Yavaşça Konuş ve Kalın Bir Kavram Taşı

Talha Gülmez
Sep 1, 2018 · 3 min read

Normatif disiplinlerle -estetik, etik, epistemoloji- ilgilenenlerin bildiği bir konsept vardır: Kalın kavram (thick concept). Kalın kavramlar kısaca hem betimleyici hem normatif boyut olan kavramlara verilen isimdir (ve bunlar bu özelliği belirtilmek istendiğinde büyük harflerle yazılır). Örneğin DÜRÜST kavramı ahlaki (ve epistemik) kalın kavramların en basitlerindendir. “Talha dürüsttür.” dediğimizde biz (a) Talha’nın dürüst olma niteliğine sahip olduğunu ve (b) bunun özenilmesi, örnek alınması gereken iyi bir şey olduğunu söylüyoruzdur. (a) Kısmı betimseldir, yani benim o anda ne olduğumu gösterir, (b) kısmı ise normatiftir, olması gerekeni gösterir. Böylece DÜRÜST, iki boyutu olan kalın bir kavramdır. (Bunun aksi, ince kavramlar, sadece tek boyuta sahip kavramları ifade eder. Mesela “güzel, iyi, çirkin, estetik” gibi kavramlar buna misal verilebilir. Bazılarının ince kavram diye bir şeyin olduğunu reddettiği şerhini de düşelim.)

Kalın kavramlar genelde felsefi tartışmaların konusu olsa da aslında gündelik hayatımızı sarıp sarmalayan şeylerdirler de. Gündelik siyasetten toplumsal normlara birçok alanda kilit bir rol oynamaktadırlar zira kullandığımız dilin kuvveti sandığımızdan yüksektir. Kelimelerle sözler verir, eylemlerde bulunur, sorumluluk altına gireriz, sözcükler toplumun olduğu her yerdedir ve sözcüklerle yapılabilecek şeylerin sınırı yoktur. Bundan dolayı aslında normatif olmayan sözcüklerin içine dahi normatif anlamların sızması beklenmedik bir şey değil. Sıkıntı, bu kalın kavramların toplumu güden çobanların elinde kalın, kapkalın sopalara dönüşmesinde. Normalde altı üstü bir inancı belirten ateist kelimesi, çobanların elinde “bunlar ATEİST” oluyor, onlar ATEİST olursa beri kısmın bunlara düşman olmaması gerekir, ne de olsa ATEİST demek kötülük demek, uzaklaşılması gereken demek. “KIZLI-ERKEKLİ”, kendince oturan gençlerin sırtına iniyor. HAİN kelimesi, normatif imasından dolayı mühim tartışmaları engelleyip kim hain kim değil kavgasına tutuşturuyor. Bir kelimenin orijinal anlamı ne kadar iyi olursa olsun onu alıp içine bolca kötü koku eklerseniz kimse yaklaşmak istemez o kokudan dolayı. Sonuçta Toplumsal İstenirlik Eğilimi var, kimse toplumun dışladığı şeylerle özdeşleşmek, insanların takdirinden mahrum kalmak, onların sevgisizliğini kazanmak istemez. Kötü kokanları kimse sevmez.

Siyaset doğası gereği sürekli kalın kalın sopalar üretir. Anthony Marx’ın şahane eseri Faith in Nation’da anlattığı doğruysa, milliyetçiliğin çivili sopaları mesela bu nedenle icad olunmuştur. On dördüncü yüzyılın İspanyol yönetimi içerdeki mezhepsel/dini çatışmaların iktidarın kuvvetini nasıl azalttığını görüp “Durun, siz kardeşsiniz, biz size dövüşecek başkalarını bulalım.” deyip sınırların ötesindeki yabancıları yapmış sana YABANCI. Eskiden alelade yabancıydılar, öylesine insanlardılar, umursamamak gerekirdi. Ama o capslock açılınca birden kötü kokmaya başladılar her nasılsa. Hükümetin hikmeti işte.

Bizde de vardı mesela aynı şey. Kim unutabilir GEZİCİLERi. Hükümetin politikalarına meşru direnişçiler capslock nedeniyle en azından toplumun bir kesimine pis kokmaya başladılar (bir kısmı üzerlerine sinen bu pis kokuyu kendi kimlikleri bilip sevdi, evet kokuluyuz demeye başladı, orası ayrı mesele). Gezicileri kalınlaştırmak hükümetin başına gelen en iyi şeylerdendi, zira kendi tabanının (sine-i yüzde ellinin) saflarını müthiş sıklaştırdı. Aynı şansı 15 Temmuz’da, bir de geçenlerdeki “Amerikan ekonomik operasyonlarında” yakaladılar. Her seferinde kalınlaşacak kavramlar bulundu, saflar sıklaştırıldı, iktidar yeniden meşrulaştırıldı. Kalın bir kavram bir siyasetçinin en iyi yardımcısı. Elinin altında birkaç yüz tane kalın kavram olan siyasetçinin sırtı yere gelmez, en azından kısa vadede.

Bu sorunun bir parçası. Bir diğeri de sanırım elimize biriken bu sopalarla ne yapacağımız sorusu. Bir kere kalınlaşan bir kavramın tekrar incelmesi mümkün mü şüpheliyim. Siyaset bize kalın kalın kavramlar hediye ediyor, bunları benimsiyoruz, kullanıyoruz, ama bunların büyük çoğunluğu gereksiz vehatta zararlı. E fırlatıp atamıyoruz da yerleşen bir şeyi. Doğrudur, bazıları kullanımdan düşüyor, modası geçiyor. Ama yerine yenisini koymakta zorlanmıyor siyasetçiler. Bu kadar çok normativite sağlığa zararlı. Kelimeleri kafa rahatlığıyla kullanamamaktan insanın ciğeri soluyor. Dikkatli olmak isteyen biri için mayın tarlasına dönüyor dil.

Günün sonunda siyasetin bozmadığı bir alan yok gibi görünüyor, dokunduğu her şeyi çürütüp hasta eden vebadan farksız. Sonra vay efendim bu gençler niye bu kadar antipolitik!

Written by

Amatör failosof, kalifikasyonsuz eleman

Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade