Gelecek, Bitcoin ve Blok Zinciri ile Gelecek

2009 yılının Kasım ayı,

farkında olmadan belki de yeni dünyanın kırılma anına tanıklık ettik. Hayatımıza pek de kolay kavranamayacak bir kavram olan Bitcoin, Satoshi Nakamoto’nun “Eşten-Eşe Elektronik Nakit Ödeme Sistemi” makalesiyle kocaman bir adım attı.

Bitcoin, en temel anlamda yeni dünyanın tamamen dijital ilk para birimi. Peki onu normal para birimlerinden ayıran şey neydi, neden akıl almaz bir devrimin ayak sesleriydi? Dolar’dan, Avro’dan veya Türk Lirası’ndan farkı neydi? Gelin bu devrime biraz yakından bakalım:

İlk çağlardan bu yana insanoğlunun günlük hayatında yapmaktan en çok keyif aldığı şeylerden biri de “değer değişimi“ydi. İnsanlar önceleri ellerindeki malları takas ederek değeri değiştiriyordu. Bu, bir nevi 3 elma eşit midir 2 armut ilişkisiydi. Zamanla bu koşuşturmaca, öyle kalabalık ve yorucu bir hâl aldı ki takas işlemleri herkesin güven birliğine vardığı ve çok daha pratik olduğu düşünülen para ile gerçekleştirilmeye başlandı. Paranın kudreti sınırları aşıp savaş içindeki dinlerin dâhi ortak bir noktada buluşmasını sağlamıştı. Öyle ki, Hristiyanlar Müslümanların, Müslümanlar ise Hristiyanların paralarını hiç çekinmeden kullanıyordu. Paranın dünya üzerindeki dolaşımının artmasıyla birlikte; mal varlığı, sermaye birikimi ve nihayetinde zenginlik kavramları ortaya çıktı. O zamanın zenginleri tacirler ve soylulardı. Bu kimseler, artan servetlerini uzun seyahatlerinde veya gündelik hayatlarında güvenerek emanet edebilecekleri yerler arıyorlardı ve bu arayışın sonunda adına kocaman harflerle “BANKA” diyeceğimiz yapıları oluşturmuşlardı.

Yüz yıllar içerisinde bankaların elde ettiği kâr ve güç yükselen bir ivmeyle arttı. Kapitalizmin toplumların iliklerine işlemesindeki en önemli yapı taşı olarak ayrıca yerlerini aldılar. Eskinin güven köprüsü para kendine öyle güzel bir liman bulmuştu ki artık insanlar ona güvenmektense bankalara güvenebilirdi. Para, üzerindeki tüm derdi ve tasayı bu şekilde, dört duvarlı şık, banka kalantorlarına devrediyordu. Süreç o kadar sağlam adımlarla ilerliyordu ki, bankalar dilerseniz var olan paranızı saklıyor, dilerseniz de size ödünç para veriyordu. Paranın tüm kontrolü bankalara geçmeye başlamıştı. Dolayısıyla ekonominin tekeli de yavaş yavaş bankalara devr oluyordu. Para artık sadece bir araçtı.

Teknoloji, bilgisayarlar ve dijitalleşme, 90’lı yılların başından itibaren perakende düzeyinde tüm dünyayı daha da etkisi altına almaya başladı. Güvendiğimiz bankalar artık parayı saniyeler içerisinde dolaştırabiliyor ve insanlara anında harcatabiliyordu. Bilgisayarlarla birlikte internetin ellerimizin altına kadar gelmesiyle, para da ekranlardaki yerini aldı. Çünkü artık internet bankacılığımız vardı. İstersem size aklımda hiç bir soru işareti olmadan, çalıştığım banka aracılığı ile para gönderebilirdim. Bu sayede tacirler ve para kullanıcıları kocaman bir nefes alabilirdi!

İşte bu serüven içerisinde, 2009 yılı Kasım ayında (Bu tarih oldukça önemli çünkü 2008’de ABD ve Dünya genelinde büyük Mortgage krizi yaşandı.) bir öncü (Nakamoto) es verdi ve şu soruyu sordu:

“Peki ama neden bankalara güvenmek zorundayız ki?”

Ardından kendine şu cevapları vermeye başladı. “Şu an bankaların en temel işlevi nedir ki; para transferini gerçekleştirmek ve ekrandaki paranın iki kez kullanımını (mükerrerlik) engellemek. Tamam çok güzel, ben matematiği ve şifreleme algoritmalarını kullanarak bu güven mekanizmasını ve değeri iki kez kullanım sorununu belli bir veri ağıyla da çözebilirim. Eee o zaman bankalara neden ihtiyacımız olsun ki?” sonrasında işe koyulmaya başladı ve nihayetinde blok zinciri mekanizmasını oluşturdu. Ama bunun öncesinde tüm bu bilgi transferi işlemlerinin bir yerde saklanması gerekiyordu.

Nakamoto, bunu tabi ki en nihayetinde, büyük bir veri saklama çözümü satın alarak veya kendi bünyesinde oluşturacağı veri saklama sistemleriyle de sağlayabilirdi. Ancak adı üstünde bu bir devrimdi. Kuracağı sistem kimsenin tekelinde olmamalıydı, yönetimi tüm katılımcılar yapmalıydı. Onun yegane arzusu, katılımcıların ona güvenmesindense sisteme güvenerek dahil olmalarını sağlamaktı. Yani bir nevi bağıntılı dişli çark mekanizması oluşturarak, bu sistemin bir zincir gibi uzayıp gitmesini istiyordu. O yüzden kendi kendine şunu söyledi:

“Tüm veriyi herkese açıyorum ve hatta dileyen tüm bu veriyi kendi bilgisayarında dâhi saklayabilir!”

Evet yanlış okumadınız. Nakamoto’nun kurduğu sistemde işleme tabi olan tüm veriler herkese açılmıştı. Dahası bu sistemi işleten sistemin katılımcıları olacaktı. Ki bu yüzden de makalesinin adı “Eşten-eşe” (Eşten eşe ile buradaki her bir katılımcı tasvir edilmiştir.) ile başlıyordu. Eş’ten eşe olsun, veri herkese dağıtılsın istiyordu çünkü ancak bu şekilde kesintisiz ve kaybolamayan bir veri ağı kurabilirdi. Ancak ortada koskocaman bir sorun vardı: “Peki ama insanları bu sistemin katılımcısı olmaya yönelik nasıl teşvik edebilirdi ki?”. Cevap oldukça basit ve akıllıcaydı: tabi ki “Bitcoin” ile. Evet, bugün internette hemen her yerde kolayca karşılaşabileceğimiz “Bitcoin” kelimesi, Nakamoto’nun kurmuş olduğu sistemi işletebilmesi adına türetilmiş sadece bir ödül mekanizması, aynı zamanda blok zinciri teknolojisinin de ilk uygulamasıydı. Ardından şu soru aklınızda canlanabilir:

“Katılımcılar ödül kazanmak için ne yapıyorlardı ki?”

Aslında bu konu teknik olarak oldukça karmaşık. Ancak en temel düzeyde bahsetmek gerekirse; Nakamoto’nun kurgulamış olduğu sistem, güvenilirliğine bağlı olarak tamamen şifreleme algoritmalarına ve üst düzey matematik çözümlemelerine dayanıyordu. Nasıl ki hesap makinalarının en basit işlemleri dâhi yapabilmesi için pile ihtiyacı varsa, Nakamoto’nun da bu karmaşık ve ağır işlemleri yaptırabilmesi için bilgisayar gücüne ihtiyacı vardı. Ki bunu da en basit yoluyla kazan-kazan ilişkisine dönüştürerek, katılımcılara şu şekilde vaatte bulundu:

“Bitcoin sistemine katılın! Bu sisteme bilgisayar gücünüzle dahil olursanız, ben de size yaratmış olduğum bu yeni para biriminden vermeyi taahhüt ediyorum!”

Ve Nakamoto böylece ortalığı kızıştıran teklifi yapmış oldu. 2009’dan bu yana Bitcoin’in değer değişimi öyle arttı ki bugün 1 Bitcoin 1238 Amerikan Doları’na eşit hale geldi. Böylece internetin ilk fenomen dijital para birimi de oluşmuş oldu. 2009’dan sonra blok zinciri teknolojisi kullanılırak bir çok dijital para birimi oluşturulmaya başlandı. Buna da literatürde “alt coin” adı verildi. Şimdi asıl soru belki kafanızda canlanmıştır:

“Demek işin sırrı blok zinciri teknolojisinde? Peki blok zinciri nedir?”

