Neden, Nasıl ve Niçin Plak
Hem satış rakamları hem de tüketici alışkanlığı araştırmaları gösteriyor ki plak almak artık gençliğine özlem duyan orta yaşlı bekar erkeklerin ve hipsterların tekelinden çıkmış durumda. Plak “gerçekten” sahip olamadığımız mp3lere erişim imkanı sağlayan servislerin hediye kartlarına göre daha iyi bir hediye. Noel döneminde yaşanan satış rekorunu belki böyle açıklayabiliriz ancak trendin devam etmesini sağlayacak bir çok dinamik söz konusu.

1948 yılında çıkan plak teknolojisinin, 2006 yılında satışları neredeyse sıfırlandı. Plağın durumu iyi görünmüyordu ancak kasetle aynı kaderi paylaşmayacağı da ortadaydı. Plağa göre çok daha ucuz ve taşınabilir olan CD kullanımının artışı, dinleyicinin müziği deneyimlediği ve müzik sektörünün kalbinin attığı plak dükkanlarının kapanmasına neden olmuştu. Kalan plak dükkanları da, nostalji hissine hitap eden ender yerler haline gelmişlerdi. Bu da müzikseverler için baştan sona albüm dinlenecek, üstüne konuşulacak ve satın alma kararı verilecek buluşma noktasının yok olması anlamına geliyordu. Sosyal yönünü kaybeden plaklara yardım hiç umulmadık bir yerden geldi; dijital ortam.

Hızla dijitalleşen müzik endüstrisi ve sayısı neredeyse dörtyüzü bulan müzik servisleri, plak ile dijital müzik tüketiminin yeni bir keşfetme-satın alma döngüsü oluşturdu. Plağın, sunduğu yüksek kalite ses, albüm artworklerinin yanı sıra, koleksiyonu yapılabilecek ve sergilenecek bir ürün olması onu dijitalin rakibi olmaktan çıkarıp bütünleyici bir zevk olmasını sağlıyor. Ancak elbette korsan tüketimle başlayan alışkanlığın paralı abonelik ve keşfetme seviyesine gelmesi pek de kolay olmadı. Dijital tüketimin başlangıcıyla dinleyici kayıt tarihinde ilk kez, sadece istediği parçayı indirme olanağı buldu ancak bu durum albümlerin bütünlük kuralını bozdu. Albümlerin bütünlüğünün bozulması ve müzik şirketlerinin pazarlama stratejilerini artık uygulayamayacak hale gelmesi ilk önce dibe vuruşu getirse de sonucunda albümlerin tamamının lisanslandığı çevrimiçi servisleri doğurdu. Müziği yeniden albüm olarak sevmeyi hatırlatan bu alışkanlık sayesinde plak satışları son on senede hızlı bir artış kazandı.
Plak alıcısı ve koleksiyoncusunun albüm seçerken öncelikli kriteri müzik. Klipler, dijital bonuslar ve müzik endüstrisinin diğer bütün hayat tarzı-pazarlama stratejiler koleksiyoncular dünyasında geçersiz. Plak bu bağlamda sanatçıyı ve müziğini özgürleştiren bir format. Plak ticaretinin dinamiklerini kontrol eden de albümün kalitesi. Peki hangi plak neden rağbet görür ve fiyatı yükselir? Online müzik veritabanı ve ticaret platformu Discogs’a göre albümün az sayıda basılması, özel edisyon veya olması sanatçının yakın zamanda ölmesi satışı hızlandıran ve plağın değerini arttıran unsurlar. Sene başında Avustralya’lı garaj ve saykodelik rock grubu “King Gizzard And The Lizard Wizard”ın ön siparişe çıkarttığı “Nonagon Infinty” isimli albümlerinin 1500 adetle sınırlı basımı 15 dakika içinde tükendi.

Plak müzik zevkini yansıtan bir obje olmanın yanında bu tarz sınırlı sayıda basılan farklı özellikli çeşitleriyle koleksiyoncuların de ilgisini çeken bir obje. Herkesin sahip olamadığı bu sınırlı sayıdaki albümlere ederinin 4–5 katı bedelleri ödeyerek sahip olmak isteyen binlerce kişi var. 2. el piyasasında nadir bulunan bu basımların değerleri arttıkça plak şirketleri hemen bu talebe cevap veriyor ve piyasayı yeni basımlarla rahatlatıyor. Tüm bu yeni basımlara rağmen ilk basımlar (özellikle de kaliteli bir basımsa) değerini koruyor. Albüme fiziki olarak sahip olmak isteyen müzik severler astronomik ücretler ödemeden arzuladıkları müziğe sahip olabiliyorlar. Tabii taleplere kulak tıkayarak eski albümlerinin yeni basımlarının yapılmasını istemeyen sanatçılar da yok değil. Mesela The Mars Volta’nın 2005 yılı çıkışlı Frances the Mute albümü o yıldan beri resmi olarak yeniden basımı yapılmayan bir albüm. Diğer tüm albümlerine yeniden basım yapılmasına rağmen grup bu albümlerini yeniden bastırmamakta ısrarlı. Albümün Discogs’taki en yüksek fiyatı 444.44 €. Az sayıda basım veya yeni basım yapmamak plağın değerini arttırmak için giderek daha fazla uygulansa da eskiden beri var olan bir uygulama. Plak satın alan ama koleksiyonculuğu düşünmeyen biri olarak dikkat çekici bulduğum durum Kickstarter’la desteklenen basımlar. Soundtrack albümleri özel artwork ve özel plaklarla basan Mondotees’in “Miami Hot Line” oyununun müzikleri için Kickstarter’dan başlattığı kampanya sadece on saat içinde hedeflenen tutar olan 156.899 pound’a ulaştı. Böylelikle koleksiyoncular sınırlı sayıda üretilen plağı hem basmak hem de almak için para ödemiş oluyorlar. Elbette plak değerlendiğinde ödediklerini kat kat kazanmaları kuvvetle muhtemel.

