Başarı Neydi?

Çocukken, “büyüyünce ne olacaksın?” diye sorulduğunda şimdiki mesleğim aklımdan bile geçmezdi. Nasıl geçsin ki? Kim 6–7 yaşında muhasebeci olmak ister? Hoş, bence insan olan hiçbir yaşta muhasebeci olmak istememeli orası ayrı. Zaten ben de aslında gazeteci, yazar, tiyatrocu, menajer, yayıncı falan olacaktım ama olmadı işte, bunu oldum. Kimine göre, çalıştığım yer, aldığım diploma, sahip olmak için yırtındığım belge başarı olabilir ama mutluluk bu tanımın neresinde?

Birkaç sene önce pilot olmak isteyen ama sonunda tekel bayii işleten biriyle tanışmıştım. Anlattığında da adamın suratına ayı gibi gülmüştüm. Sanki ben yazar olmak istiyorken, yayınevi sahibi veya editör olmuşum gibi geniş geniş, yayıla yayıla gülmüştüm. Sonra aniden bir ağlama hissi hasıl oldu. Aydınlandım resmen! Ben de sanatla ilgilenme hayalleri kurarken, hep bir yazı masasında, bir konser salonunda, bir matbaada, bir gazetede olduğumu düşlerken; kendimi şirketin en karanlık ve rutubetli odasına bir dolu evrakla ve leş gibi sigara kokan çalışma arkadaşlarıyla sıkışmış bir şekilde buldum. Pilot olmak isteyip de tekel bayii işleten abiden bir farkım kalmadığı gibi, adi ve beceriksiz bir beyaz yakalı olarak aslında ondan da kötü durumda olduğumu fark ettim. Bu başarı değil.

Bir insanın meslek hayali, kariyer hedefi ne kadar sapabilir? İşte bu kadar sapabilir. Dolayısıyla benim için başarı yolunun hem başlangıç hem de bitiş noktası burası. Okul çağlarımın başından beri hep başarılı bir insan olduğuma inandım. Dersler acayip kolaydı, öğrenci olmak her zaman çok basitti. Bir şeyi istemek ve elde etmek adeta eş anlamlıydı. Zengin değildik ama zaten gözüm de maddi şeylerde değildi. Okulda iyi olmak, her zaman birinci olmak, sevilen bir arkadaş, iyi bir öğrenci, uslu bir evlat olmak önemliydi. Velhasıl kelam şu andaki muhasebeciliğimin aksine küçükken acayip derin, maneviyatı yüksek bir çocuktum. Belli ki, o zaman şimdikinden çok daha fazla sanata yakınmışım. Sonrası malum aslında. Para kazanılacak bir iş edinmek gerekti ve ilk bulduğum buydu. “Şimdilik muhasebede çalışıyorum” dan “muhasebecilik yapıyorum” a yavaşça transfer oldum. “Muhasebeciyim” e geçiş ise, hızlı ve acılı oldu. En kötüsü insanın kendi hayaline bile inancını yitirmesiymiş, onu anladım. Bir de bilememek kötü tabii. Hep aklımda kaldı, “acaba yeteneğim var mı?” sorusu. Artık, takacak durumum kalmadı. Bu da kötü, ve evet bu da bir başarı olamaz.

Demem o ki, başarı tanımı sıkıntılı. Başarıya alışmak, hep sahip olduğunu düşünmek ayrıca sıkıntılı. İçinde iç huzuru olmayan, gülümsetmeyen, mutlu etmeyen başarı, sadece paradan ibaret değil miydi? Başarı neydi?

Like what you read? Give Simsiyah a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.