Blok zinciri mekanizması, bilgisayar bilimleri ile uğraşmayan bir çok profesyonel için hiç bir anlam ifade etmiyor. Bunu açıklığa kavuşturmak temel düzeyde teknolojinin gelişmesi ve açık inovasyon ile bütünleşmesi adına oldukça kritik. Gelin bunu biz Türkiye’de yaşayanlar için çok aşina olduğumuz bir sektör olan inşaat sektörü üzerinden anlamaya çalışalım:)

Yeni bir inşaat dünyası hayal edin, 10.000 katlı dev bir gökdeleni (Blok Zinciri), binlerce müteahhitin (Madenciler — Katılımcılar) inşa edeceğini düşünelim. Tabi ki bu inşaat için bir şartnamemiz (Bitcoin Blok Zinciri Protokolü) de olacak ve her müteahhitin birbirinden haberdar olduğu bir ağ (Blok Zinciri Ağı) ile aralarında bağlandığı ve aynı zamanda kendi sahasında inşa ettiği her bir kat (Zincirdeki Her Bir Blok) için de, bu katı inşaat alanına yerleştirdiği an, diğer müteahhitlerin onayını (İş Akdi) alarak o katın satış bedelini ödül (Bitcoin) olarak kazandığı bir sistemin yaratıldığını düşünelim (Bu ödül dijital olarak yoktan var ediliyor, kimse bu ödül için bedel ödemiyor). Bu inşaat sistemi ütopyasında müteahhitler ve diğer sistem katılımcıları şunlardan haberdardır:

  • Bu gökdeleni inşa etmek müteahhitler arasında bir yarıştır.
  • Gökdelende yaşamak isteyen bizler de sürekli tuğla üretip müteahhitlerin inşaat yapması için onlara yollarız.
  • Haliyle gökdeleni inşa edebileceğimiz inanılmaz bir tuğla (Bitcoin işlemi) kaynağı bulunuyor. O kadar çok tuğla var ki bunların arasında belli sıralamayla müteahhitler istediğini seçebilir. Öyle ki bazı tuğlalalar altından yapılmış ve müteahhitler o tuğlaları kendi inşa ettikleri katın yapımında kullanabilmek için adeta birbirleriyle yarışıyorlar.
  • Yarışın kuralları basit, şartname kapsamında, müteahhitler, tuğlalar birbirine bağıntılı olacak şekilde odaları oluşturur ve katı tamamlar. Müteahhitlerin hangi tuğlayı seçtiği önemli değildir. Zaten bilirler ki sisteme gelen her bir tuğlanın eşi bulunmuyor ve o kendi kat inşasında kullandığı an sistemden tuğlalar da haliyle çıkarılmış olacaktır. Aynı zamanda şu da kesindir ki kat bitmişse, +1 kat gökdelene eklenmiş olur. Diğer hiç bir müteahhit, gelip o katı yıkamaz. Müteahhitler burada oldukça bencildir. “Diğer müteahhitlerden çok daha iyi inşaat gereçlerim (Bilgisayar donanımı) bulunuyor ve katı da tamamladım. Haliyle ödül benim hakkım. Madem ödülü istiyorlardı, diğerleri daha hızlı olsaydı!” deyip işin içinden çıkarlar ve hemen sıradaki katın mücadelesine girişirler.
  • İnşaat gereçleri burada sadece katların yapımı için değil aynı zamanda tuğlaların şartnameye uygun malzeme ve yapıda olduğunu doğrulama yarışı için de kullanılır. Ki yarışma içerisindeki en önemli detay da budur.
  • Dünyanın her tarafından bu inşaata müteahhit olarak dahil olunabilir. Bir kısıtlama yoktur.
  • Sistemde objektiflik ve temel dizilim kuralları matematiksel algoritmalarla sağlanır. Kişi veya kurum görüşleri bu noktada devre dışıdır. Bu sayede halkın ve sistem katılımcılarının güveni bir kez daha kazanılır.
  • Müteahhitlerin içinde bulunduğu kat yarışı da keza matematiksel kurallara ve doğrulama mekanizmalarına bağlıdır. Her katın şartnameye uygunluğu da yine bu kurallara bağlı olarak diğer sistem katılımcıları tarafından doğrulanır.
  • Kat sayısı arttıkça, alttaki katların kötü niyetli başka bir müteahhit tarafından yıkılma girişimi daha da zorlaşır. Bu da tuğlaların, odaların ve katların güvenirliliğini arttırmış olur. Ayrıca tuğlaların ve katların nizam doğruluğu da katılımcı olsun veya olmasın tüm gözlemcilere açıktır.
  • Bu inşaat sistemi sayesinde kazan-kazan projeleri yaratılmış olur. Gökdelende oturacaklar da mutlu, inşaatı gerçekleştiren müteahhitler de. Sistemde iyi niyetli müteahhit ve daire sahibi sayısı fazla olduğu sürece de sistemin yıkılması daha da imkansızlaşır.
  • Sistemdeki kat sayısı ve iyi donanımlı müteahhit sayısı arttıkça sistemde kat yapmak da zorlaşır. Haliyle en iyi ve kaliteli malzemeye sahip olan müteahhit daha çok kazanmaya başlar.
  • Tabi ki bir kaç müteahhit bir araya gelerek güçlerini birleştirerek (Pool Kavramı) piyasa üzerinde baskı da oluşturabilir (Şu an için bu başka bir yazının konusu olarak kalsın).

Peki var olan sistem yerine neden bu sistem kullanılsın ki?

  • Öncelikle bu inşaat sisteminin sahibi halktır. Halk bu sistemi destekledikçe sistem var olacaktır. Haliyle, 3. şahıs bir kuruma veya kişiye bağlı değildir. Bu sayede güvenilirliği üst düzeydedir. Şartnamedeki değişiklikler de yine bir konsensüse bağımlıdır. Burada müteahhitler sadece aracıdır. Tabi ki müteahhitler olmadan inşaat sürdürülemez. Ancak müteahhitler de kazançlarını sistem üzerinden sağladığından halkla temasları veya halk üzerinden bir çıkarları yoktur.
  • Sistemdeki her girdi ve çıktı yine halk ve sistem katılımcıları tarafından kontrol edilebilir. Şartname dışına çıkmak ve usulsüzlük neredeyse imkansızdır.
  • Tüm kimlikler şifrelenmiştir. Bu sayede tuğlayı sağlayan halk da inşaatı yapan müteahhit de huzurludur. Şartname ile uyuşmak yine bu konuda da temel alınır.
  • Her şeyden önemlisi de halk bu inşaatı arada bir aracı olmadan sürdürebilir. Sistemin asıl önemli noktası da budur. Halk müteahhitlerle değil sistemle muhattap olur. Keza müteahhitler de halkla değil yine sistemle muhattap olur.

Yukarıdaki anlatım oldukça basitleştirilmiş şekilde bir Blok Zinciri tanımlamasıdır diyebiliriz. Tek fark Bitcoin uygulamasının var olan Bankacılık ve Finans sektörüne bir karşılık olarak yaratılmasıdır. Şimdi kafanızda canlanan bu dünya ile Bitcoin ve Blok Zinciri’ne dönecek olursak:

  • Blok Zinciri bir teknoloji, Bitcoin ise onun ilk uygulamasıdır.
  • Bitcoin, bankacılık ve finans sektörüne yönelik bir uygulamadır. Yani, Blok Zinciri Teknolojisi çok daha farklı sektörlerde de kullanılabilir.
  • Bitcoin ilk dijital para birimidir. Bugün, Dolar, Avro ve Türk Lirası gibi belli bir değer değişimine sahiptir.
  • Blok Zinciri Teknolojisi tamamen şifreleme algoritmalarını (SHA256, RIPEMD160, CSPRNG, Elliptic Curve Cryptography v.b.) kullanarak gizliliği ve güvenirliliği belli bir konsensüse bağlar.

Yukarıdaki örnek üzerinden Bitcoin’e ait Blok Zinciri Teknolojisi’ni tanımlamamız gerekirse:

  • Bitcoin, müteahhitlerin kazanmış olduğu ödüldür.
  • Tuğlalar, insanların birbirleri arasında yapmış olduğu Bitcoin işlemleridir.
  • Şartname, Bitcoin Protokolü’dür.
  • Tuğlaların biriktiği ve aynı zamanda müteahhitlerle birlikte tüm katılımcıların içinde bulunduğu ağ, Bitcoin işlemlerinin birikmiş olduğu Bitcoin Blok Zinciri Ağı’dır.
  • Katlar, Blok Zinciri’ndeki her bir bloktur.
  • Müteahhitler, Bitcoin işlemlerini ardı sıra birleştiren, bir araya getiren sonrasında bir araya getirdikleri bu işlemlerle blokları oluşturan, Madencilerdir. (Bitcoin işlemlerinin doğruluğunu onaylamak için matematik algoritmalarını çözmeye çalışmak bu sistem içerisinde madencilik olarak tanımlanmıştır.)
  • Müteahhitlerin, birbirlerini, inşa ettikleri kat için haberdar etmesi, Bitcoin sistemi üzerinde madencilerin yapmış olduğu her bir bloğu ağa yaymasıdır.

Peki var olan Bankacılık sistemi yerine neden Blok Zinciri Teknolojisi kullanılsın ki?

Bu soruyu Bitcoin uygulaması üzerinden yanıtlayalım:

  • Bankalar parayı tekelinde tutar. Sistemleri kapalıdır ve kullanıcıları tarafından güvenilirliği doğrulanamaz. Blok Zinciri, Bitcoin’i tekelinde tutamaz. Sistem halka açıktır ve sistemin protokole uygun işlediği herkes tarafından kontrol edilebilir. Bir diğer adıyla dağıtılmış hesap defterleri (Distributed Ledger) topluluğudur.
  • Bankalar yüksek işlem ücretleri talep eder. Bitcoin’de işlem ücretleri oldukça düşüktür.
  • Güvendiğiniz bankanın sistemleri çökebilir. Bitcoin ise Blok Zinciri üzerinden dağıtılmış bir ağda işlem gördüğü için aynı anda tüm sistemin çökmesi neredeyse imkansızdır.
  • Bankaların, Dünya’nın herhangi bir bölgesine gerçekleştirdikleri yüksek mebladaki gönderilerinin süresi 1–7 iş günü şeklinde uzayabilmektedir. Bitcoin uygulamasında ise böyle bir kısıt yoktur.
  • Bankaların kağıt işleri ve bürokrasisi vardır. Bu da daha fazla iş gücü demektir. Bitcoin Blok Zinciri uygulamasında ise kağıt işleri yoktur. Bürokrasi neredeyse sıfırdır. Tüm sistem matematiksel algoritmalara ve şifreleme mekanizmalarına bağlıdır.
  • Merkez bankalarının para basma prosedürünün gizliliği saklıdır. Bitcoin’in ise yıllar içinde basılacak miktarı bellidir ve içerisinde enflasyon kavramı barındırmamaktadır.
  • Belki de en önemlisi var olan Bankacılık sisteminin işleyişi manipüle edilebilir. Blok Zinciri Teknolojisi’nin ise manipüle edilebilmesi neredeyse imkansızdır.
  • Var olan bankacılık sistemi geçmiştir. Blok Zinciri Teknolojisi ise gelecektir.

Yukarıda da bahsettiğim üzere. Bitcoin sadece bankacılık ve finans sektörüne yönelik bir uygulamadır. Burada asıl bahsetmek ve üzerinde durmak istediğim konu Blok Zinciri Teknolojisi’dir, var olan Bankacılık sektörünü kötülemek değil. Aksine bugün özellikle Amerika ve Avrupa’da büyük bankalar alt yapılarını Blok Zinciri Teknolojisi alt yapısına entegre edebilmek için oldukça yoğun mesai harcıyor. Blok Zinciri Teknolojisi’nin önemini şu şekilde düşünebiliriz:

“İçerisinde herhangi bir aracı veya sözleşme unsuru barındıran tüm sistemler ve sektörler Blok Zinciri Teknolojisi’ne entegre edilebilir.”

Bu nedenle bu teknoloji devrimdir. İş süreleri, süreçleri ve bürokrasi tamamen en az düzeye indirgenebilir. Yapılan işlerde demokrasinin önceliği ve konsensüs sağlanabilir. Objektiflik ve iş akdinin ilk sırada kendine yer edindiği kaliteli iş süreçleri yaratılabilir. Belli kişi ve kurumların çıkarlarındansa, halkın ve sistem kullanıcılarının tümünün faydalanabildiği mutualist bir düzen kurulabilir.

Tabi ki bu teorik bilgilerin gerçek dünyaya yansıdığı pratiklerde karşımıza yanlış örnek ve sistemler de çıkmayacak değildir. Aksine Bitcoin içinde dâhi başlangıçta bir çok şüpheli yaklaşım ve olay gerçekleşmiştir. Ancak var olan sistemle karşılaştırıldığında kötüye kullanım ve usulsüzlük oranı veya girişimi oldukça düşük seviyelerdedir. Ayrıca bu sistem halka, gelişime ve geleceğe açıktır.

Blok Zinciri Teknolojisi üzerine kesin ve net olan tek bir şey vardır ki o da “Güven mekanizmasını oluşturan unsurun insanlar değil, Matematik ve şifreleme algoritmaları olduğudur”.

Gelecek bir yerlerde ve biz ona çok yakınız.

Yarına.