Peki böyle bir pazar ve rekabet plağı eser olmaktan çıkarıp ürün haline getirmez mi? Sanat dünyasını yıllardır meşgul eden soruyu son aylarda topladığı sınırlı sayıda basılmış üç plağı satarak bir ayda 1500 TL kazanan koleksiyoncu arkadaşıma soruyorum. “Bu durumdan rahatsız olmam için bir sebep yok çünkü kazandığım parayla yine plak alıyorum” diyor.
İnsanın beğenmediği bir albüme değerleneceğini bildiği için para ödemesine şaşırmamız belki de toplum olarak kendimizi müzikle gönül birliği kurmak zorunda hissetmemizden. 2018 yılında müziğin hala endüstrileşememesinin sebebi de bu olabilir… Müzik beğendiğimiz, dinlediğimiz ama ulaşmak için maddi taviz vermeyi hala kabullenemediğimiz bir sanat türü. En azından sanat seviyesinde yapılan müzik için bu geçerli zira pop müzik konser biletine verdiği ücretten şikayetçi birini bulmak zor. Peki yerli repertuarının tüketiminin yüzde doksanı bulduğu ve ortalama dinleyicinin kendine sunulan dışında yeni isimler keşfetmek için çaba harcamadığı Türkiye’de plak satışları ne durumda? Velvet Indieground’un sahibi Seogu Lee’ye soruyorum. Trendin Türkiye’de de etkili olduğunu söylüyor ancak yine de en çok harcamayı artık gelmeyen turistlerin yaptığını söylüyor. Türk dinleyicisinin çoğunlukla taş plak arıyor olmasını 80’li yıllarda plağı bırakıp kasete geçmemize bağlıyor. Plak ticaretini Batılı anlayışla yapan Lee, hayatında hiç görmediği taş plağın bu kadar çok aranmasına şaşırıyor. Bunu “Issız Adam” filmini izlememiş olmasına bağlayabiliriz.

“Plak koleksiyonu konusunda en ufak bir fikri dahi olmayan bunca insan nasıl oluyor da taş plak diye tutturuyor anlayamıyorum” diyor. “80li ve 90lı yıllarda çoktan kasete geçmiş eski jenerasyonun hala 70li yılların plaklarını sormasının sebebi müzik tutkusu değil ancak nostalji olabilir” diye de ekliyor. 2016’da Sertab Erener “Lal”, Levent Yüksel “Med Cezir” ve Mor ve Ötesi “Dünya Yalan Söylüyor” gibi kült albümlerin yeniden basılması Lee’yi, Türk dinleyicisinin de plak koleksiyonerliği konusunda kararlı olduğuna ikna etmiş gibi görünüyor. Ancak her şey göründüğü kadar toz pembe değil. Türkiye’de plak pazarının en büyük sıkıntılarından birisi de ülkede plak basımı yapılacak bir üretim merkezinin olmaması. Yerli albümler genel olarak Almanya’da bulunan tesislerde basılıp Türkiye’ye ithal ediliyor ve piyasaya sürülüyor. Son yıllarda artan taleple birlikte zamanında büyük sükse yapmış ve şimdilerde aranan albümler yeniden basımlarla karşımıza çıkıyor. Bu yeniden basımların en dikkat çekici olanları Kadıköy’de bulunan Rainbow 45 Records firmasından geliyor. Rainbow 45 plak satmakla kalmayıp bu yeniden basımların yapılmasına olanak sağlarken bunların dağıtımlarını da gerçekleştiriyor. Türkiye’de derinlemesine eğlence, kültür ve sanat tüketici araştırması yapılmadığına göre plak alanların kim olduklarını öğrenmek için Lee iyi bir kaynak; müşterilerinin büyük çoğunluğunun 30lu yaşların ortasında 40ların başında erkekler olduğunu öğreniyoruz. Bu segment iyi alışveriş yapıyor ancak güncel indie müzikten ziyade 90lar alternatif rock plaklarının yeniden basımlarıyla ilgili. Indie müziğin müşterisi ise 20li yaşlar. Onlara yaptığı satışlardan gelen gelir ise kar etmek için yeterli değil. Bu durumda anlaşılan Avrupalı ve Amerikalı dinleyicinin 1999’dan bu yana geçtiği sancılı yeni düzene alışma serüveni bizde henüz yasal platformlara alışma seviyesinde. Bir sonraki adım olan yeni müzik keşfetme sürecinin fiziksel satışları özellikle de plak satışlarını arttırarak yerli müzik sektörünü canlandıracağı üretilen işlerin kalitesine katkıda bulunacağı ön görülebilir.
