yazmak ne kadar zor olabilir.. istifadan tam 3 ay sonrası!

Yazmanın iyi geleceğini çok iyi bilip bir türlü başlayamamak, sürecin aylar alması.. Çok haklı sebeplerden dolayı hayatındaki en radikal kararı alıp sıfır noktasına dönmüş birinin çaresizliği..30 yaş sendromu da cabası! grrr…

İçindeyken o ortamı hiç istemediğine, zerre ait hissetmediğine, yaptığın işin sana uygun olmadığına adın gibi emin olup, her sabah yataktan kazınarak kalkıp geç gittiğin işinden ( günaydın yerine oo patron geldi diyen arkadaşlarımı özledim ) istifa ettikten sonra yaşanan sancılar nedendir ? Sana yapmadığı eziyeti bırakmayan, her konuda terör estiren yan masadaki eski sevgilinin hiçbirşey olmamışcasına işine devam ettiği gerçeğiyle savaşmak mıdır ? Böylesi bir yanlış karar alabildiğin için kendinden soğumak mıdır? Aylar içerisinde problem işin kendisi mi, sorunlu ilişki mi, yöneticiler mi, firma yapısı mı ayırt edemez hale gelip, istifa etmenin mutlu son olduğuna karar verdiğimde hissettiğim o büyük gücün ve doğruluk hissinin nereye gittiğini sorabilir miyim?

Soramıyorum. Soruları uç uca eklediğimde hatalar zinciri var önümde. Kendine saygısından o meşhur “comfort zone” gibi görünen, ve tam da görünürde öyle olup iç huzurdan eser bırakmayan hayatıma bir son verdiğim içim için kendimle gurur duymaya çalışmak kalıyor. En azından cesur biriyim demeye çalışıyorum. Demeye çalışıyorum çünkü yanında getirdiklerini göze almış olmak şimdi durduğum yerden baktığımda delilik!

Mezun olduktan sonra herkesten hızlı koşan ben, o dönem yaşamadığım işsizlik sürecini 30 yaşında yaşıyorum. Üstelik bu sefer kendime dürüst olmaya çalışarak. Aynı işe devam etmek istemediğimi bilerek fakat aynı zamanda tam olarak ne istediğimi bilmeyerek. Hayatındaki bu boşluğu iyi değerlendir diye kendimle konuşmaya çalışıp anksiyetemle başa çıkamayarak. Sürekli ne yapabilirim sorusuyla uğuldayan aklımla spor, internet, kitap, telefon, çay, kahve trafiğinde kendimi kaybederek. Özetle delirerek! Yeniden ve aslında- kendimi o resmin içinde görmekten mutlu olacağım bir iş seçmişim, kişiliğime yeteneklerime ve kapasiteme uygun olanı değil- seni neyin mutlu edeceğini ve aynı zamanda para kazandırabileceğini bulmak ne zormuş.

Diğer taraftan yıllardır beyaz gömleğimle iş aralarında iç geçirerek okuduğum, kendini bulan kişinin hayatının kendiliğinden her alanda yoluna girdiğini anlatan bloglardaki gibi en parlak sürecim olması gerekmez miydi ?

Akışa bırakmak, hayata ve getireceklerine güvenmek, korkulardan arınmak, kendini daha çok dinlemek ve anlamak, yavaşlamak, ruhsal ve bedensel arınma süreci…

Hissettiklerimin üstte sıraladıklarım ile uzaktan yakından alakası yok ne yazık ki ! Çalışırken kurduğum felaket senaryolarının zaten hepsi oldu, artık bir nebze olsun rahatlayabilsem…

Hayat, önemsediği değerleri ile sınıyor insanı.

Canım sıfır noktası. 
Canım 30 yaş.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.