü ise; bu süreçte mazlumlara kucak açan ve onlara sığınma ve yaşama hakkı veren ve hukuk anlayışı olarak Türkiye’den kat be kat gelişmiş ülkelere karşı yaklaşımlarımızın ne olması gerektiği ile alakalıdır.

Bu ülkelerle bizim aramızdaki hukukun oluşumu da yine yukarıda tarif edildiğine benzer şekilde bir sosyal sözleşmeye dayanacaktır. Onlar bize benzer durumda olan bütün dünya mazlumları için bir takım kanun ve kurallar tesis etmişlerdir ve en azından bu alandaki karneleri açısından baktığımızda insanlık adına takdir edilecek bir yaklaşıma şahtlik etmekteyiz. Eğer biz o devletlere dürüstçe bir yaklaşımla ve tam bir açıklıkla yaklaşırsak ve onların şartlarına uyuyorsak; bize sığınma ve onlarla beraber yaşama ve gelişmiş imkanlarından da istifade etme hakkı sunacaklardır.

Bu sözleşme yeni baştan ve sıfırdan yapıldığı için ve bize uzatılan bu insanlık eline karşı tam bir dürüstlük ve ciddiyet içerisinde yaklaşarak bu sözleşmeyi en başından sağlam temeller üzerine kurmamız bizlere yakışan bir tavır olacaktır. Zaten bizlerin herhangi bir sosyal grupla organik ya da kurumsal bağımızın olması, onlar açısından da temel insan haklarına uygun şekilde saygıyla karşılanmaktadır. Bu sosyal sözleşmeyi en başından doğru ve düzgün bir şekilde kurup, o temeller üzerinden dürüstçe devam ettirmek hem hukuki hem de etik kurallara uygun olan bir yaklaşımdır.

Son söz

“Benim yaklaşımım” olarak tarif ettiğim yukarıdaki etik anlayış, elbette ki hukuki olarak muhtelif sonuçlar doğurabilir ve bu türden bir anlayışı benimsemek, bu yazıyı okuyacak hizmet hareketine gönül bağı hisseden her bir arkadaş tarafından ancak kendi sorumluluklarını üstlenmek üzere tercih edilebilir. Bu yaklaşımı kendimce geliştirirken hizmet hareketi ile herhangi resmi ya da gayrıresmi ilişkili bir kişinin yönlendirmesi veya tavsiyesini almış ve uygulamış değilim. Sizler de elbette bu vb. başka yaklaşımlar geliştirebilirsiniz. Sosyal medya üzerinden paylaşırsanız beni de haberdar etmenizden memnuniyet duyarım.

Selam ve dua ile.

Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade