2

Sabah uyanmıştım ve dün geceyi birkaç saniyeliğine hatırladım, duyduklarımdan sonra ciddi bir azimle hızlıca dersime geri dönüp uyuyakalmıştım.Oturduğumuz ev okuluma o kadar uzaktı ki hatta bunuda eklemeliyim Adana merkezine de bir hayli uzaktı ki erkenden uyanmam ve servisi kaçırmamam gerekiyordu.Dün gece duyduklarımdan sonra sabah banyoda babamla karşılaşmaya hazır hissetmiyordum o yüzden hızlı adımlarla aşağıya inip orda ki banyoda dişlerimi fırçalamıştım.Servise güç bela yetiştikten sonra sanki içimde benim olan ruhun benden sıkıldığını ve beni bırakmak istediğini hissettim.Ya da beni sabah ki sis ve kapalı hava böyle düşündürttü, hala o sabah ki ruhum ile aramdaki uyuşmazlığa anlam veremiyorum.Yol boyunca uyumaya çalışıyordum ancak bir tepki vermem gerektiğini biliyordum ve vermediğim taktirde yanlış yapıcaktım beni hataya sürükleyecekti.Servis durak durak öğrencileri alıyordu.Lojmanlarda ki durağa gelince hep içim sıkılırdı pek hoşlaşmadığım bir öğrenci vardı o durakta.Her zamanki laubali tavrıyla uyuyamı kaldın diye dalga geçmeye hazırlanıyordu ki tam cümlesini bitiremeden hıçkırarak ağlamaya başladım.İnanamıyordum bu mutlulukta neydi böyle.Ben hayatımda hiç bu kadar rahatlamamıştım.Hıçkırıklarımın arasından nefes almaya çalışıyordum hızlıca yoksa boğulmam an meselesiydi.Mutluluk meğerse o en kötü ve içinden çıkmaya çalıştığın andan kurtulmana yardımcı olan herhangi bir şeymiş,bu bir ağlama bile olsa. En son okula vardığımda sümüklü peçetlerimi kimse görmeden atabiliceğim bir çöp kutusu arıyordum..Ders başlamış birkaç tenefüs geçmişti.Farklı sınıftaki dostlarımın yanına kapıya gitmiştim ve babamın sonuçlarının çıkıp çıkmadığını sormuşlardı.Bende sorduklar soruyu kendi konuştukları ses tonu ve rahatlıkla cevapladım.Şaşırıp aynı zamanda bir de içten içe beni suçladıklarını gözlerinden okuyabiliyordum sanki alınlarında yazıyordu akıllarından geçirdikleri.Ama umursamadığım o denli belliydi ki cevapladıktan hemen sonra sınıfıma geri dönmüştüm.O gün okul bir hayli uzun soluklu ve yorucu geçmişti ve takdir edersinizki geometri sınavımda berbat.Telefonlar sabahları toplanıp akşam okul bitiminden on dakika önce geri dağıtılırdı.Son dakikarlarda açtığım telefonda ablalarımdan gelen mesajlarla karşılaştım.Beni okul kapısının önünde beklediklerini bildirmişlerdi.Okul bitiminde kapıya doğru yürüdüğümde en yakın arkadaşlarımında bizim araba da olduklarını gördüm.O an belki anlaması çok zordu ama ister iyi ister kötü dönemde her ikisinde de dostun olması gerektiğini anlamalıydım,bu benim için zor bir tecrübe olucaktı ileride…

Ablalarım gerçekten beni anlıyorlardı ve aileden gerektiğinde gidilen yardımcı kapı olan psikyatristlerine benden bahsetmişlerdi ve bana saygı göstermeyi tercih etmişlerdi.Birde yanında küçük bir özürle arkadaşlarımla beni yemeğe çıkarmışlardı.Ve evet o ilk gündü,atlatmam gereken ilk ve en zor günlerden biriydi.

.

. 3

Benim babam diş hekimiydi.Aramızda toplam 52 yaş vardı.Ama bana her zaman onun yaşındaymışım gibi davrandığı ve benden hep yaşadığımız olaylara iyi veya kötü yorum yapıp fikrimi beyan etmemi beklerdi.Haftaiçileri eve en geç 6 gibi gelirdi,senelerdir her seferinde saat altıya yaklaşırken evin içine usulca yayılan fren ve biraz da motorun soğuma sesi yayılırdı.Çünkü arabasının çıkardığı o ses ne model olursa olsun hep aynı kaldı.Bu da ayrı bir manevi ihtiyaçmış demekki bizim için bunuda sonradan farkettik.O rahatsız edici ama bir o kadar güvende hisettiren fren ve motor sesini özlemek gerçekten enteresan bir deneyim.Her geldiğinde elinde bir adet o günün gazetesi ile beyaz ve esmer ekmek olurdu. Ben milenyum çocuğu değildim belki ama 96 doğumlu olarak milemyum çağlarını yaşayarak geçiren bir bireydim.Ve aramdaki yaş farkına rağmen babamla değişik bir ilişkiye sahiptik.Ondan ölesiye korkuyor bile olsam bu korku ona olan aşk ve sevgimden asla fazla olmazdı.O sonlardan biriydi.Bu çirkin dünyaya gelmesi zor olan adamlardandı.

Adı Adana da ‘delikanlı kabadayı’olarak bilinirdi.Yaşının verdiği eski toprak kokusu ile kendisinden 52 yaş küçük kızına ayak uydurmaya çalışan bir genç baba kokusu karışmıştı.Öyle ki bazen o benimle ödevlerimi yapardı ben onunla pazar günleri Soner Yalçın,Yalçın Küçük izlerdim.İlişkimizi bu şekilde güçlendirdik biz.O kıymetli zamanlarımızı birbirimize adadık.Şuan iş yoğunluğu nedeniyle çocuklarına zaman ayıramayan ailelere bakıp tekrar babam konusunda şanslı olduğumu hissediyorum.Çünkü annem özel bir bankada şube müdürüydü ve tam bir işkolikti.Bazen elinde olmadığı sebeplerden dolayı büyük bir yorgunlukla eve, işten geç dönmek zorunda kalırdı.Bazen işinden dolayı şehir dışında seminerlere gitmesi gerekirdi.Ama herşeye ragmen o da babam gibi ilgisini benden hiç esirgemezdi.Büyüdükçe aslında çocukların tek beklentisi gece yatmadan anne ve babadan iyi geceler öpücüğü olduğunu farkediyorsunuz.Ve eğer size bu küçük gibi gözüken büyük görevi yerine getiren bir aileye sahipseniz çok şanslı olduğunuzu görüyorsunuz. Ben annemle babamın en sakin dönemine denk gelen çocuklarıyım.Ve bunu en fazla ne kadar kendi alehime kullanabilirim diye çok düşündüm sonucunda ise ben kazandım.Haftasonlarımı babamla bahçede gülleri budarken ya da okuduğu kitaplarda altını çizdiği cümlelerin benim için neler ifade ettiğini tartışırken geçirdim.Zordu o yaşta birinin o zamanın yeni nesil aklıyla uğraşması ama o bunu çoktan başarmıştı.

. 4

En büyük ablam Fisun İstanbulda ki hayatını tamamen bitirmişti pılını pırtını toplama deyimini en iyi o kullanmıştı o dönem.Belki bir bavulla gelmişti doğup büyüdüğü şehre ama herşeyiyle babama kavuşmuştu. Zaten bir bavuldan fazlasına ihtiyacı yoktu babamın yanında.Babam için biçilen ömür en fazla 9 aydı.Ve benim dışımdaki tüm aile bunu biliyordu.Fisunun böyle bir adım atması babam için bir ömre bedeldi zaten… Eğer son evre olmasaydı…

.

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Sila Savas’s story.