KUŞKUCU THOMAS

Caravaggio, 1602

Kuşkucu Thomas, lise yıllarında görüp çarpıldığım bir tablodur. Her şeyden önce tablonun dili oldukça coşkulu ve çarpıcıdır.

Hikayeyi ana hatlarıyla özetleyeyim. İsa çarmıha gerildiğinde bir mızrak yarası alır. Günler süren işkencelerin ardından ölür ve yeniden dirilir. İsa’nın 12 havarisinden biri olan Thomas İsa’nın dirildiğine inanmaz. İsa, ona ‘‘ Kuşku duyma Thomas, yaklaş ve gör.’’ minvalinden bir çağrıda bulunur. Tabloda en çarpıcı bulduğum şey Thomas’ın tüm söylenenlere ve karşısında durduğu halde etten kemikten İsa’ya inanmayıp elini o mızrak yarasına sokmasıdır. Mızrak yarası ve Thomas’ın meraklı baş parmağı bizlere çok şey anlatır. Yaşama karşı bir tavırdır kuşku duymak. Bilgiye ulaşmanın başat noktası merak ve kuşkudur. Olgular ve kanıtlar ise bilgiyi ortaya çıkaran unsurlardır. Görerek, dokunarak, tadarak, hissederek, gözlemleyerek ve her şeyi akıl süzgecinden geçirerek yaşamı ve içinde bulunduğumuz evreni anlamaya gayret etmek bu anlamda insan olmanın en keyifli ve en zorlu edimidir.

Not: İşi, uzmanına bırakarak Ernst Hans Gombrich’in Sanatın Öyküsü adlı kitabında tablo için getirdiği yoruma bir göz atalım: ‘‘Aradan üç yüzyıldan çok zaman geçtiği halde, yapıtları hâlâ çarpıcıhklarını yitirmemistir. Aziz Thomas’ı resmettiği tabloyu (resim 252) ele alalım: Üç havari, İsa’ya merakla bakıyor ve aralarından biri parmağını onun böğründeki yaraya sokuyor. Oldukça alışılmışın dışında olan bu tablonun, dindar insanlara ne kadar saygısız ve hakaret edici geldiğini hayal etmek zor olmasa gerek. Onlar, güzel kıvrımlı giysilere bürünmüş ağırbaşlı havariler görmeye alışmıştı. Oysa Caravaggio’nun tablosundakiler, kırışık alınları ve yıpranmış yüzleriyle daha çok sıradan işçileri anımsatıyordu. Ama Caravaggio’nun kendisinin de yanıtlayacağı gibi, gerçekten yaşlı emekçilerdir onlar, sıradan insanlardır

Caravaggio, İncil’i defalarca okuyup, üzerinde düşünmüş olmalıdır. Kendinden önce Giotto ve Dürer’in yaptığı gibi, Caravaggio da kutsal olayları, sanki komşusunun evinde oluyormuşçasına gözlerinin önünde canlandırmak isteyen büyük sanatçılardan biriydi. Bu eski metinlerdeki kişileri daha gerçekçi bir biçimde göstermek için elinden geleni esirgemedi. Işık ve gölgeyi kullanış yöntemi de bu amaca katkıda bulundu. Caravaggio’nun ışığı, vücuda zerafet ve yumuşaklık vermez; serttir ve derin gölgelerle yarattığı kontrastla nerdeyse göz alır. Buna kar­şın, bu garip sahneyi ödünsüz bir dürüstlükle vurgular. Çağdaşlarından pek azının anlayabildiği bu dürüstlük, daha sonraki sanatçılar üstünde belirleyici bir etki yaratmıştır.’’